| Türk Dil Kurumu | |
|---|---|
Türk Dil Kurumu'nun bulunduğu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yerleşkesinin girişi | |
![]() | |
| Kısaltma | TDK |
| Slogan | Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. |
| Kuruluş | 12 Temmuz 1932) |
| Tür | Bilim kuruluşu |
| Amaç | Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek |
| Merkez | Üniversiteler Mahallesi, Toplum Cad. No.: 5 Çankaya, 0668 Ankara, Türkiye |
| Hizmet bölgesi | Ulusal |
| Üyeler | Çevrim içi üyelik Süreli Yayınlar Aboneliği |
| Resmî diller | Türkçe |
| Kurucular | Mustafa Kemal Atatürk Sâmih Rif'at (Yalnızgil) Ruşen Eşref Ünaydın Celâl Sahir Erozan Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
| Başkan | Prof. Dr. Osman Mert |
| Başkan Yardımcısı | Doç. Dr. Harun Şahin |
| Önemli kişiler | Mustafa Kemal Atatürk (Kurucu ve Koruyucu Genel Başkan) İsmet İnönü (Koruyucu Başkan) Sâmih Rif'at (Kurucu Başkan) Ruşen Eşref Ünaydın (İlk Genel Sekreter) Abdülkadir İnan (Başuzman) Agop Dilâçar (Batı Dilleri Başuzmanı) |
| Ana organ | Yönetim Kurulu Bilim Kurulu |
| Ana kurum | Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu |
| Bütçe | 1.031.710.397,05 ₺ (2023) |
| Personel | 111 (2023) |
| Resmî site | tdk.gov.tr |
| Eski adı | Türk Dili Tetkik Cemiyeti (1932-1934) Türk Dili Araştırma Kurumu (1934-1936) |
| Makale serilerinden |
Türk Dil Kurumu (TDK), Türkiye'nin başkenti Ankara'da bulunan, Türk dili üzerine çalışmalar yapan ve eserler yayımlayan bir devlet bilim kurumudur.
Türkçeyi incelemek ve Türkçenin gelişmesi için çalışmak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatı ile 12 Temmuz 1932'de Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla bir dernek olarak kurulmuştur. 1983'ten itibaren Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde bir devlet kurumu olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Türkiye'de cumhuriyetin ilanından sonra, ülkenin ulusal dili kabul edilen Türkçeyi geliştirip bir bilim ve kültür dili içeriğine kavuşturabilmek için Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Dil Heyeti adlı özel bir kurul oluşturulması öngörülmüş; ancak söz konusu kurul uzun bir süre oluşturulamamıştı. 23 Mayıs 1928'de Dil Heyeti ya da Alfabe Encümeni diye anılan dokuz üyeli özel bir kurul oluşturuldu. Kurul, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa'nın da katıldığı çalışmalarını Dolmabahçe Sarayı'nda Elifba (abece) ve Gramer (dil bilgisi) diye iki kolda sürdürdü.
1 Kasım 1928'e Latinceye dayalı yeni alfabe kabul edildikten sonra üye sayısı 17'ye çıkarılan kurul, Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı; Türkçe dil bilgisi kurallarını saptama, bir okul sözlüğü ve bir yazım kılavuzu hazırlama, Fransızca Larousse'ın saf Türkçe olarak çevrilmesi amacıyla çalışmalar yürüttü. İmla Lügati'nin 12 Aralık 1928'de yayımladıktan sonra 1929'da Türk Söz Kitabı adlı sözlük çalışmasına başladı. Sözlüğe hangi sözcüklerin alınacağı, terimlerin nasıl Türkçeleştirileceği, sözlüğe lehçelerin alınıp alınmaması konusunda kurulda yapılan tartışmalar, TBMM'ye de yansıdı; çalışmaları "uydurmacılık" olarak gören meclis üyelerinin girişimiyle heyetin ödeneği kesilen kurulun çalışmaları Temmuz 1931'de durdu.
Sözlük çalışmalarının sürmesi için, herhangi bir bakanlığa ya da resmî kuruma bağlı olmayan, siyasal baskı altında kalmayacak yeni bir örgüt kurma gereksinimi ortaya çıktı. Tarih çalışmaları için 15 Nisan 1931'de kurulmuş olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti örnek alınarak bir dernek kurulmasına karar verildi.
Birinci Tarih Kurultayı çalışmalarının sürdüğü 10 Temmuz 1932 gecesi, kurultay üyelerinden bir bölümünü ve bazı arkadaşlarını Çankaya Köşkü'ne çağıran cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, onlarla Tarih Kurultayı çalışmalarının değerlendirdi ve dil sorununun nasıl çözüleceğini tartıştı. 11 Temmuz 1932 akşamı ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyeleri ile birlikte Falih Rıfkı ve Ruşen Eşref Beyleri Çankaya Köşküne çağırdı. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'ne benzer bir cemiyet kurulmasını ve Türk Dil Tetkik Cemiyeti olarak adlandırılmasını istedi.
Cemiyetin taslak tüzüğü, kurucu üyeleri, nasıl çalışacağı da Gazi Mustafa Kemal tarafından belirlenmişti. Samih Rıfat’ın başkan, Ruşen Eşref Bey'in ise genel yazman olmasını istedi. Ruşen Eşref Bey'in önerdiği Yakup Kadri Bey ile Celal Sahir Beylerin diğer iki kurucu üye olmasını uygun gördü.
Böylece Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 12 Temmuz 1932'de hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Samih Rıfat, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri tarafından kuruldu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, Türk Dili Tetkik Cemiyeti gibi bu cemiyetin de koruyuculuğunu üstlendi. Cemiyet, o yıl açılmış olan Ankara Halkevi'nde ayrılan bir odada çalışmalara başladı.


Cumhurbaşkanı, derneğin tüzük taslağına son biçimini vermek ve yönetim kurulunu oluşturmak için Kurultaya yazarların ve edebiyat öğretmenlerinin yanı sıra halkın her kesiminden vatandaşların katılması öngörüldü. 4 Eylül 1932'de gazetelerde yayımlanan bildiride ilk dil kurultayının 26 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayında yapılacağını ilan edildi. Bildiride, “Kadın erkek her Türk yurttaş Türk Dili Tetkik Cemiyeti üyesidir. Kendini kurultaya çağırılmış saymalıdır" ifadesi yer aldı.
"Türkçe Kurultay" adı verilen ilk genel kurul 26 Eylül -5 Ekim 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayında gerçekleşti. Katılımcı sayısı 917 idi. 19 madde olarak düzenlenen tüzük taslağı kurultayın son günü ele alındı. Derneğin amacı şöyle belirlendi:
Türk Dili Tetkik Cemiyetinin maksadı, Türk dilinin öz zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.
Genel Merkez Kurulunun kurultayın belirlediği bir başkan, bir genel yazman ve bir sayman dışında altı üyeden oluşmasına karar verildi. Eğitim Bakanı'nın derneğin fahri reisi olması kabul edildi. Halit Fahri Bey'in önerisi ile her yıl 26 Eylül'ün cemiyetçe Dil Bayramı olarak kutlanması kabul edildi. Cemiyetin çalışmalarının altı kol halinde yürütülmesi kararlaştırıldı. Belirlenen kollar şunlardır: Lengüistik-Filoloji, Etimoloji, Gramer-Sentaks, Lügat-Istılah, Derleme-Neşriyat.
Bu kurultayda alınan kararlar gereği, ikinci kurultaya kadar Türkçeye Arapça ve Farsçadan girmiş kelimelere karşılık halk ağzından sözler derlendi ve 640 kelime Merkez Heyet tarafından kabul edildi. On kitap yayımlandı. Cemiyetin yayın bülteni olarak ‘Türk Dili’ dergisi hazırlandı ve II. Kurultay'a kadar yedi sayı çıkartıldı.

İkinci kurultay, 18 - 23 Ağustos 1934 tarihlerinde gerçekleşti. Bu kurultayda daha çok dillerin gelişim süreci üzerinde duruldu. Kurumun adı Türk Dili Araştırmaları Kurumu olarak değiştirildi.
İkinci kurultayı izleyen yıllar dilde devrimin en yoğun yaşandığı günler oldu. Osmanlıca sözcüklere Türkçe karşılıklar bulunması için gazeteler yoluyla halkın katkısı istendi. 1935 baharında Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu yayımlandı. Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu ise Dil Bayramının üçüncü kez kutlandığı 26 Eylül 1935'te satışa çıkarıldı. Bu kılavuzun önsözündeki ‘karşılığı bulunmamış mefhumlar için söz yaratma yolu ile yapılacak karşılıklar’dan bahsedilmesi, ileride ‘uydurmacılık’ olarak nitelenmiş ve kurumun eleştirilmesine neden olmuştur.
Türk dilinin yabancı kökenli sözlerden temizlenmesi akımı, 1935 güzüne değin sürdü. Bu süreçte bizzat Atatürk yeni sözcükler buldu. Soyadı Kanunu uygulamaya geçildiğinde bu yolla Türkçeye yüzlerce yeni sözcük kazandırıldı. Halkın diline girip yerleşmiş kelimelerin dilden atılması işleminden 1935'in güz aylarında vazgeçildi ancak terim çalışmalarında öz Türkçe karşılıklar üretme çabası kararlılıkla sürdürüldü.
Cemiyetin üçüncü kurultayı 24-31 Ağustos 1936 tarihlerinde yine Dolmabahçe Sarayı'nda gerçekleşti. Bu kurultayda tüzükte bazı değişiklikler yapıldı. Cemiyetin adı, "Türk Dil Kurumu" (TDK) olarak değiştirildi. Altı çalışma kolunun adları ise şu şekilde yenilendi: Lengüistik-Filoloji Kolu, Gramer-Sentaks Kolu, Lügat-Filoloji Kolu, Terim Kolu, Derleme Kolu, Yayın Kolu. Millî Eğitim Bakanlarının "fahri reis" değil doğrudan doğruya kurum başkanı olmaları; TBMM başkanı, başbakan ve genelkurmay başkanları ise onursal başkan olmaları kabul edildi. Kurultayların üç yılda bir toplanması, Halkevleri'ndeki Dil, Tarih ve Edebiyat Komitelerinin, Kurumun taşra teşkilatı olması kararlaştırıldı.
Kurultaya yurt dışından önemli dil bilimciler, Türkologlar da katıldı ve bilimlik bildiriler tartışıldı. Atatürk'ün öngördüğü, günümüzde dil bilimi alanında kabul görmeyen Güneş Dil Kuramı bu kurultayda konuşuldu.
Atatürk, Üçüncü Türk Dil Kurultayı'ndan sonra 1 Kasım 1936'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 5. dönem 2. yasama yılının açılış konuşmasında Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun gelecekte birer akademi durumuna gelmesi dileğini ifade etmişti. Düzenlediği vasiyetnamesinde, İş Bankası'ndaki payının yıllık gelirlerinin ölümünden sonra Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu arasında paylaşılmasını istedi.
Atatürk yaşadığı dönemde TDTC ve TDK'nin giderleri Eğitim Bakanlığı yoluyla devletçe karşılanmaktaydı. Atatürk'ün vefatı sonrası vasiyeti gereği, İş Bankasındaki hisselerinin geliri iki kurum arasında eşit paylaştırıldı, ayrıca yetmediği durumda Milli Eğitim Bakanlığı bütçesinden mali destekte bulunuldu.
Kurum, 1940'ta Bakanlar Kurulu kararıyla "kamu yararına çalışan dernek" statüsü kazandı.
Türk Dil Kurumunun dördüncü kurultayı 1942'de Ankara'da yapıldı. Dördüncü kurultaydan itibaren tüm TDK kurultayları Ankara'da gerçekleşti. Bu kurultaylar birer dernek genel kurulu niteliğindedir. İlk üç kurultaylardaki gibi bilimlik bildiriler sunulmamış; derneğin, yönetim organlarının seçildiği, çalışmaların ve harcamalarının incelenip, yeni dönem çalışma programının kabul edildiği toplantılardır.
1951, 1964 ve 1973 yıllarında Olağanüstü Türk Dil Kurultayı toplanarak tüzük değişikliği yapılmıştır. 1951'deki Olağanüstü Kurultay'da cumhurbaşkanlarının derneğin koruyucu başkanı olduğu ifadesi tüzükten çıkarıldı; Eğitim Bakanlarının doğal başkanlıkları kaldırıldı; yönetim, denetleme, haysiyet kurulları oluşturuldu. 1940-1950 yıllarında yarı resmî bir devlet dairesi gibi tasarlanmış olan TDK'nin devletle bağları, 1951 Olağanüstü Kurultayı'nda kesildi. 1951'de Demokrat Parti iktidarı da bütçe görüşmeleri sırasında kurumun ödeneğinin kesilmesine karar verdi. Kurum, çalışmalarını Atatürk'ün mirası ve yayın satış geliriyle sürdürdü.
Türk Dil Kurumu, dernek olduğu dönemde bir yandan Türkçenin varsıllaştırılmasını sağlamak, diğer yandan yabancı kökenli söz varlıklarının Türkçe karşılıkları bulunarak özleşmek amacıyla çalışmalar yürüttü. Bu çalışmalardan bazıları şunlardır:

1982'de kabul edilen ve şu anda da yürürlükte olan Anayasa ile Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu 1983'te bir Anayasa kuruluşu olan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTYK) çatısı altına alınarak devletleştirilmiş ve dernek tüzel kişiliklerine son verilmiştir. AKDTYK'nin kuruluş kanunu 17 Ağustos 1983 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürülüğe girdi. Dernek statüsündeki TDK'nın yönetim organları görevden ayrıldı. Artık hizmetlerini bir devlet bilim kurumu olarak sürdürmeye başlayan TDK'nın başkanlığına Hasan Eren atandı. Kurum dışı kalan eski TDK üyeleri, 1987'de Dil Derneği çatısında toplanmıştır.
Türk Dil Kurumunun üç süreli yayını da bulunmaktadır. Güncel dil konularını ve geniş kitlenin anlayacağı dilde yazılmış araştırmaları içine alan Türk Dili dergisi ayda bir yayımlanmaktadır. Altı ayda bir yayımlanan Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi; Kazak, Kırgız, Tatar vb. Türk topluluklarının dil ve edebiyatlarıyla ilgili araştırmalara yer verir. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten ise tamamen bilimsel araştırmaları içine alır ve yılda bir sayı yayımlanır.
Türk Dil Kurumunun tamamladığı ve yürütmekte olduğu bazı projeler şunlardır:
|
|
Kurum, yayımladığı sözlüklerde verdiği tanımlar, önerdiği yeni kelimeler veya yazım şekilleri ile gündeme gelmekte ve önerileri kamuoyunda tartışılmaktadır. Örneğin "kendi fotoğrafını çekmek anlamındaki" "selfie" kelimesinin karşılığı olarak "özçekim", "astronot" yerine "gökmen" kelimesini kullanmayı; Suriye İç Savaşı sırasında bazı basın kuruluşlarında Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın adının Beşşar Esed şeklinde yazılmasıyla başlayan tartışmada Beşşar Esed adının tercih edilmesini önermesi Türk basınında gündeme gelmiştir.
TDK'nin internette yayımladığı Türkçe sözlükteki kelimelerin anlamlarının zaman zaman ülke gündeminin etkisiyle değiştirildiği iddiaları ortaya atılmakta ve bu iddialar nedeniyle kurum eleştirilere hedef olmaktadır. Örneğin 2013 Taksim Gezi Parkı Protestoları sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından eylemcilere çapulcu demesi ve bu yorumun çok tepki çekmesinin ardından Türk Dil Kurumunun, çapulcu kelimesinin tanımı değiştirdiği; 2012-13 Mısır protestoları sonrasında görevden alınan Muhammed Mursi'nin durumu kamuoyu tarafından irdelenirken sözlükteki darbe tanımının değiştirildiği iddiaları ortaya atılmış; kurum sözcüklerin tanımında değişiklik yapılmadığını açıklamıştır.
10 Mart 2015 tarihinde, TDK sözlüğünde "müsait" sözcüğünün karşılığını "flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)" olarak vermesi tepki görmüştür. TDK, bir tür argo kullanım, belki de döneme özgü bir söz olan olan bu anlamın 1983'te yayımlanan 7. baskıdan beri sözlükte olduğu ve başka sözlüklerde de aynı şekilde yer aldığını; bu anlamıyla kullanışı cinsiyet ayrımcılığı içeren ve kelimenin neredeyse hiç kullanılmayan bu anlamının Türkçe Sözlük'ün yeni baskısında ve genel ağ ortamındaki kullanımlarında gerekli taramalar yapıldıktan sonra yeniden düzenleneceğini açıklamıştır.
14 Temmuz 2023 tarihinde Türk Dil Kurumu (TDK) Sözlüğü’nün 12. baskısı TDK E-Mağaza sitesi üzerinden satışa sunulmuş ve 17 Temmuz 2023 tarihinde çevrim içi ortamda erişime açılmıştır. Sözlükte yer alan "Türkiyeli" maddesi ve "Türkiye'de yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse" açıklaması, ADD ve Dil Derneği gibi kurumlardan "üniter devlet anlayışına karşı" gibi eleştirilere yol açmıştır. Bunun üzerine 21 Temmuz 2023 tarihinde Türk Dil Kurumu tarafından yapılan açıklamada, sözlük çalışmalarına 2019 yılında başlandığı, mevcut yönetimin söz konusu çalışmaların içinde yer almadığı ve konuya ilişkin gerekli incelemelerin yapılacağı belirtilmiştir. Aynı açıklama kapsamında "Türkiyeli" maddesi içeren sözlüğün satışı durdurulmuş, TDK E-Mağaza'dan kaldırılmış ve çevrim içi sürümden “Türkiyeli” maddesi çıkarılmıştır.
Türk Dil Kurumu 1955'ten başlayarak çeşitli dallarda ödüller verdi. Ödüller her yıl 26 Eylül Dil Bayramı'nda Ankara'da yapılan törenle sahiplerine verilirdi. Ödül verilen dallar farklı yönetmeliklere göre zaman zaman değişirdi. 1983'te kurumun Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesine girmesinden sonra Türk Dil Kurumu ödülleri kaldırıldı.
Günümüzde Türk Dil Kurumu tarafından "Türk Diline Hizmet Ödülleri" verilmektedir.

Türk Dil Kurumunun yapılanması, en az 20, en fazla 50 asli üye ile Kurum Başkanı ve başkan yardımcılarından oluşan bilim kuruluna dayanır. Asli üyeler dışında şeref üyeleri ve haberleşme üyeleri bulunur.
Asli üyeler genellikle üniversitelerde Türk dili ve edebiyatıyla ilgili alanlarda görev yapan öğretim üyeleri arasından seçilir. Asil üyeler Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu tarafından seçilirler ve görev süreleri üç yıldır. Bilim Kurulu, Yürütme Kurulu ile Kol ve Komisyonların üyelerini seçer. Kurum Başkanı, Cumhurbaşkanı onayıyla atanır.
2023 Yılı Sayıştay Denetim Raporuna göre 111 personelle faaliyetlerini yürütmektedir.
Başkanlar
|
Genel Sekreterler1932'den itibaren kurumda Genel Sekreter olarak görev yapmış kimseler aşağıdaki tabloda gösterilmştir. 2 Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 664 sayılı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile genel sekreterlik kadrosu sonlandırılmıştır.
Başkan Yardımcıları
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Türk Dil Kurumu 800'e ulaşan yayını, 40 Bilim Kurulu üyesi, 17 uzmanı, 56 çalışanı ve zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye'nin saygın bilim kuruluşlarından biri olarak çalışmalarını sürdürmektedir.