
Film teorisi, sinemayı yalnızca bir anlatı veya eğlence aracı olarak değil; felsefi, estetik ve ideolojik boyutları olan derinlemesine bir disiplin olarak ele alan akademik bir alandır. Bu alanın temel amacı, tek bir filmin "ne anlattığına" odaklanmaktan ziyade, sinemanın bir sanat formu olarak "nasıl çalıştığını" ve izleyici üzerindeki etkilerini çözümlemektir. Sinemanın gerçeklikle olan bağını, kendine has dilini ve toplumsal işlevini sorgulayan bu teori; dilbilimden psikanalize, sosyolojiden sanat tarihine kadar pek çok farklı disiplinden beslenerek sinemanın doğasına dair kavramsal bir çerçeve çizer.
Bu noktada film teorisini, günlük dildeki "film eleştirmenliği" ile karıştırmamak gerekir. Film eleştirisi genellikle belirli bir yapıma odaklanarak; oyunculuk, teknik başarı veya senaryo gibi unsurları izleyici için bir rehber niteliğinde değerlendirir. Film teorisi ise çok daha soyut bir düzeyde hareket eder; tekil filmleri birer örneklem olarak kullansa da asıl amacı sinemanın ideolojik, estetik ve felsefi yapısını, yani sinemanın özünde "ne olduğunu" tartışmaya açmaktır.
Sinemanın ilk yıllarında (1910-1920’ler), teorisyenler daha çok "Sinema bir sanat mıdır?" sorusuna yanıt aradılar. Bu dönemde sinemanın tiyatrodan farklı olduğu, özellikle kurgu ve kamera açılarıyla özgün bir dil yarattığı vurgulandı. Erken film teorisyenlerinden Ricciotto Canudo, sinemayı diğer klasik sanat dallarıyla harmanlayan bir yaklaşımla "Yedinci Sanat" olarak adlandırdı ve bu tanımı literatüre kazandırdı. 1920'lerde Sovyet montajcıları, kurgunun ideolojik ve psikolojik gücüne odaklanırken; II. Dünya Savaşı sonrasında Fransız Yeni Dalgası ve André Bazin gibi teorisyenler, sinemanın "gerçekliği olduğu gibi yansıtma" yeteneğine dikkat çektiler.
Film teorisi, yıllar içinde farklı perspektiflere ayrılmıştır:
II. Dünya Savaşı öncesi ve hemen sonrasını kapsayan bu dönem, iki ana kutup üzerinden şekillenmiştir:

1960’lardan itibaren film teorisi ve sinema çalışmaları; dilbilim, psikanaliz, feminizm, yapısalcılık, Marksizm ve göstergebilim gibi farklı alanlarla dirsek temasına geçti. Bu dönemde sinema, toplumdaki güç ilişkilerini ve bilinçaltını yansıtan bir göstergeler sistemi olarak incelenmeye başlandı.
Günümüzde film teorisi, dijital teknolojilerin ve internetin sinema üzerindeki dönüştürücü etkilerini de odağına almıştır. Bilgisayar tabanlı görüntüler (CGI), sanal gerçeklik (VR) ve yeni medya platformları, geleneksel "sinematik görüntü" kavramının sınırlarını zorlamaktadır. Modern teorisyenler, izleyicinin artık yalnızca perde karşısında pasif bir gözlemci olmadığını; aksine dijitalleşmeyle birlikte anlatının ve etkileşimli süreçlerin aktif bir parçası haline geldiğini savunmaktadır.