Filmde, televizyonda ve tiyatroda typecasting, bir oyuncunun belirli bir karakterle veya aynı özelliklere sahip, aynı sosyal sınıfa mensup veya aynı etnik gruplardan gelen karakterlerle güçlü bir şekilde özdeşleştirildiği süreçtir. Bir oyuncunun, başka karakterleri canlandırmak için iş bulmalarını zorlaştıracak kadar güçlü bir şekilde eski rolleriyle özdeşleştirildiği durumlar olmuştur. Bununla birlikte bazı yönetmenler, seyircide dramatik bir etki yaratmak amacıyla bilinçli bir şekilde oyuncuyu alışılmadık bir rolde oynatmayı seçerek durumu avantajlarına kullanabilirler.
John Larroquette, art arda dört Emmy Ödülü kazandığı dizinin ardından şöyle demiştir: "Night Court'un bitmesinden 10 yıl sonra ancak baba rolü aldım. Dan Fielding çok tuhaf bir karakter olduğu için, öyle bir izlenim bırakmıştı ki, karakterle özleşirildim. Teklif edilen her rol ya biraz adi bir avukattı ya da biraz adi bu ya da biraz adi şuydu."
Ed O'Neill'in komedi dizisi Evli ve Çocuklu’da oynadığı yıllarda, ekrandayken test izleyicisinin gülmesinden dolayı drama filmi Flight of the Intruder (1991)'den sahneleri çıkartıldı.
Jon Hamm, , Mad Men'in başarısından sonra, Don Draper karakteri gibi "hepsi 60'larda geçen ya da reklamcıları içeren yaklaşık 40 senaryo" aldığını belirtti.
Nebahat Çehre, Aşk-ı Memnu dizisinden sonra kendisine hep salon kadını ya da köşk içeren roller geldiğini, daha farklı örneğin varoş roller istediğini söyledi.
Bazı aktörler, bilindik rol türlerinin tam tersi roller seçerek typecastingden kaçmaya çalışırlar. Ya da bir yönetmen, dramatik veya komik bir etki yaratması için bilinçli bir şekilde oyuncuyu alışılmadık bir rolde oynatmayı seçebilir. Buna "türe karşı oynamak" veya "tipe karşı seçilmek" denir. Dikkate değer örnekler şunları içerir: