
İnfantisit, bebek/küçük çocuk cinayeti veya bebek/küçük çocuk katli bebeklerin kasıtlı olarak öldürülmesidir. İnfantisit, insanlık tarihi boyunca çoğunlukla istenmeyen çocukları yaygın olarak gerçekleştirilmiştir. Asıl amacı, kaynakların zayıf veya engelli yavrular için harcanmasını önlemektir. İstenmeyen çocuklar genellikle ölüme terk edilirdi ama bazı toplumlar kasıtlı olarak da öldürülürlerdi. İnfantisit, neredeyse her yerde yasak olsa da bazı yerlerde bu uygulamaya göz yumulmakta ya da yasak sıkı bir şekilde uygulanmamaktadır.
Taş devri insanları rutin olarak bu uygulamayı gerçekleştiriyordu. Mezolitik ve Neolitik çağdaki çocuk ölümlerinin yüzde 15 ila 50 arasının infantisit ile öldüğü tahmin edilmektedir. İnfantisit tarihi çağların başlasından sonra da Antik Yunan, Roma, Fenike, Antik Çin, Antik Japon, İslam öncesi Arabistan, Aborjin ve Amerikan yerlileri gibi nice toplumda yaygın olarak devam eder.
İnfantisit Avrupa ve Yakın Doğuda, birinci milenyumda yasak hale gelir. Hristiyanlık infantisidi ilk zamanlarından beri yasakmıştır ve Roma'nın Hristiyanlaşması(Historiography of the Christianization of the Roman Empire) sonucunda I. Konstantin ve I. Valentinianus tarafından 4. yüzyılda Roma İmparatorluğu genelinde infantisit yasaklanmıştır. Kur'an infantisidi yasakladığı için İslam'ın yayılması ile 7. yüzyıldan itibaren Arabistan'da da bu uygulama son bulur. Erkek bebeklerin katli Ming Hanedanı (1368-1644) devrinde artık Çin'de yaygın değildi lakin kız bebekleri katli Tek Çocuk Politikası (1979-2015) devrinde daha yaygın haline gelecekti. East India Company, idaresindeki Hindistan'da infantisidi ortadan kaldırmak için teşebbüste bulunsa da kısmen başarılı olur ve günümüzde de Hindistan'ın bazı kısımlarında kız infantisidi devam etmektedir. Sanayileşmiş toplumlarında oldukça nadir bir uygulama olsa da diğer yerlerde devam edebilmektedir.
Ebeveynlerce işlenen infantisit üzerine çalışan araştırmacılar; anne ve babaları infantisit işleme sıklığının aynı olduğunu, babaların daha çok fiziksel şiddet ile, annelerin ise boğarak ya da havasız bırakarak bu fiili işlediğini, geçimsizlik, istikrarsız ilişki ve bunun sonucu ortaya çıkan sorunların bu çocukların ölümüne katkıda bulunan faktörlerden olduğu ortaya çıkarmıştır.
İnfantisit, zaman içinde birçok şekil almıştır. Doğa üstü güçlere çocuk kurban etmek, örneğin Antik Kartaca'da uygulandığına inanılan Molek'e çocuk kurbanı gibi, Antik Dünya'nın en kötü şöhretli uygulamalarından biridir.
Mısır'dan Çıkış kitabında Firavun I. Seti, İsrailoğullarının erkek bebeklerinin toplu katlini emreder. Bu Kitab-ı Mukaddes'te anlatılan ilk kayda değer infatisit olaylarından biridir ki Firavun'un sayıca çoğalıp güçlenmiş İsrailoğullarından korkusunu yansıtmaktadır. Bu olay Kur'an'da da geçer.
Antik Avrupa ve Asya'da sıklıkla kullanılan infantisit yöntemi çocuğu terkederek hipotermi, açlık, susuzluk, hayvan saldırısı vs. sebeplerle ölmesinden ibarettir.
Akademisyenlerin ufak kısmı bu uygulamayı "Erken infantisidal dönem" olarak değerlendiren alternatif bir ekolü kabul ederler. Ebeveynlerce işlenen infantisitlerin ebeveynlerin bilinçdışının- jenerasyonlar arası, onların ebeveynlerinin istimarından kaynaklı- çocuğa yoğun bir şekilde projeksiyonlanmasının veya çocuğun yer değiştirmesinin istenmesi ile ilişkilendirirler. İnfantisidi gerçekleşti ebeveynin bebeği hakkında çoğu zaman bireysel psikolojisi, mevcut ilişki konteksti, bağlanma süreci ve en bariz şekilde psikopatolojisiyle de şekillenen muhtelif motivasyon, çatışma, duygu, düşünce ve ilişkileri mevcuttur. Almeida, Merminod, ve Schechter'a göre infantisit içeren fantezi, projeksiyon ve illüzyonlara sahip ebeveynler ciddi alınmalı ve dikkatlice değerlendirilmelidirler.
Nice neolitik grup, arazilerinin kendilerine yetebilmesi için nüfuslarını kontrol ediyorlardı ve bunun için infantisidi de rutin olarak kullanıyorlardı. Joseph Birdsell'e göre tarih öncesinde doğumların %15 ila %50'si, Laila Williamson'e göre %15 ila %20'si infantiside uğruyordu. Her iki antropolog da bu yüksek infantisit oranlarının tarım devrimine kadar sürdüğünü savunmaktadırlar. Paleolitik çağda İngiltere'de yenidoğan kız çocuklarının yarısının infantisit edildiği de iddia edilmiştir. Antropolojist Raymond Dart, parçalanmış hominid kafataslarından(mesela Taung çocuğu) yola çıkarak bunu kanibalizm varlığına delil saymıştır lakin günümüzde bu açıklamanın doğruluğu belirsiz ve muhtemelen yanlış olduğu düşünülmektedir. Çocukların direkt olarak öldürülmesiyle açıklamaktansa ihmal ve kasti yetersiz besleme ile açıklanabileceği Vicent Lull tarafından Minorka adasındaki prehistorik erkek nüfus fazlalığını ve kadınlardaki ortalama altı boyu açıklamak için iddia edilmiştir.

Arkeologlar muhtelif yerlerde çocukların kurban edildiğine dair fiziki kanıtlar bulmuşlardır. Bilinen bazı iyi örnekte bu uygulamanın Mezoamerika ve İnkalarda çeşitli dini ayinlerin bir parçası olarak gerçekleştirildiği bilinmektedir.
Eski dünya'da infantisite ait birçok kalıntı mevcuttur. Babil tanrıçası İştar, çocuk kurbanı ile teskin edilirdi. Helen kavimleri gelmeden Yunanistan'da yaşayan Pelasgların yokluk zamanlarında her on çocuktan birini kurban ettiği bilinmektedir. Günümüz İsrail topraklarında bulunan Gezer yapılan kazılarda toprak kavanozlarda bulunan sekiz günlükten küçük çocukların kalıntıları, çocuk kurbanına dair delil olduğu düşünülmektedir. Mısır'da 22. Hanedan zamanlarına tarihlenen kurban edilme izleri taşıyan çocuk iskeletleri bulunmuştur. Kartaca ise antik dünyada çocuk kurbanı ile kötü şöhretin zirvesine ulaşmıştı. Kartacalıların yanı sıra diğer Feniklilerin, Kenanlıların, Moablıların ve Sefarvitlerin doğan ilk çocuğu tanrılarına sunduğu bilinmektedir.
Mısır halkı, tüm sosyal tabakalarında, her iki cinsiyetteki çocuğa da değer verirdi. İnfantiside dair herhangi bir delil yoktur. Antik Mısır dini infantisidi yasaklar. Mısırlılara Greko-Romen devirde gübre yığınlarına bırakılarak terkedilmiş bebekleri kurtarıp evlat edinmelerine veya köle olarak yetiştirmelerine müsaade edilirdi ve sıklıkla kurtarılışlarının bir hatırası olarak "kopro-" ile başlayan isimler verilirdi. Strabon her çocuğun yetiştirilmesi gerektiği fikrini, Mısırlıların bir garipliği olarak değerlendirmişti. Diodoros infantisidin cezalandırılabilir bir suç olduğunu bildirir. Antik Mısırın verimli toprakları sulanması Nil'in yıllık taşkınlarına büyük ölçüde bağlıydı. Nil'in taşkınları yıldan yıla büyük farklılar sergiliyor ve taşkınların az olduğu yıllarda ziraat için yeterli su elde edilemediğinden gıda sıkıntıları baş gösteriyordu. Art arda birkaç sene tekrar eden "kötü" seller şartları daha da kötüleştiriyordu. Bilhassa MS 930-1070 ve MS 1180-1350 yılları arasında ağır kıtlıklar yaşandı. Kuraklığa kıtlıklar ve kıtlıklara veba salgınları ve sivil kargaşalar eşlik ediyordu. Bu kıtlık dönemlerinde kanibal fiillerin gerçekleştiği bilinmektedir. Bu tür etkilerin firavunlar çağında olup olmadığı meçhuldur, lakin bir teoriye göre Eski Krallığın çökmesinde bu "kötü" seller müessir olmuştur. Beatrix Midant-Reynes, Erken Hanedan Döneminde (takribi MÖ 3150-2850) Abidos'ta insan kurbanının gerçekleştiğini savunurken Jan Assmann ise Antik Mısır'da insan kurbanına dair net bir kanıt olmadığı savunur.
Bu alt başlığın genişletilmesi gerekiyor. Sayfayı düzenleyerek yardımcı olabilirsiniz. |
Kişicilik teorisi ile tanınan Peter Singer, yenidoğanların kişiliğin temel özellikleri olan "rasyonalite, otonomi ve öz bilinç"den noksan olduğunu iddia ederek "yenidoğan bir çocuğu öldürmek, bir kişiyi, yani yaşamaya devam etmek isteyen bir varlığı öldürmek ile asla eşit değildir" fikrini savunur. Bazı tıbbi etikçiler, ebeveynlere yenidoğan bebeklerini öldürme izninin verilmesi gerektiğini, çünkü bebeklerin "gerçek kişiler" olmadığını savunmaktadırlar. Bu fikirlere karşı çıkanlar da bulunmaktadır.
Bu alt başlığın genişletilmesi gerekiyor. Sayfayı düzenleyerek yardımcı olabilirsiniz. |
Infanticide is a practice present-day westerners regard as a cruel and inhuman custom, restored to by only a few desperate and primitive people in harsh enviroments (...) Infanticide has been practiced on every continent and by people on every level of cultural complexity, from hunter gatherers to high civilizations. Rather than being an exception, then, it has been the rule. [İnfantisit, günümüz Batılılarına göre zalimce ve insanlık dışı bir gelenek olarak algılan, sadece bazı primitif ve naçar insanların başvurduğu bir uygulamadır (...) İnfantisit her kıta üzerinde avcı toplayıcılıktan yüksek medeniyetlere kadar her kültürel komplekslik seviyeden insanlarca gerçekleştirildi. Bu bir istisnai durum olmaktan ziyade bir kuraldı.]
Just as most terrestrial vertebrates have evolved patterns of behavior which result in their efficient distribution in space to maximize population survival probabilities, so have men at a hunting and gathering level of economy(...) These may be examined most profitably in terms of the requirements which affect the spacing of the natal survivors. Generalized hunters with their requirements of high mobility, present the most exacting model. Australian data (Birdsell, MS-3) indicate that the inability of a mother to carry more than one child at a time, together with her female baggage, impose the first insurmountable barrier to a large number of children. This factor, strongly reinforced by an equally limiting incapacity to nurse more than one child simultaneously, imposes a minimum of a three-year spacing upon children designed for survival. Since human female reproductive physiology does not reliably prevent conception while still nursing, children who cannot be reared are frequently conceived and born. The solution is systematic infanticide.(...) Systematic infanticide has been a necessary procedure for spacing human children, presumably beginning after man’s entry into the niche of bipedalism, and lasting until the development of advanced agriculture. It involved between 1 5 and 50 per cent of the total number of births.
During the preagricultural Paleolithic period, which comprises almost 99 percent of human history, infanticide was probably universal. On basis of archeological evidence from Paleolithic burial sites and analogy drawn from modern hunter-gatherers, the infanticide rate in the Paleistocene has been estimated as from 15 to 50 percent of live births. An estimated infanticide rate of from 15 to 20 percent is given for the modern hunter-hornicultural Yanomamö [Tarım öncesi paleolitik çağda ki insanlık tarihinin neredeyse yüzde 99'una münderiçtir, infantisit muhtmelen evrenseldir. Paleolitik mezarlardan elde edilen arkeolojik deliler ve modern avcı toplayıcıların kıyasına dayanarak Pleyistosen devirdeki infantisit oranının canlı doğumların yüzde 15 ila 50'si arasında olduğu tahmin edilmektedir. Modern avcı çiftçi Yanomamö (kabilesi) için tahmini infantisit oranı yüzde 15 ila 20 arasında verilmektedir.]
Premodern England must have experienced some infanticide. The crime is as old as human society and comparative anthropologists have estimated that paleolithic parents may have eliminated as many as 50 percent of their new born females.[Tarih öncesi İngiltere'de bir miktar infantisit gerçekleştirilmiş olmalıdır. (Bu) suç insanlık tarihi kadar eskidir ve karşılaştırmalı antropolojistler yeni doğan kızların yüzde 50'sinin telef edildiğini tahmin etmektedir.]
(...)The matriarchal Babylonian goddess Ishtar was placated by the sacrifice of human infants, while the Pelasgians offered every tenth child as a sacrifice of propitiation in times of scarcity (...) Archaeologists in Gezer excavations have found the skeletons of numerous children under the age of eight days in earthenware jars. Infants bodies were also discovered in foundations in Egypt laid as late as the 22nd Dynasty from around 950-720 BC.
In Carthage, the specter of human sacrifice in the ancient world reached its infamous zenith.
In Egyptian households of all classes, children of both sexes were valued and wanted (there is no indication that female infanticide was practiced). [Mısırın tüm tabakalardaki aileler, her iki cinsiyetteki çocuğa da değer verir ve isterdi. (kız infantisidine dair herhangi bir işaret yoktur).]
Strabo thought it a peculiarity of the Egyptians that every child must be reared. The Greeks regarded infanticide as the necessary and simply proper way to deal with a problem which could not be avoided.
(...)Diodorus tells us that the infanticide had to hold the corpse of her infant three whole days in her arms; the refinement of such a punishment savours rather of the invention of the Greek philosophers.(...)
(...)The country's verdant green field and bountiful food resources depended on the fertile soil of the Nile floodplain and the annual summer flood, which commenced in mid-June and lasted until mid-October.(...)The flood discharge from the Nile varied enormously from year to year. When floods were very low, there might be severe food shortages, but excessively high flood would catastrophic destruction in villages and fields.(...)Conditions become particularly difficult when "bad" floods recurred over several successive year.(...)with the periods 930 to 1070 and 1180 to 1350 marked by severe droughts. Times of drought were accompanied by outbreaks of pestilence and civil disorder, and it is known that some people resorted to cannibalism. It is not known whether such effects occured in pharaonic times, but according to one theory, poor floods contributed to the demise of the Old Kingdom.
(...)the fact that a being is a human being, in the sense of a member of the species Homo sapiens, is not relevant to the wrongness of killing it; it is, rather, characteristics like rationality, autonomy, and self-consciousness that make a difference. Infants lack these characteristics. Killing them, therefore, cannot be equated with killing normal human beings, or any other self-conscious beings. This conclusion is not limited to infants who, because of irreversible intellectual disabilities, will never be rational, self-conscious beings.(...)