Dil İçgüdüsü

Dil İçgüdüsü: Zihin Dili Nasıl Meydana Getirir
The Language Instinct: How the Mind Creates Language
YazarSteven Pinker
ÇevirmenFeray İlgün
Dilİngilizce
KonularRuhdilbilim, Evrimsel psikoloji, Dilin evrimsel psikolojisi, Dilbilim
Yayımcı1994 (William Morrow and Company) (özgün)
2021 Bilge Kültür Sanat (Türkçe)
ISBN0-688-12141-1 (özgün)
9786059521949 (Türkçe)

Dil İçgüdüsü: Zihin Dili Nasıl Meydana Getirir (İngilizce: The Language Instinct: How the Mind Creates Language), Steven Pinker'ın insanların doğuştan gelen bir dil yeteneğine sahip olduklarını savunduğu 1994 tarihli kitabıdır. Pinker, Noam Chomsky'nin tüm insan dillerinin evrensel bir dilbilgisi kanıtı gösterdiği iddiasına sempatiyle yaklaşır, ancak Chomsky'nin evrim teorisinin insan dil içgüdüsünü açıklama ihtimaline şüpheci yaklaşımına katılmaz.

Tez

Pinker, çocuklara dil kullanmayı öğretmek gerektiği, çoğu insanın dilbilgisinin zayıf olduğu, dilin kalitesinin sürekli olarak düştüğü, bir dilin sağladığı dilsel olanakların (örneğin, bazı dillerde ışık ve karanlığı tanımlayan kelimeler varken renkler için kelime yoktur) bir kişinin olası düşünce yelpazesi üzerinde büyük bir etkisi olduğu (Sapir-Whorf hipotezi) ve insan olmayan hayvanlara dil öğretildiği (bkz. Büyük maymun dili) gibi dil hakkında yaygın olan birçok fikri eleştirir. Pinker, dili, sosyal avcı-toplayıcılar arasındaki iletişim sorununu çözmek için evrim tarafından üretilen, insanlara özgü bir yetenek olarak görür. Dili, örümceklerin ağ örmesi veya kunduzların baraj inşa etme davranışı gibi diğer türlerin özel adaptasyonlarıyla karşılaştırır ve üçünü de "içgüdü" olarak adlandırır.

Pinker, dile içgüdü derken, metal işçiliği ve hatta yazı gibi insan icadı olmadığını kastediyor. Bu teknolojilere sadece bazı insan kültürleri sahipken, tüm kültürler dile sahiptir. Dilin evrenselliğine dair daha fazla kanıt olarak Pinker, Derek Bickerton'ın çalışmalarına dayanarak, çocukların, tutarlı kuralları olmayan gayri resmi bir ticaret dili konuşan karma kültürlü bir topluluk arasında büyüseler bile, kendiliğinden tutarlı bir gramer dili (kreol) icat ettiklerini belirtiyor. Sağır bebekler, diğerlerinin normalde sesleriyle yaptığı gibi elleriyle "agu bugu" yapar ve "ben Tarzan, sen Jane" gibi basit ve kaba bir işaret sisteminden ziyade gerçek gramere sahip işaret dillerini kendiliğinden icat ederler. Dil, eğitim veya ebeveyn müdahelesi gibi aktif girişimlerinin yokluğunda da gelişir. Bu işaretler, dilin insan icadı olmaktan ziyade doğuştan gelen bir insan yeteneği olduğunu göstermektedir. Pinker ayrıca dili, insanların genel akıl yürütme yeteneğinden ayırarak, bunun sadece gelişmiş zekanın bir işareti değil, özel bir "zihinsel modül" olduğunu vurguluyor. Dilbilimcilerin gramer anlayışını, örneğin sıfatların yerleştirilmesi gibi unsurları, Amerikan İngilizcesi imla kılavuzundaki gibi biçimsel kurallardan ayırır. "Cümle edatla bitirilmez" gibi kuralların açıkça öğretilmesi gerektiği için, gerçek iletişimle ilgisiz olduğunu ve göz ardı edilmesi gerektiğini savunur.

Pinker, çocuklarda dil edinimi üzerine yaptığı kendi çalışmalarına ve birçok alandaki diğer dilbilimcilerin ve psikologların çalışmalarına, ayrıca popüler kültürden sayısız örneğe atıfta bulunarak dil içgüdüsünün ana hatlarını çizmeye çalışır. Örneğin, belirli beyin hasarı türlerinin Broca afazisi veya Wernicke afazisi gibi belirli dil bozukluklarına neden olduğunu, belirli gramer yapılarının anlaşılmasının özellikle zor olduğunu ve tıpkı kedilerde görme gelişimi için kritik bir dönem olduğu gibi, çocuklukta dil gelişimi için de kritik bir dönem olduğunu belirtir. Kitabın büyük bir bölümü, tüm insan dillerinin uyduğu bir meta-gramer olan Chomsky'nin evrensel dilbilgisi kavramına atıfta bulunur. Pinker, evrensel dilbilgisinin insan beynindeki diğer insanların konuşmasının genel kurallarını tanıyan ve saf mantıkla açıklanamayan özel bir öğrenme sürecini başlatan belirli yapıları temsil ettiğini iddia eder. Bu öğrenme mekanizması yalnızca çocukluğun belirli ve kritik bir döneminde var olur ve daha sonra tasarruf amacıyla devredışı bırakılarak, enerjiye aç beyindeki kaynakların serbest bırakılması sağlanır.

Tepkiler

Pinker'ın dilin doğuştan geldiğine dair varsayımları sorgulanmıştır. İngiliz dilbilimci Geoffrey Sampson, dil içgüdüsü diye bir şeyin olmadığını savunmaktadır; ancak Pinker'ın dil edinimi konusunda yaygın olarak kabul gören bir görüşü temsil ettiğini de kabul etmektedir.

Richard Webster, "Why Freud Was Wrong" (1995) adlı eserinde, Pinker'ın insan dil yeteneğinin, beyindeki özelleşmiş sinir ağlarının doğal seçilim yoluyla evrimiyle ilişkili genetik donanımın bir parçası olduğu yönündeki argümanının ikna edici olduğunu ve standart sosyal bilim modeline yönelik eleştirisinin etkili olduğunu savunur. Webster, Pinker'ın, ideolojik nedenlerle, yirminci yüzyıl sosyal bilimcilerinin insan doğasının genetikten ne kadar etkilendiğini küçümsediğini iddia eder. Bununla birlikte, Webster, Pinker'ın insan beyninde evrimleşmiş olabilecek diğer özelleşmiş sinir ağları hakkındaki "sezgisel mekanik" ve "sezgisel biyoloji" spekülasyonlarını sorgulanabilir bulur ve bunların başkaları tarafından "bilim olarak ele alınma tehlikesi" olduğuna inanır. Webster, bu tür spekülasyonların aşırı genetik determinizm destekçilerini güçlendirdiğine inanmaktadır.

Kaynakça

  1. 1 2 "Geoffrey Sampson: The "Language Instinct" Debate". www.grsampson.net. 27 Temmuz 2026 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Temmuz 2026.
  2. 1 2 Webster, Richard (2005). Why Freud Was Wrong: Sin, Science and Psychoanalysis (İngilizce). s. 609-610. ISBN 0-9515922-5-4.
  3. ↑ Geoffrey, Sampson (1 Ekim 2008). "There is no language instinct There is no language instinct". Ilha do Desterro.