Sol Parti Die Linke | |
|---|---|
| Kısaltma | Linke |
| Genel başkan | Ines Schwerdtner Luigi Pantisano |
| Genel sekreter | Janis Ehling |
| Kuruluş tarihi | 16 Haziran 2007 |
| Birleşme | PDS ve WASG |
| Merkez | Karl-Liebknecht-Haus Kl. Alexanderstraße 28 D-10178 Berlin |
| Öğrenci kolu | Die Linke.SDS |
| Gençlik kolu | Sol Gençlik |
| Üyelik (2025) | |
| İdeoloji | Demokratik sosyalizm Sol popülizm |
| Siyasi pozisyon | Sol |
| Avrupa üyeliği | Avrupa Birleşik Solu - İskandinav Yeşil Solu |
| Uluslararası üyelik | Avrupa Solu Partisi |
| Resmî renkler | Kırmızı Pembe |
| Parlamento | 64 / 630
|
| Bölge Parlamentoları | 94 / 1.847
|
| Avrupa Parlamentosu | 3 / 96
|
| Parti bayrağı | |
| İnternet sitesi | |
| en.die-linke.de | |
Sol Parti (Almanca: Die Linke), Almanya'da demokratik sosyalist ve sol popülist bir siyasi partidir. Parti 2007 yılında Doğu Almanya'yı 1989'a kadar yöneten Almanya Sosyalist Birlik Partisinin ardılı olan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ve Almanya Sosyal Demokrat Partisinden (SPD) ayrılan Emek ve Sosyal Adalet - Seçim Alternatifinin (WASG) birleşmesiyle kuruldu. Uluslararası alanda Avrupa Solu Partisine üyedir ve Avrupa Parlamentosundaki Avrupa Birleşik Solu - İskandinav Yeşil Solu grubunda yer alır. Parti, Alman Federal Meclisindeki en sol partidir; Alman hükûmet yetkilileri ve farklı uluslararası medya kuruluşları tarafından aşırı sol olarak görülmektedir. Sol; kapitalizme, faşizme ve militarizme karşıdır ve Avrupa entegrasyonu konusunda tarafsızdır.
2022'den bu yana Sol'un eşbaşkanları Janine Wissler ve Martin Schirdewan'dır. Parti, Bundestag'daki 2021 Alman federal seçimlerinde verilen oyların %4,9'unu kazanmıştır. Aralık 2022'de Sol'un 54.214 kayıtlı üyesi vardı ve bu da onu üye sayısına göre Almanya'nın altıncı büyük partisi yapıyordu. 2023'ün sonlarında önde gelen üyelerden Sahra Wagenknecht ve birkaç destekçisi partiden ayrılarak Bündnis Sahra Wagenknecht'i kurdular. Bu gelişme, Sol'un Bundestag'daki resmi fraksiyonunun dağılmasına yol açtı.
18-20 Ekim 2024 tarihlerinde Almanya'nın Halle kentinde düzenlenen Sol Parti kurultayında, Martin Schirdewan ve Janine Wissler'in yeniden aday olamadığı seçimde, Ines Schwerdtner ve Jan van Aken partinin yeni eş genel başkanları oldu. Meclis grubu başkanlığı görevine ise Janis Ehling getirilmiştir.
Die Linke'nin başlıca öncülü, Doğu Almanya'nın (DAC) iktidardaki Almanya Sosyalist Birlik Partisi'nden (SED) doğan Demokratik Sosyalizm Partisi'ydi (PDS). Ekim 1989'da, giderek artan halk desteği kaybıyla karşı karşıya kalan SED, uzun süredir partinin başında bulunan Erich Honecker'ın yerine Egon Krenz'ı getirdi. Krenz, muhalif grupların yasallaştırılması da dâhil olmak üzere sınırlı reformlardan oluşan bir program başlattı. Ayrıca Doğu ve Batı Berlin arasındaki seyahat kısıtlamalarını gevşetti. Bu düzenleme, kısa süre sonra Berlin Duvarı'nın yıkılışı ile sonuçlanacak gelişmeleri istemeden hızlandırdı. SED, Kasım ayında toplum ve devlet üzerindeki "öncü rolünden" vazgeçti ve Krenz kısa süre sonra görevinden istifa etti. Yerine, Barışçıl Devrim'i destekleyen reformcular arasında yer alan Gregor Gysi geçti. Gysi'nin müttefiki Hans Modrow ise yeni Bakanlar Kurulu Başkanı olarak ülkenin fiilî lideri konumuna geldi.
Parti, kamuoyundaki imajını değiştirmek amacıyla Honecker ve Krenz de dâhil olmak üzere eski yönetimin büyük bölümünü ihraç etti. Yeni hükûmet muhalif gruplarla müzakereler yürüttü ve serbest seçimlerin yapılmasını sağladı. Aralık 1989'un ortalarında düzenlenen özel kongreye gelindiğinde SED, artık Marksist-Leninist bir parti olmaktan çıkmıştı. Parti, Şubat 1990'da adından SED ibaresini kaldırarak Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) adını benimsedi. PDS kendisini demokrasi yanlısı ve sosyalist bir parti olarak konumlandırırken Doğu Almanya'nın egemenliğini de savundu. Parti, 1990 Doğu Almanya genel seçimlerinde başbakan adayı olarak Modrow'u gösterdi ancak oyların %16,4'ünü alarak üçüncü sırada kaldı ve seçimleri açık bir farkla kaybetti. İktidara gelen muhalefet, isim değişikliğine rağmen PDS'yi Komünist rejimle özdeşleştirmeye devam ettiğinden parti sonraki siyasi gelişmelerin dışında bırakıldı.
PDS, Almanya'nın yeniden birleşmesinin hemen ardından yapılan 1990 Almanya federal seçimlerinde ülke genelinde yalnızca %2,4 oy alarak parlamentodaki siyasi varlığını sürdürmekte zorlandı. Bununla birlikte parti, 1990'lar boyunca Doğu Almanya'nın eski eyaletlerinde bir protesto partisi olarak giderek daha fazla destek kazandı. 1998 Almanya federal seçimlerinde oyların %5,1'ini elde ederek, 1994'te olduğu gibi doğrudan seçim bölgelerinden sandalye kazanmasına ihtiyaç kalmadan Federal Meclis'te sandalye elde etmeye yetecek oy oranına ulaştı. 2000'li yıllara gelindiğinde PDS, Mecklenburg-Vorpommern dışındaki tüm doğu eyaletlerinin eyalet parlamentolarındaki en büyük ikinci parti konumundaydı.
Seçimlerde elde ettiği başarılara rağmen PDS, ideolojik anlaşmazlıklar, üye sayısındaki sürekli düşüş ve Almanya nüfusunun yaklaşık %85'inin yaşadığı batı eyaletlerinde neredeyse hiç destek bulamaması nedeniyle ciddi iç sorunlarla karşı karşıya kaldı.1994 Almanya federal seçimleri sırasında CDU/CSU ve Hür Demokrat Parti (FDP) gibi merkez sağ partiler, SPD, PDS ve Yeşiller arasında bir koalisyon kurulması ihtimalini gündeme getirerek seçmenleri bu olasılığa karşı uyarmaya yönelik bir "kırmızı çoraplar" kampanyası yürüttü. Analistler, bu stratejinin CDU/CSU-FDP ittifakının Helmut Kohl liderliğinde elde ettiği kıl payı seçim zaferinin belirleyici unsurlarından biri olduğunu ve dolayısıyla başarılı olmuş olabileceğini belirtti. Kampanya, siyasi solun tamamını itibarsızlaştırmaya yönelik açık bir girişim olduğu gerekçesiyle eleştirildi. PDS ise bu söylemi sahiplenerek kırmızı çoraplar bastırdı.
Ocak 2005'te, Almanya Sosyal Demokrat Partisi'nden (SPD) ayrılan bir grup eski sosyal demokrat ve sendikacı, Federal Başbakan Gerhard Schröder'in Agenda 2010 kapsamında yürüttüğü çalışma hayatı ve sosyal yardım reformlarına karşı çıkan sol görüşlü bir parti olan Emek ve Sosyal Adalet – Seçim Alternatifi'ni (WASG) kurdu. Parti, Mayıs ayında yapılan Kuzey Ren-Vestfalya eyalet seçimlerinde %2,2 oy alarak sınırlı bir başarı elde etti ve sandalye kazanamadı. Seçimde, iktidardaki SPD hükûmetinin ezici bir yenilgiye uğraması, federal düzeydeki SPD'ye yönelik desteğin azaldığının bir göstergesi olarak değerlendirildi. Bunun ardından Başbakan Schröder, Eylül ayında erken federal seçim yapılması çağrısında bulundu.
WASG'nin üye sayısı artmaya devam ederken PDS yönetimi iki parti arasında bir ittifak kurulmasını önerdi. PDS'nin Doğu Almanya'daki yerleşik seçmen tabanı ile WASG'nin batı eyaletlerinde büyüme potansiyelini bir araya getiren iki parti, birlikte Federal Meclis'e girmeyi hedefledi. Bu doğrultuda bir seçim ittifakı kurma konusunda anlaşarak doğrudan seçim bölgelerinde birbirlerine karşı aday çıkarmamaya ve her iki partinin adaylarının yer aldığı ortak seçim listeleri oluşturmaya karar verdiler. Ayrıca 2007'de tek bir parti altında birleşme konusunda da anlaşmaya vardılar. Yeni iş birliğini simgelemek amacıyla PDS, adını Sol Parti.PDS (Almanca: Linkspartei.PDS) olarak değiştirdi. Ortak liste ise Sol.PDS (Almanca: Die Linke.PDS) adıyla seçime girdi. PDS'nin Batı Almanya ile olan geçmişi nedeniyle dışlandığı batı eyaletlerinde ise "PDS" ibaresinin kullanılması zorunlu değildi. İttifakın kamuoyundaki görünürlüğü, Kuzey Ren-Vestfalya seçimlerinin ardından SPD'den ayrılan eski Federal Maliye Bakanı Oskar Lafontaine'ın haziran ayında WASG'ye katılmasıyla önemli ölçüde arttı. Lafontaine, federal seçimlerde Sol.PDS'nin başbakan adayı olarak gösterildi ve PDS'nin önde gelen siyasetçilerinden Gregor Gysi ile birlikte seçim kampanyasının başında yer aldı.
Yaz başında yapılan kamuoyu yoklamaları, birleşik Sol.PDS listesinin oyların %12'sine kadarını alabileceğini gösteriyordu. Bir süre için Sol.PDS'nin Yeşiller ve FDP'yi geride bırakarak Federal Meclis'teki üçüncü büyük parti konumuna yükselebileceği ihtimali de gündeme geldi. Ancak seçim kampanyası boyunca parti sık sık eleştirilerin hedefi oldu. Oskar Lafontaine, bir etkinlik sırasında Fremdarbeiter (kelime anlamıyla "yabancı işçiler") ifadesini kullanarak yabancı işçileri Alman emek piyasası için bir tehdit olarak nitelendirdi. Lafontaine, bu ifadeyi dil sürçmesi sonucu kullandığını savundu. Ancak Die Welt gazetesinde yayımlanan bir yazıda, aralarında tanınmış Alman yazarların da bulunduğu bir grup, onu yabancı düşmanı ve aşırı sağ seçmenlere bilinçli olarak hitap etmekle suçladı.
2005 Almanya federal seçimlerinde Sol.PDS, %8,7 oy alarak seçim barajını aştı ve Federal Meclis'te 53 sandalye kazandı. Böylece parlamentodaki dördüncü büyük parti oldu. Seçim sonuçları kesin bir hükûmet çoğunluğu ortaya çıkarmadı. SPD, Yeşiller ve Sol.PDS birlikte parlamentoda sol partiler için çoğunluk oluşturmasına rağmen SPD, Sol.PDS ile iş birliği yapmayı kabul etmedi. Bunun sonucunda CDU ile SPD arasında bir büyük koalisyon hükûmeti kuruldu.
PDS ile WASG'nin resmî olarak birleşmesine yönelik müzakereler ertesi yıl boyunca devam etti ve 27 Mart 2007'de nihai anlaşmaya varıldı. Sol Parti (Almanca: Die Linke) adını alan yeni parti, kuruluş kongresini 16 Haziran 2007'de Berlin'de gerçekleştirdi. Lothar Bisky ve Oskar Lafontaine partinin eş genel başkanları seçilirken, Gregor Gysi Federal Meclis'teki parti grubunun başkanı oldu.
Birleşen parti, ilk kez Batı Almanya'da da önemli bir siyasi güç hâline geldi. 2007'de Bremen'de seçim barajını aşmasının ardından 2008 boyunca Aşağı Saksonya, Hessen ve Hamburg eyalet seçimlerinde de sandalye kazandı. Böylece Almanya'daki "beş partili sistem", doğu eyaletlerinin yanı sıra batı eyaletlerinde de ortaya çıkmış oldu.
2009'da Sol Parti, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde %7,5 oy aldı. Aynı yıl altı eyalette seçim düzenlendi. Parti, Thüringen ve Hessen'de oylarını artırırken Schleswig-Holstein ve Saarland'da ilk kez sandalye kazandı. Oskar Lafontaine'in Saarland'da baş aday olarak yarışması, partinin %21,3 oy alarak bir batı eyaletinde elde ettiği en yüksek seçim sonucuna ulaşmasını sağladı. Saksonya ve Brandenburg'da ise Sol Parti'nin oy oranı bir miktar geriledi, ancak parti her iki eyalette de ikinci büyük parti konumunu korudu.

27 Eylül 2009'da yapılan federal seçimlerde Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) oylarının büyük ölçüde gerilemesiyle Sol Parti'nin oy oranı %11,9'a yükseldi. Partinin Federal Meclis'teki sandalye sayısı 54'ten 76'ya çıktı ve böylece SPD'nin parlamento grubunun yaklaşık yarısı büyüklüğüne ulaştı. Sol Parti, doğu eyaletlerinde %28,5 oyla en çok oy alan ikinci parti olurken batı eyaletlerinde de %8,3 oy alarak önemli bir çıkış gerçekleştirdi. Saksonya-Anhalt ve Brandenburg'da en fazla oyu alan parti oldu ve 16 doğrudan seçim bölgesini kazandı.
Sol Parti, Mayıs 2010'da yapılan seçimlerde Almanya'nın nüfus bakımından en büyük eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya'nın eyalet parlamentosunda da sandalye kazandı. Böylece Almanya'nın 16 eyaletinin 13'ünde parlamentoda temsil edilir hâle geldi ve yalnızca geleneksel olarak muhafazakâr eğilimlerin güçlü olduğu güneydeki üç eyalette temsil edilemedi.
Ocak 2010'da Oskar Lafontaine, devam eden kanser tedavisi nedeniyle yaklaşan parti kongresinde yeniden parti liderliğine aday olmayacağını açıkladı. Mayıs ayında düzenlenen kongrede Lothar Bisky de yeniden aday olmamayı tercih etti. Bunun üzerine Klaus Ernst ve Gesine Lötzsch partinin yeni eş genel başkanları seçildi.
Birkaç hafta sonra SPD ve Yeşiller, 2010 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sol Parti'den bağımsız adayları Joachim Gauck'ı desteklemesini istedi. Gauck, Doğu Almanya'da komünist yönetime karşı mücadele eden bir insan hakları aktivisti olmuş, 1991-2000 yılları arasında ise ilk Federal Stasi Arşivleri Komiseri olarak görev yapmıştı. SPD ve Yeşiller, Gauck'ı desteklemenin Sol Parti için komünist geçmişinden uzaklaşarak demokrasiye koşulsuz bağlılığını gösterme fırsatı olduğunu savundu. Ancak Sol Parti, Gauck'ın Afganistan Savaşı'na verdiği desteği ve partiye yönelik eleştirilerini gerekçe göstererek kendisini desteklemeyi reddetti. Şansölye Angela Merkel'in desteklediği muhafazakâr aday Christian Wulff'ı da desteklemeyen parti, bunun yerine televizyon gazetecisi Luc Jochimsen'i kendi adayı olarak gösterdi. SPD ve Yeşiller, Sol Parti'nin bu tutumunu hayal kırıklığıyla karşıladı. SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, partinin tutumunu "tuhaf ve utanç verici" olarak nitelendirerek Gauck'ın Doğu Almanya'daki adaletsizlikleri araştırmış olması nedeniyle Sol Parti tarafından düşman olarak görülmesine şaşırdığını belirtti. SPD ve Yeşiller, Sol Parti'nin seçimin belirleyici üçüncü turunda Gauck'ı desteklemesini bekliyordu. Ancak Jochimsen'in adaylıktan çekilmesinin ardından Sol Parti delegelerinin çoğunluğu çekimser kaldı. Bunun sonucunda Wulff, mutlak çoğunlukla cumhurbaşkanı seçildi.
Sol Parti, Mart 2012'deki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de siyasi olarak yalnız kaldı. Federal düzeyde iktidardaki CDU/CSU-FDP koalisyonu, SPD ve Yeşiller'i tüm partilerin üzerinde uzlaşabileceği ortak bir aday belirlemeye davet etti ancak Sol Parti bu görüşmelerin dışında bırakıldı. Davet edilen partiler daha sonra Joachim Gauck'ı destekleme konusunda anlaştı. Sol Parti ise bir kez daha Gauck'ı desteklemeyi reddetti. SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, partinin "Alman Demokratik Cumhuriyeti'ne sempati duyduğunu" ve Gauck'ın Stasi suçlarına yönelik soruşturmalardaki rolünden rahatsız olduğunu öne sürerek Sol Parti'yi yeniden eleştirdi. Sol Parti, bunun üzerine gazeteci ve açık sözlü bir antifaşist olan Beate Klarsfeld'ı aday gösterdi. Klarsfeld, çok sayıda Nazi savaş suçlusunun izini sürmesi ve bu kişilerin yargılanmasına yönelik çalışmalarıyla tanınıyordu. Seçimde delegelerin %10,2'sinin oyunu aldı. Gauck ise ilk turda oyların %80,4'ünü alarak cumhurbaşkanı seçildi.
Sol Parti'nin seçimlerdeki durumu 2011'den itibaren değişmeye başladı ve parti 2013'e kadar özellikle batı eyaletlerinde art arda gerilemeler ve seçim yenilgileri yaşadı. Rheinland-Pfalz ve Baden-Württemberg'de sandalye kazanamayan parti, Bremen ve Berlin'de oy kaybetti; Saarland'da da önceki seçimlere kıyasla geriledi. Daha da önemlisi parti, Schleswig-Holstein, Kuzey Ren-Vestfalya ve Aşağı Saksonya eyalet parlamentolarındaki sandalyelerini kaybetti.
11 Nisan 2012'de Gesine Lötzsch, eşinin yaşadığı sağlık sorunlarını gerekçe göstererek Sol Parti eş genel başkanlığından istifa etti. Bunun ardından Klaus Ernst de haziran ayında düzenlenecek parti kongresinde yeniden genel başkanlığa aday olmayacağını açıkladı. 2007'den beri genel başkan yardımcılığı görevini yürüten Katja Kipping, oyların %67,1'ini alarak eş genel başkan seçildi. Bernd Riexinger ise %53,5 oy alarak Dietmar Bartsch ile girdiği yarışı kıl payı kazandı ve diğer eş genel başkan seçildi.

2013 federal seçimlerinde Sol Parti ülke genelindeki oyların %8,6'sını alarak 64 sandalye kazandı. Bu sonuç, 2009 seçimlerine göre bir gerilemeye işaret ediyordu. Ancak FDP'nin Federal Meclis dışında kalması sayesinde Sol Parti üçüncü sıraya yükseldi. CDU ile SPD arasında ikinci kez büyük koalisyon kurulmasının ardından Sol Parti, Federal Meclis'teki ana muhalefet partisi hâline geldi.
Aynı gün yapılan Hessen eyalet seçimlerinde parti, parlamentodaki sandalyelerini kıl payı korudu. 2014'te Brandenburg eyalet seçimlerinde ise Sol Parti önemli bir oy kaybı yaşadı; oy oranının yaklaşık üçte birini kaybederek üçüncü sıraya geriledi. Buna rağmen SPD'nin küçük koalisyon ortağı olarak hükûmette kalmaya devam etti.
2014 Thüringen eyalet seçimleri, Sol Parti'nin o tarihe kadarki en büyük seçim başarısı oldu. Parti, %28,2 oyla eyalet seçimlerindeki en yüksek oy oranına ulaşmasının yanı sıra ilk kez kendi üyelerinden birinin başında bulunduğu bir eyalet hükûmeti kurdu. SPD ve Yeşiller ile kırmızı-kırmızı-yeşil koalisyon konusunda anlaşmaya varan parti, Bodo Ramelow'un Thüringen Eyalet Meclisi tarafından Bakanlar Kurulu Başkanı seçilmesini sağladı. Böylece Ramelow, Almanya'nın herhangi bir eyaletinde hükûmet başkanlığı görevine gelen ilk Sol Parti üyesi oldu.
Sol Parti, 2015'te Hamburg ve Bremen şehir eyaletlerinde sınırlı oy artışları elde etti. 2016'da Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde ise 18 ay önce Brandenburg'da yaşadığı gerilemeye benzer bir sonuçla karşılaştı. Oylarının yaklaşık üçte birini kaybederek üçüncü sıraya geriledi. Eylül ayında yapılan 2016 Berlin eyalet seçimlerinin ardından Sol Parti, SPD ve Yeşiller ile kurulan koalisyonda ikinci büyük ortak olarak Berlin eyalet hükûmetine katıldı.

2017 federal seçimlerinde Sol Parti, FDP'nin yeniden Federal Meclis'e girmesiyle dördüncü, AfD'nin üçüncü sıraya yükselmesi sonucunda beşinci sıraya geriledi. Parti, geleneksel olarak güçlü olduğu doğu eyaletlerinde önemli oy kayıpları yaşarken batı eyaletlerindeki oylarını artırdı ve ülke genelinde net bir kazanım elde etti. Oy oranı 0,6 puanlık artışla %9,2'ye yükseldi.
2017 boyunca Schleswig-Holstein, Kuzey Ren-Vestfalya ve Aşağı Saksonya eyalet parlamentolarına yeniden girmeyi başaramadı; her üç eyalette de oylarını artırmış olmasına rağmen sandalye kazanmak için gereken düzeye ulaşamadı. Saarland'da ise partinin uzun süredir devam eden gerilemesi sürdü ve mart ayındaki seçimlerde %12,8 oy aldı. 2018'de Hessen'deki sandalyelerini korudu. Aynı yıl düzenlenen parti kongresinde Katja Kipping ve Bernd Riexinger üçüncü kez eş genel başkan seçildi; Kipping oyların %64,5'ini, Riexinger ise %73,8'ini aldı.
Sol Parti, 2019'da farklı sonuçlarla karşılaştı. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy oranı %5,5'e gerileyerek partinin kuruluşundan bu yana ulusal düzeydeki seçimlerde aldığı en düşük sonuca ulaştı. Aynı gün yapılan Bremen eyalet seçimlerinde ise oylarını bir miktar artırdı ve SPD ile Yeşillerin oluşturduğu koalisyon hükûmetine katılarak ilk kez bir batı eyaletinde hükûmet ortağı oldu. 1 Eylül'de yapılan Brandenburg ve Saksonya eyalet seçimlerinde Sol Parti büyük oy kayıpları yaşadı ve her iki eyalette de oy oranının neredeyse yarısını kaybetti. Bunun sonucunda parti, 2009'dan beri hükûmet ortağı olduğu Brandenburg eyalet hükûmetinden ayrıldı.
2019 Thüringen eyalet seçimlerinde Ramelow, Sol Parti'yi tarihindeki en yüksek seçim sonucuna taşıdı. Parti oyların %31,0'ini alarak ilk kez bir eyalet parlamentosunda en fazla sandalyeye sahip parti oldu. Ancak Ramelow'un liderliğindeki kırmızı-kırmızı-yeşil hükûmet çoğunluğunu kaybetti. Şubat 2020'de FDP'li Thomas Kemmerich, AfD ve CDU'nun desteğiyle Bakanlar Kurulu Başkanı seçildi. Ancak bu gelişmenin yol açtığı yoğun tepkilerin ardından Kemmerich görevinden istifa etti. Uzun süren hükûmet krizinin ardından Ramelow ikinci kez Bakanlar Kurulu Başkanı seçilerek bir azınlık hükûmetinin başına geçti.
Ağustos 2020'de Katja Kipping ve Bernd Riexinger, parti tüzüğünde aynı kişinin aynı görevi sekiz yıldan uzun süre üstlenemeyeceğine ilişkin hüküm uyarınca eş genel başkanlık görevlerinden ayrılacaklarını açıkladı. Parti kongresinin 30 Ekim-1 Kasım 2020 tarihleri arasında yapılması planlandı ancak Almanya'da COVID-19 salgınının kötüleşmesi nedeniyle 27 Ekim'de iptal edildi. Bunun yerine parti, 26-27 Şubat 2021'de tamamen çevrim içi bir kongre düzenledi. Hessen Eyalet Meclisi'ndeki parti grubu başkanı Janine Wissler ile Thüringen teşkilatı başkanı Susanne Hennig-Wellsow, 27 Şubat'ta yapılan seçimde sırasıyla %84 ve %71 oy alarak partinin eş genel başkanları seçildi.
2021 Almanya federal seçimleri sırasında Sol Parti, SPD ve Yeşiller ile kurulabilecek bir koalisyon hükûmetinin ortağı olmayı hedefliyordu. CDU/CSU'nun kamuoyu yoklamalarındaki desteği gerilerken SPD'nin oyları yükseldi. Kampanyanın son ayında muhafazakâr hükûmet, Sol Parti'ye ve olası bir kırmızı-kırmızı-yeşil koalisyona karşı "Kızıl Korku" olarak nitelendirilen bir kampanya yürüttü. Bu kampanyada Sol Parti'yi komünizmle ilişkilendiren söylemlere ve aşırılık tehdidine yönelik uyarılara yer verildi. Buna karşılık parti, yeni ve daha ılımlı bir yönetim oluşturmuş ve önceki seçimlere kıyasla daha ılımlı bir program ortaya koymuştu. Zenginlere yönelik miras ve servet vergilerinin artırılacağı endişesiyle İsviçre'ye sermaye kaçışı yaşandı.
Sol Parti, 26 Eylül'deki federal seçimlerde oyların %4,9'unu alarak 39 sandalye kazandı. Bu, partinin 2007'deki kuruluşundan bu yana aldığı en düşük sonuçtu ve %5'lik seçim barajını kıl payı aşamadı. Bununla birlikte parti, üç doğrudan seçim bölgesinde milletvekili seçtirdiği için Federal Meclis'te aldığı oy oranına karşılık gelen tam orantılı temsil hakkından yararlandı. Bu seçim bölgelerinin ikisi Berlin'de, biri Leipzig'deydi. Böylece parti, bir önceki seçime kıyasla oy oranında 4,3 puan, sandalye sayısında ise 30 sandalye kaybetti. Dikkat çeken sonuçlardan biri de Federal Meclis Başkanvekili Petra Pau'nun Berlin-Marzahn-Hellersdorf doğrudan seçim bölgesinde seçilememesiydi. Sol Parti'nin düşük oy oranı nedeniyle SPD, Yeşiller ve Sol Parti'den oluşan olası bir koalisyon Federal Meclis'te çoğunluğu sağlayacak sandalye sayısına ulaşamadı.
Aynı gün Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'de eyalet seçimleri de yapıldı. Sol Parti her iki eyalette de küçük oy kayıpları yaşamasına rağmen hükûmet koalisyonlarında yer almaya devam etti. Berlin'de SPD ve Yeşiller ile mevcut koalisyonun devamına katıldı. Mecklenburg-Vorpommern'de ise CDU'nun yerine SPD'nin küçük koalisyon ortağı oldu.
Federal seçimlerin ardından Sol Parti içinde anlaşmazlıklar arttı ve partinin seçimlerdeki gerilemesi devam etti. Mart 2022'de yapılan Saarland eyalet seçimleri partinin karşılaştığı en önemli yenilgilerden biri oldu. Parti, eyalet teşkilatı ile Oskar Lafontaine arasındaki anlaşmazlıkların gölgesinde parlamentodaki tüm sandalyelerini kaybetti. Yeniden aday olmayan Lafontaine, seçimden kısa süre önce partiden ayrıldı. Bunun yanı sıra Hessen teşkilatında cinsiyetçilik ve kötü muamele iddiaları gündeme geldi; bu iddiaların bazıları Janine Wissler'i de ilgilendiriyordu. Nisan ayında Susanne Hennig-Wellsow, partinin son dönemde yaşadığı sorunları ve ailesine daha fazla zaman ayırma isteğini gerekçe göstererek eş genel başkanlıktan istifa etti. Mayıs ayında yapılan Schleswig-Holstein ve Kuzey Ren-Vestfalya eyalet seçimlerinde de parti sandalye ve oy kayıpları yaşadı.
2022'deki Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Die Linke içindeki ayrışmaları açığa çıkardı. Parti yönetimi ve çoğunluk açıkça Ukrayna yanlısı bir tutum benimserken, Sahra Wagenknecht çevresindeki kanat Rusya'ya yönelik yaptırımlara karşı çıktı. Haziran ayındaki parti kongresinde görevdeki eş başkan Janine Wissler yeniden seçildi. Hennig-Wellsow'un yerine ise Avrupa Parlamentosu'ndaki Sol Grup'un (GUE/NGL) eş başkanı Martin Schirdewan getirildi. İki isim de Wagenknecht kanadına yakın adaylarla yarıştı ve sırasıyla %57 ve %61 oyla kazandı.
Wagenknecht eylülde Bundestag'da yaptığı konuşmada, federal hükümeti "en önemli enerji tedarikçimize karşı eşi görülmemiş bir ekonomik savaş" başlatmakla suçladı ve Rusya yaptırımlarının sona erdirilmesini istedi. Konuşma, Die Linke milletvekillerinin yarısı tarafından boykot edildi ve partideki birçok isim Wagenknecht'in istifa etmesini talep etti. Tartışma nedeniyle yüzlerce üyenin partiden ayrıldığı bildirildi; bunların arasında eski Bundestag üyesi Fabio De Masi de vardı. Die Tageszeitung'a göre Wagenknecht'in destekçileri, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerine girmek üzere partiden ayrı yeni bir parti kurmayı planlamaya başlamıştı.
2023 Berlin eyalet seçiminde Die Linke, Berlin Temsilciler Meclisi'nde iki sandalye kaybetti. 2023 Bremen eyalet seçiminde ise Bremen Eyalet Meclisi'ndeki (Bürgerschaft) 10 sandalyesini korudu. 2023 Hessen eyalet seçiminde parti %3,1 oy aldı; %5'lik seçim barajını aşamadığı için meclisteki 9 sandalyesinin tamamını yitirdi ve eyalet meclisinden silindi.
Ekim 2023'te Wagenknecht ve aralarında grup eş başkanı Amira Mohamed Ali ile eski genel başkan Klaus Ernst'in de bulunduğu dokuz Bundestag üyesi daha, Die Linke'den ayrılıp yeni bir parti, Sahra Wagenknecht Birliği'ni (BSW) kurma niyetlerini açıkladı. Bu ayrılık, Die Linke'nin Bundestag'da resmî parlamento grubu (Fraktion) statüsünü koruması için gereken asgari milletvekili sayısının altına düşmesine yol açtı ve grup, 6 Aralık'ta önceden feshedildi. Şubat ayında ise daha düşük statülü bir grup (Gruppe) olarak yeniden örgütlendi. Eski grup başkanı Dietmar Bartsch yeniden aday olmayı reddetti. Daha önce Wissler ve Schirdewan'a karşı genel başkanlık için yarışmış olan Heidi Reichinnek ve Sören Pellmann, yönetim yanlısı ikili Clara Bünger ve Ates Gürpinar'a karşı aday olacaklarını duyurdu. İlk oylamada Reichinnek, Bünger'i 14'e 13 yendi; Gürpinar ikinci oylamada Bünger lehine çekildi, ancak Bünger bu kez de Pellmann'a yine 14'e 13 yenildi.
Die Linke, Haziran'daki 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ülke çapındaki seçimlerde aldığı en kötü sonucu yaşadı: oyların yalnızca %2,7'sini ve üç sandalye kazandı. Wissler ve Schirdewan, ertesi ay yapılacak parti kongresinde yeniden aday olmayacaklarını açıkladı.
Eylülde parti, Brandenburg, Saksonya ve Thüringen eyalet seçimlerinde ağır yenilgiler aldı. Thüringen'de %13 ile dördüncü sıraya geriledi; Brandenburg ve Saksonya'da ise %5'in altına düştü, Saksonya'da sandalyelerini ancak ucu ucuna koruyabildi. BSW ise tam tersine güçlü bir performans göstererek üç eyaletin hepsinde üçüncü sırada yer aldı. Ekim'de yapılan parti kongresi, Ines Schwerdtner ve Jan van Aken'i yeni eş başkanlar olarak seçti. Parti üye sayısı, 2022 sonunda 54.214 iken 2023 sonunda 50.251'e gerilemişti; 31 Aralık 2024 itibarıyla ise 58.532'ye yükseldi.

Aralık 2024'te erken federal seçim kararı alındığında Die Linke anketlerde yaklaşık %3 civarındaydı ve genel olarak Bundestag'a geri dönmesi beklenmiyordu. Parti, kampanyanın öncü adayları olarak Jan van Aken ve Heidi Reichinnek'i belirledi. Zayıf anket sonuçları nedeniyle, %5'lik seçim barajını aşmayı hedefleyerek doğrudan seçim bölgeleri için de üç isim öne çıkardı: Gregor Gysi, Bodo Ramelow ve Dietmar Bartsch. Adayların yaşına atıfla "Gümüş Saçlar Görevi" (Mission Silberlocke) adı verilen bu girişim, doğrudan mandaları kazanarak baraj engelini aşmayı amaçlıyordu.
Kampanya sırasında Die Linke'ye desteğin beklenmedik biçimde arttığı görüldü; seçime bir hafta kala oy oranı %6-7'ye çıktı. Reichinnek'in Ocak ayı sonunda Bundestag'da CDU lideri Friedrich Merz'in Almanya İçin Alternatif (AfD) ile yasama alanında iş birliği yapmasını sert biçimde eleştirdiği konuşma sosyal medyada viral oldu. Ardından partinin popülaritesi ve üye sayısı, özellikle kadınlar ve gençler arasında hızla yükseldi. Anketler, partinin 18-24 yaş grubundaki seçmenler arasında en popüler parti olabileceğini gösteriyordu. Reichinnek'in kampanya etkinliklerine ve konuşmalarına katılım arttı, medya ondan "sosyal medya yıldızı" olarak söz etti. Partinin AfD'ye kararlı muhalefeti, konut ve vergi politikaları, göçmen yanlısı tutumu ve diğer sol partilerden duyulan hayal kırıklığı, kampanyadaki olası güçlü yönler olarak gösterildi. Die Linke ile BSW arasındaki fark da medyada tartışıldı.
23 Şubat 2025 seçiminde Die Linke oyların %8,8'ini ve 64 sandalye alarak 2017'den bu yana en iyi sonucunu elde etti. Parti altı seçim bölgesinde doğrudan mandayı kazandı; bunların arasında Gregor Gysi, Sören Pellmann ve Bodo Ramelow'un bölgeleri ile Berlin'deki üç yeni isim vardı: Lichtenberg'de Ines Schwerdtner, Friedrichshain-Kreuzberg'de Pascal Meiser ve Neukölln'de Ferat Koçak. Koçak'ın zaferi, Die Linke'nin eski Batı Almanya topraklarında ilk kez bir seçim bölgesi kazanması anlamına geliyordu. Çıkış anketlerine göre Die Linke, 18-24 yaş grubunda %25 ile en popüler partiydi; 25-34 yaş grubunda ise %16 oy aldı. Parti, ağırlıklı olarak Yeşiller ve SPD seçmenlerinden, ayrıca küçük partilerden ve oy kullanmayanlardan oy kazandı; BSW'ye ise daha az sayıda oy kaybetti.
| Seçim | Oy (seçmen) | Oy (parti listesi) | % | Sandalye | +/– |
|---|---|---|---|---|---|
| 2005 | 3.764.168 | 4.118.194 | 8,7 | 54 / 614 |
|
| 2009 | 4.791.124 | 5.155.933 | 11,9 | 76 / 622 |
|
| 2013 | 3.585.178 | 3.755.699 | 8,6 | 64 / 631 |
|
| 2017 | 3.966.035 | 4.296.762 | 9,2 | 69 / 709 |
|
| 2021 | 2,306,755 | 2,269,993 | 4,9 | 39 / 735 |
|
| 2025 | 3,932,584 | 4,355,382 | 8,8 | 64 / 630 |
| Seçim | Oy | % | Sandalye | +/– |
|---|---|---|---|---|
| 2009 | 1.968.325 | 7,5 | 8 / 99 |
|
| 2014 | 2.167.641 | 7,3 | 7 / 96 |
|
| 2019 | 2.056.010 | 5,5 | 5 / 96 |
|
| 2024 | 1,091,268 | 2,7 | 3 / 96 |
|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|chapter-url-access=subscription (yardım)