| Tyrannosaurus | |||||||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
Manchester Müzesi'ndeki "Stan" adlı örnek | |||||||||||||||||
| Biyolojik sınıflandırma | |||||||||||||||||
| |||||||||||||||||
| Tip tür | |||||||||||||||||
| †Tyrannosaurus rex ,Tyrannosaurus Mcraeensis (2024 ) | |||||||||||||||||
| Diğer olası türler | |||||||||||||||||
|
(Maleev, 1955)
(Hu, 2001)
| |||||||||||||||||
| Dağılımı | |||||||||||||||||
| Sinonimler | |||||||||||||||||
Cins sinonimleri
Tür sinonimleri
| |||||||||||||||||
Tyrannosaurus, Kretase'nin sonlarında (68-66 milyon yıl önce, Maastrihtiyen) yaşamış, büyük bir etobur teropod dinozordur. Tyrannosaurus, diğer tyrannosauridlerden çok daha geniş bir dağılıma sahipti ve bulunduğu yaşam alanındaki etçillerin en büyüğüydü. Kısaca T. rex veya popüler kültürde T-Rex olarak bilinen Tyrannosaurus rex (anlamı: "zorba kertenkelelerin kralı"), cinsin tip türüydü –çoğu taşılbilimciye göre de tek türü– ve aynı zamanda, Spinosaurus ve Giganotosaurus ile birlikte en büyük teropodlardan biriydi. T. rex, kuyruğu ile dengesini sağlayan bipedal bir yırtıcı olup uzunluğu 13 metreyi, yüksekliği 5 metreyi aşan ve yetişkinlikte 5 ile 8 ton ağırlığında olan büyük bir kara hayvanıydı. Bu cinsin üyeleri Kuzey Amerika ve muhtemelen Asya'da (Tarbosaurus) yaşamıştır. Tyrannosaurus'un gen veritabanında kaydı bulunan tüm türler arasındaki en yakın akrabası tavuktur. Tyrannosaurus, Kretase-Paleojen yok oluşu öncesinde varlığını sürdüren son kuş olmayan dinozorlar arasındaydı ve aynı zamanda Tyrannosauridlerin son temsilcilerinden biriydi.
Şu anda Tyrannosaurus rex olarak tanımlanan bir diş, Temmuz 1874'te Jarvis Hall Koleji öğrencisi Peter T. Dotson tarafından Arthur Lakes'in himayesinde Colorado'nun Golden kenti yakınlarındaki South Table Dağı'nda (Colorado) bulundu. 1890'ların başında, John Bell Hatcher, Wyoming'in doğusunda postkraniyal parçalar topladı. Fosillerin büyük bir tür olan Ornithomimus grandis'e (şimdiki Deinodon) ait olduğu düşünülüyordu, ancak şimdi T. rex kalıntıları olarak kabul ediliyor.
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nin yardımcı küratörü Barnum Brown, 1900 yılında Wyoming'in doğusunda T. rex'in ilk parçalı iskeletini buldu. Brown, 1902 yılında bu kez Montana'daki Hell Creek Formasyonu'nda yaklaşık 34 fosilleşmiş kemikten oluşan başka bir parçalı iskelet buldu. Brown o dönemde şöyle yazmıştı: “1 numaralı taş ocağında, Marsh tarafından tanımlanmamış büyük bir etobur dinozorun uyluk kemiği, kasık kemiği, kol kemiği, üç omur ve iki adet tanımlanamayan kemik bulunmaktadır. ... Kretase döneminden böyle bir şey görmemiştim.” Antik Yunanca tyrant (zorba) ile sauros (kertenkele) kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiş Tyrannosaurus sözcüğü, 1905 yılında Henry Fairfield Osborn tarafından iki ayaklı, etçil bir teropod dinozor cinsine verilmiştir. 1906 yılında bu ad, Bulletin of the American Museum of Natural History dergisinde bilimsel olarak yayımlanmıştır.

Tyrannosaurus dünya üzerinde yaşamış en büyük etçil dinozor cinslerinden biridir. Cinsin kocaman kafatasıyla ilgili bilgiler, bu yapının bütünüyle ezme işlemi için evrildiğidir. T. rex, yaklaşık 1,5 metrelik kafatası ve güçlü dişleri ile avını güçlü ısırıklarla delebiliyordu, türün fosil kayıtlarına dayanarak ortalama 12 metre uzunluğa ve 4,5 metre yüksekliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Tyrannosaurus cinsinin önemli diğer özellikleri de güçlü uyluklara ve güçlü ve uzun bir kuyruğa sahip olmasıdır. Bacak ve kuyruk yapısı onun hızlı devinmesine olanak sağlayan bir durumdadır. Bilim insanlarının yaptığı çalışmalara göre, güçlü çeneleri sayesinde Tyrannosaurus cinsi dinozorlar tek ısırışta 230 kg'ı aşkın et yiyebiliyorlardı.
Bu teropod cinsinin bir diğer karakteristik doğal özelliği de görece ufak ön kollarıdır. Bugüne değin bu kolların işlevi üzerine çokça yorum ve çıkarım üretilmişse de şimdiye değin kullanımı kesin olarak açıklanamamıştır. İlk olarak, avını kanca işlevi görür biçimde kavramak, hayvan doğrulurken destek almak ve cinsel ilişkide eşi tutmak gibi işlevleri olduğu düşünülmüştür. Onun bu kısıtlı kullanımları ne olursa olsun, bu organlar Tyrannosaurus cinsine atalarından kalma, evrimsel bir körelmiş organdır. Tyrannosauroidea üst familyasının evrim çizgisinde ön kolların küçülmesi, daha güçlü boyun kasları ve büyük kafatası karşısında verilen bir ödün gibi değerlendirilmektedir.

Son yıllarda egemen olan bu görüş, Hawaii Üniversitesi'nden taşılbilimci Steven M. Stanley'nin yeni bir çalışmasıyla sorgulanmaya başlamıştır. Stanley'e göre görece kısa, ancak güçlü ön kolları yakın karşılaşmalarda yaralayıcı bir özelliğe sahipti ve bunu yaklaşık 10 cm'lik pençeleriyle yapabiliyordu. Avını kavrasın ya da kavramasın, bu güçlü ancak kısa kollar ile çabuklukla avında yaralar açabiliyordu. Ayrıca evrimsel aşamada dinozorların parmaklarını kaybetmesi ilerleme göstergesidir (dinozorların torunları olan kuşlarda parmakların körelmesi örneğinde olduğu gibi). Tyrannosaurus cinsinin ellerindeki üçüncü parmaklarını kaybetmesi sonucu el parmaklarının her biri yüzde 50 daha çok basınçla karşı karşıya kalabilmektedir ve bu da pençelerin daha güçlü vuruşlar yapmasına olanak vermektedir.Nanuqsaurus bu türün Laramidia Kutuplarındaki akrabasıydı Kutup
Tüm bu görüşlerin yanında, University of Maryland in College Park'dan Tyrannosaurus uzmanı Thomas Holtz bu görece ufak kolların daha ikincil eylemde kullanıldığını ve yetişkin Tyrannosauruslar için daha etkisiz bir organ olduğunu savlamaktadır. Holtz'un görüşüne göre özellikle hayvanın kurbanında yaralar açmak için kollarını kullanması sırasında etkili ve hızlı saldırılar için küçük kolların hareket alanı görece yetersiz kalmaktadır ve Tyrannosaurusların çoğu bu yaraları açmak için kollarının bağlı olduğu gövdelerini devindirmek zorunda kalmaktadırlar ve bu durum da güçlü silahları olan çenelerini kullanmaları için uygunsuz bir durum yaratabilir.
Bilim insanları, Tyrannosaurus'un nasıl yürüdüğünü tam olarak anlayabilmek için tavuklara sahte bir dinozor kuyruğu bağlayarak deney ve gözlem yaptılar.
Tyrannosaurus'un, çoğu dinozor gibi, uzun süre ekzotermik (“soğukkanlı”) sürüngen metabolizmasına sahip olduğu düşünülmüştür. Dinozorların ektotermik olduğu fikri, 1960'ların sonlarında başlayan Dinozor rönesansı'nın ilk yıllarında Robert T. Bakker ve John Ostrom gibi bilim adamları tarafından sorgulanmaya başlandı. T. rex'in endotermik (“sıcakkanlı”) olduğu ve çok aktif bir yaşam tarzı sürdürdüğü iddia edildi.

Tyrannosaurus cinsine ait dinozorların tüylere sahip olup olmadığı kesin değildir. Tyrannosauroidea üst familyasından 2004 yılında keşfedilmiş Dilong paradoxus gibi küçük dinozorlarda tüylerin varlığına dair kanıtlar keşfedilmiştir, ancak o dönemde büyük dinozorların ısı yalıtımına daha az gereksinmeleri nedeniyle tüylenmenin yalnızca küçük türlerde görülebileceği varsayımı destek görmüştür. İlerleyen yıllarda keşfedilen Yutyrannus fosilinde yer alan tüyler, Tyrannosauroidea üst familyasından büyük cinslerin de tüylü olabileceğini ortaya koymuştur.
2017 yılında yapılan incelemeler sonucunda, bir T. rex örneğinin kuyruk, kalça ve boyun bölümünün pullar ile kaplı olabileceğine dair kanıtlar ortaya konmuştur. Bu, eğer Tyrannosaurus türleri tüylüyse bile bu tüylerin ancak gövdelerinin üst kısmında bulunabileceğini göstermektedir.
Tyrannosaurus, Tyrannosauroidea üst familyasının, Tyrannosauridae familyasının ve Tyrannosaurinae altfamilyasının tip cinsidir; diğer bir deyişle paleontologlar başka türleri bu gruplara dahil edip etmeyeceklerine karar verirken Tyrannosaurus'u ölçüt (standart) olarak kullanırlar. Tyrannosaurinae alt familyasının diğer üyeleri arasında Kuzey Amerika'daki Daspletosaurus ve Asya'daki Tarbosaurus bulunur ve her ikisi de zaman zaman Tyrannosaurus'in sinonimi olarak kabul edildi. Loewen ve ark. (2013) yaptığı filogenetik analizlere dayanan bir tyrannosauridae kladogramı aşağıda verilmiştir. Modül:Clade/styles.css sayfası içerik yok.
| Tyrannosauridae |
Modül:Clade/styles.css sayfası içerik yok.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
2022 yılında yapılan bir çalışmada Gregory S. Paul ve meslektaşları, geleneksel olarak bilinen Tyrannosaurus rex'in aslında üç türü temsil ettiğini öne sürdü: tip tür Tyrannosaurus rex ve daha önce tanınmayan iki tür: T. imperator (“zorba kertenkele imparatoru”) ve T. regina (“zorba kertenkele kraliçesi”). İlkinin (T. imperator) holotipi Sue örneğidir ve ikincisinin (T. regina) holotipi Wankel rex'tir. Birden fazla türe ayrılma, öncelikle T. rex örnekleri arasında uyluk (ve diğer iskelet parçaları) oranlarında ve sağlamlığında görülen yüksek derecede varyasyona dayanır. Tahmin edilen sağlam ve narin morfotipler ve alt çenedeki küçük kesici dişlerin sayısı da kanıt olarak kullanıldı. Paul ve meslektaşları türleri şu şekilde sınıflandırmıştır: T. rex sağlam bir anatomiye, uyluk uzunluğu ile çevresi arasında orta derecede bir orana ve tek bir ince kesici dişe sahiptir; T. imperator sağlamdır, uyluk uzunluğu ile çevresi arasındaki oran düşüktür ve iki ince dişe sahiptir; T. regina ise daha narindir, uyluk uzunluğu ile çevresi arasındaki oran yüksektir ve bir ince dişe sahiptir.
Ancak Stephen Brusatte, Thomas Carr, Thomas Holtz, David Hone, Jingmai O'Connor ve Lindsay Zanno gibi önde gelen paleontologlar, çeşitli medya kuruluşları tarafından yorumları sorulduğunda bu çalışmayı eleştirdiler veya sonuçlarına kuşkuyla yaklaştılar. Eleştirileri daha sonra teknik bir makalede yayımlandı. Holtz ve Zanno, birden fazla Tyrannosaurus türünün varlığının makul olduğunu belirttiler, ancak yeni çalışmanın önerdiği türleri desteklemek için yetersiz olduğunu düşündüler. Holtz, Tyrannosaurus imperator'un Tyrannosaurus rex'ten farklı bir türü temsil etse bile, Nanotyrannus lancensis ile aynı türü temsil ediyor olabileceğini ve Tyrannosaurus lancensis olarak adlandırılması gerektiğini belirtti. T. imperator holotipi Sue'nun sergilendiği Field Museum'un küratörü O'Connor, sergi tabelalarının değiştirilmesini haklı çıkarmak için yeni türün yeterince desteklenmediğini düşündü. Brusatte, Carr ve O'Connor, türler arasında önerilen ayırt edici özelliklerin, bir tür içindeki doğal varyasyonu yansıttığını düşündüler. Hem Carr hem de O'Connor, çalışmanın, iyi korunmuş birkaç örneğin önerilen türlerden hangisine ait olduğunu belirleyememesinden endişe duyduklarını ifade ettiler. Başka bir paleontolog olan Philip J. Currie, başlangıçta çalışmanın ortak yazarıydı, ancak yeni türün adlandırılmasına dahil olmak istemediği için çalışmadan çekildi.
2024 yılında Sebastian G. Dalman ve ark., 1983 yılında New Mexico'daki Campanian–Maastrichtian Hall Lake Formasyonunda keşfedilmiş bir tyrannosaurun kalıntılarını tanımladı. New Mexico Doğa Tarihi ve Bilimi Müzesi'nde sergilenen fosil materyal (NMMNH P-3698) kafatasından sağ postorbital, sağ squamosal, sol palatin ve eksik bir üst çene, sol alt çene, sağ splenial, sağ preartiküler, sağ angular ve sağ artiküler, izole dişler ve hemal yaylardan oluşmaktadır. Dalman ve ark. daha önce T. rex türüne refere edilerek tanımlanan fosil örneği yeniden inceleyerek canlının yeni bir Tyrannosaurus türü olduğunu belirledi (T. mcraeensis). İki tür arasında kafatası karakterleri yönünden ayrışma vardır. Hall Lake formasyonunda ilgili tyrannosaurusun bulunduğu alanın 33 metre altındaki tüf katmanından yapılan U-Pb yaşlandırması sonucu bu türün 73.2 milyon yıl önceye Campanian çağına tarihlendiği görüldü. Tyrannosaurus rex'in en yakın akrabası olarak ondan 6-7 milyon yıl önce yaşamıştır. Çalışmanın önemli bir yönü de Tyrannosaurini ailesinin kökenine yönelik yeni bir alternatif sunmasıdır. Klasik görüş Tyrannosaurini Asya'dan Bering kara köprüsü yoluyla Kuzey Amerika'ya geçtiği yolundayken; son çalışma ise bunun tersini iddia ediyor. Tyrannosaurinilerin Laramidya'da ortaya çıktığı, sonradan Asya'ya yayılıp en son geç Maastrichtian'da tekrar Kuzey Amerika'ya döndüğü düşünüldü.
Tyrannosauruslar, günümüzdeki pek çok fırsatçı etçil hayvan gibi, muhtemelen, hem avcı hem de leşçiydiler. Bazı T. rex fosilleri, muhtemel kurbanı olan ceratopsian gibi diğer dinozor taşılları ile birlikte bulunmuştur. Anahtar deliğine benzer göz çukurları ile gözlerin ileriye dönük, birbirini kısmen kapsayan görüş alanı; keskin derinlik hissi olduğuna yorulur ve avcı olduğu savını güçlendirir. Aynı biçimde sağlam, iri ve iyi korunan kafatası ile iri ve güçlü çenesi de avcı olduğu görüşünü destekler. Kurbanlarındaki diş izleri, T. rex'in eti dişlerini geçirip yırtarak yediğini göstermektedir. Bu işlem sırasında, güçlü boyun ve bacak kaslarını, eti kemikten ayırmak için kullanıyordu.
Genel olarak Tyrannosauridlerin ayırt edici özelliklerinden biri de büyük ve sağlam yapılı kafataslarıdır ve Tyrannosaurus rex'in uzmanlar tarafından bilinen en yüksek ısırma kuvvetine sahip kara hayvanı olduğu düşünülür. Değerleri kesin olarak bilmek olanaksız da olsa örneğin Giganotosaurus'un ısırma kuvvetinin Tyrannosaurus rex kafatasının yarattığı ısırma kuvvetinden düşük olduğu savunulmaktadır. Tyrannosauridlerin çeneleri kemik kırmak ve ezmek için adaptasyonlara sahipken; Giganotosaurus ve akrabalarının çeneleri daha çok eti parçalamak ve avı ısırarak yere devirmek yönünde evrimleşmişlerdir.

Tyrannosaurus cinsinin evrimsel çizgisi, bilim dünyasının önem verdiği ve üzerinde çalıştığı bir konudur. Bu konudaki en önemli keşiflerden biri 2016 yılında gerçekleştirilmiştir. Özbekistan'ın Kızılkum Çölü'nde bulunan Pantyrannosauria kladına ait bir dinozor cinsi (Timurlengia), Tyrannosaurus cinsinin evrimsel gelişimindeki kayıp 20 milyon yılı önemli ölçüde aydınlatmıştır. 92-90 milyon önce geç Kretase dönemine tarihlenen bu taşılları 2016 yılında taşılbilimci Brusatte ve ekibi bulmuştur. Küçük, çevik ve görece büyük beyin yapılarına sahip ata türlerin taşılları 100 milyon yıl önce biterken; görece büyük alışılmış Tyrannosauroidea üyelerinin taşılları en erken 80 milyon yıl önceye tarihlenmektedir. Ayrıntılı çalışmalar Tyrannosaurus cinsini de içeren geç Kretase Tyrannosauridlerinin evrimsel olarak başarıyla ekosistemdeki tepe yırtıcı olma konumuna çıkmalarını görece erken atalarındaki gelişkin beyinsel işlevlere (görece büyük beyin ve duyu sistemleri) borçlu olduklarını savunmaktadır.