Gegler

Gegler ya da Gegalar (Arnavutça: Gegët), Tosklar ile birlikte Arnavutların iki ana alt grubundan biridir. Bu iki grup, dilsel özellikleriyle birbirinden ayrılmaktadır.

Gegler; Arnavutluk’ta (İşkomi Nehri’nin kuzeyinde), Kosova’da, Kuzey Makedonya’da, Sırbistan’da ve Karadağ’da yaşamaktadır. Gegler, Arnavut dilinin iki ana lehçesinden biri olan Gegceyi konuşurlar. Geglerin toplumsal yapısı geleneksel olarak kabile temelliydi ve birkaç farklı Geg kabilesi mevcuttu.

Osmanlı İmparatorluğu 15. yüzyılın başında Toskların yaşadığı güney kısımları ele geçirip yönetmeye başladı ancak Geglerin yaşadığı kuzeydeki topraklar 20. yüzyılın başına dek Osmanlı sivil idaresinin erişiminin dışında kalmıştır, sonuç olarak; Gegler, Tosklardan izole bir şekilde gelişmiştir. Benzer şekilde Geglerin Müslümanlaşması da tam olarak gerçekleşmemiştir, Arnavutluk’un kuzeybatısındaki geniş bir bölge Katolik olarak kalmıştır. Osmanlı, Arnavutluk'un kuzeyindeki Geg kabilelerini hiçbir zaman tamamen ele geçirememiştir, çünkü bu kabileler düzenli bir paralı asker kaynağı olarak Osmanlı için daha yararlıydılar. Bunun yerine bayraktar yöntemini uyguladılar ve bayraktarlara Osmanlı kuvvetlerinin askeri harekâtlarını desteklemek üzere yerel savaşçıları seferber etme yükümlülüğü karşılığında bazı ayrıcalıklar tanıdılar.

Terminoloji

Asıl Gegnia (Gegë halkının ülkesi), İşkomi Nehri'nden Leknia’nın başladığı noktaya kadar uzanan Mat ilçesi ile Merdita ilçesi arasındaki sınır bölgesinde yer almaktadır. Leknia’nın kuzeyinde ise Malisya bulunmaktadır. Bu bölgelerin hiçbiri birbiriyle örtüşmemekte ve her birinin kendine özgü bir kimlik algısı bulunmaktadır.

Bu durum yalnızca gerçek Gegnia halkının kendilerini Gegë olarak adlandırmasına karşın, kuzeye doğru ilerledikçe bunun bölgesel bir kimlik biçimi olmamasına da yansımaktadır. Örneğin, Dukagjin Yaylaları halkına bölgesel adları sorulduğunda, “na nuk jemi gegë, gegët janë përtej maleve” (biz Geg değiliz, Gegler dağların ötesinde yaşar) şeklinde cevap verirler.

Arnavut olmayan literatürde tüm kuzey Arnavutlarının Geg olarak algılanması, başlıca lehçe gruplarının ilgili tüm bölgesel gruplarla özdeşleştirilmesinin bir sonucudur. Benzer şekilde, yalnızca güney Arnavutluk’taki belirli bölgelerin sakinleri kendilerini Tosk olarak tanımlamaktadır.

Etimoloji

“Geg” teriminin etimolojisi tam olarak net değildir. Yazar Arshi Pipa’ya göre, “Gegë” terimi başlangıçta dini bir anlam ifade etmek üzere kullanılmış ve Osmanlı dönemi öncesi Arnavutluk’ta Ortodoks nüfus tarafından Katolik komşularından bahsederken kullanılmıştır.

Tarih

Osmanlı öncesi ve Osmanlı dönemi

14. yüzyılın sonunda Osmanlılar Arnavutluk’u fethetmeden önce de Gegler ile Tosklar arasında bir ayrım bulunuyordu.

Osmanlı döneminin sonlarında Gegler, özerkliğe ve askeri yeteneklere sahip olsalar da, genellikle eğitimden yoksun ve Osmanlı sistemi içine entegre olamamış durumdaydılar. Bu faktörler, Gegënia bölgesine imparatorluk içinde Toskëria’dan farklı bir önem kazandırdı. Yine de birçok Osmanlı subayı, Geglerin, özellikle de dağlık bölgelerde yaşayanların, genellikle “vahşi” olarak anıldıkları için devlet için bir kazanç değil, bir yük olduğunu düşünüyordu. Arnavutluk’ta dağlıların yaşadığı bölgelerde imparatorluk, Geg kabileleriyle aradaki kültürel farklılıkları aşabilecek, Yemen gibi kabilelerin yoğun olduğu bölgelerde daha önce görev yapmış Osmanlı subaylarını görevlendirdi.

Büyük Doğu Buhranı, komşu güçler tarafından gerçekleştirilen bölünmeye karşı Arnavut direnişiyle sonuçlandı. Bu direniş hem Geglerin hem de Toskların İslam adına devleti ve bölgelerini savunmak için yemin ettiklerini ilan eden bir kararname (bildiri) yayınlayan Prizren Birliği’nin kurulmasıyla ortaya çıktı. Buhran sırasında Gegler ve Tosklar, haklarını savunmak için silahlanacaklarına ve kanlarını akıtacaklarına dair besa’lar (onur yemini) ettiler. Güneydeki Tosk muadillerine kıyasla daha iyi silahlanmış olan Geg toplumu, bölgedeki sınırların yeniden çizilmesine direnmek için daha etkili bir konumdaydı. Osmanlı yetkilileri, başlangıçta topraklarının Sırbistan, Karadağ veya Bulgaristan’a katılmasına direnme çabalarında Geg Arnavutlarına destek verdiler. Gegler, yerel vergilerin Arnavut hazinesine aktarıldığı kısa süreli bir özerk yönetim dönemi yaşadılar. Özerk ve birleşik bir Arnavutluk çağrıları, özellikle 1881’de Geg Arnavutlarının isyan edip Osmanlı otoritesine askeri bir meydan okuma oluşturmasının ardından, Sultan II. Abdülhamid’in Prizren Birliği hareketini bastırmasına yol açtı.

Gegënia’nın büyük bir kısmı, Geg toplumundaki aşiretçilik ve sınırlı devlet kontrolü nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu için bir güvenlik sorunu teşkil ediyordu. II. Abdülhamid, Geglerin özgürlüklerine müsamaha gösterdi; onları saray muhafızlarına dahil etti, kentsel bölgelerden gelen yerel önderlerin oğullarını bürokrasiye entegre etti ve İsa Bolatin gibi liderleri Osmanlı sistemine dahil etti. Jön Türk Devrimi sırasında, bazı Gegler, Hamidiye rejimini sona erdirmek amacıyla 1876 Osmanlı Anayasası’nın yeniden yürürlüğe konmasına destek veren Arnavut toplumundaki gruplardan biriydi. Yeni Jön Türk hükümetinin Arnavut Sorunu’na yönelik uyguladığı merkezileştirme politikaları ve militarizm, kabile ayrıcalıklarını ve kulalar (kule evler) savunma sistemini korumak için savaşan Gegler tarafından dört yıl süren yerel ayaklanmalara yol açtı. İşkodra bölgesinden Gegler, 1911 Arnavut İsyanı sırasında Osmanlı İmparatorluğu içinde Arnavutların sosyopolitik haklarını talep eden Greça Mıhtırası’nı desteklediler. Balkan Savaşları’nın (1912-1913) arifesinde Geg ve Tosk Arnavutları, Osmanlı hükümetinden 1912 Arnavut İsyanı sırasında Arnavut etnik kimliğinin hakları ve dağlık bölgelerde yaşayan nüfusun hakları olmak üzere iki taviz kopardılar.

2. Dünya Savaşı sırasında Geglerin askere alımı

II. Dünya Savaşı sırasında Heinrich Himmler, Arnavut Müslümanların Waffen-SS’e alınmasını bizzat denetledi; bu da 21. Waffen-SS Dağ Tümeni Skanderbeg’in kurulmasına yol açtı. Himmler bu tümen için özellikle Kosova’dan, ama aynı zamanda İtalyan işgali sırasında ortaya atılan iddiaların etkisiyle kuzey Arnavutluk’tan da Gegleri hedef aldı. İtalyan antropologlar, Geeglerin Almanlara benzer şekilde Aryan veya İskandinav ırkının bir parçası olduğunu iddia etmişlerdi. Bu fikir, Himmler’in ırkçı ideolojisiyle örtüşüyordu ve onların askere alınmasına gerekçe oluşturuyordu.

Himmler Gegleri, kendisinin algıladığı şekliyle sertlikleri, sadakatleri ve askeri potansiyelleri nedeniyle takdir ediyordu ve onları I. Dünya Savaşı’ndaki seçkin Boşnak alayların modern bir yansıması olarak görüyordu. Buna karşılık, güney Arnavutlar olan Tosklar bu sınıflandırmaya dahil edilmedi ve ırksal açıdan daha az uygun görüldü. Ayrıca Himmler, “Büyük Arnavutluk” kavramını, bu kavramın Nazilerin Balkanlar’daki jeopolitik hedefleriyle uyumlu olması ve Arnavut askerler arasında sadakati pekiştirmeye yardımcı olması nedeniyle güçlü bir şekilde destekledi.

2. Dünya Savaşı sonrası

II. Dünya Savaşı’nın sonunda ağırlıklı olarak Tosklardan oluşan komünist güçler, Wehrmacht’ın geri çekilmesinin ardından Arnavutluk’u ele geçirdi. Bu durum, birçok Geg tarafından Toskların Geg topraklarını ele geçirmesi olarak algılandı. Savaş sonrası komünist rejimin üyelerinin çoğu ve Arnavutluk Komünist Partisi üyelerinin dörtte üçü Tosklardı. Dolayısıyla komünist iktidarın kurulması, siyasi iktidarın Geglerden Tosklara devredilmesiyle birlikte gerçekleşti. Gegler kendilerini gelenekçi ve daha az gelişmiş olarak gören, ağırlıklı olarak Tosklardan oluşan rejim tarafından sürekli olarak zulüm gördü.Enver Hoca’nın 1985’te ölümünün ardından, ülkenin liderleri arasında sayıları az olan Geglerden biri olan Ramiz Alia onun yerini aldı. Alia, Kosova’daki Geglerin davasını kademeli olarak benimsemek suretiyle ulusal kimlik meselesinde yön değişikliğine doğru temkinli adımlar attı. Bu değişime Kosova’dan gelen “aşırı liberal” Arnavutların, Tosk ve Geg alt etnik grupları arasındaki kırılgan dengeyi bozabileceği yönündeki uzun süredir devam eden bir korku eşlik ediyordu. Arnavutluk’taki tüm Arnavutların sayısına neredeyse eşit olan Yugoslavya'daki Gegleri bünyeye katmak, çoğunluğu Tosklardan oluşan rejimi çökertmeye yardım edebilirdi.

Komünist rejimin çöküşünden sonra, din yeniden toplumsal kimliği belirleyen başlıca faktör haline geldi ve Gegler ile Tosklar arasındaki rekabet yeniden ortaya çıktı. Geg kökenli Sali Berisha tarafından atanan komünizm sonrası Arnavutluk’un yeni siyasi liderlerinin neredeyse tamamı Kuzey Arnavutluk’tan gelen Geglerden oluşmaktaydı. Sali Berisha yönetimi, güneydeki Sosyalist Tosklara karşı kuzey milliyetçisi Gegler olarak tanımlandı,bu da Tosklar ile Gegler arasındaki çekişmeyi daha da artırdı. 1998’de Berisha, İşkodra'da silahlı hükümet karşıtı protestocuları teşvik ederek Başbakan Fatos Nano’nun istifasına yol açan eylemlerde geleneksel Geg-Tosk rekabetini istismar etti.

Kosova Savaşı sırasında Gegler ile Tosklar arasındaki rekabet azaldı ve Kosova’dan gelen çok sayıda mülteciye, toplumsal düzenin bozulması ve hırsızlık konusunda kaçınılmaz şikayetlere rağmen iç çatışma yaşanmadan yardım sağlandı.

Coğrafya

Arnavutluk’ta Gegler, ağırlıklı olarak İşkomi Nehri’nin kuzeyinde ve dağlık kuzey bölgelerinde yaşamaktadır. Bu bölge, Arnavutlar tarafından genellikle Gegënia veya Gegnia ve Gegëria olarak anılmaktadır.

Arnavutluk ve çevresinin imparatorluğa dahil olduğu dönemlerde kullanılan Osmanlı Türkçesi terimi, Geglerin ülkesi anlamına gelen Gegalık idi. Osmanlı döneminin sonlarında, Arnavut bölgeleri için Arnavudluk (Arnavutluk) teriminin kullanılmasının yanı sıra, Osmanlı belgelerinde Gegalık adı da kullanılmıştır. Gegëni veya Gegalık; İşkodra, Kosova ve Manastır vilayetlerinin küçük bir bölümünü kapsamaktaydı. 1880’lerde Arnavutlar, Gegalık (Ghegland) olarak adlandırılan daha geniş bir bölgeyi, İşkodra Vilayeti'ni oluşturan İşkodra ve Dıraç sancakları ile Kosova Vilayeti'ne bağlı Yeni Pazar, İpek, Priştine, Prizren, Üsküp sancakları ile Manastır Vilayeti'ndeki Debre Sancağı'nı kapsayan daha geniş bir bölge olarak tanımladılar.

Geglerin yaşadığı bölgeler

Arnavutluk'taki etnik Arnavutların yarısından biraz fazlası Geg'tir. Yunanistan’ın kuzeybatısındaki Prespa Gölü çevresinde ve Kuzey Makedonya’nın güneyinde yaşayan Tosk nüfusu hariç olmak üzere Balkanlar’da Kosova, Kuzey Makedonya (çoğunlukla) ve Karadağ’da yaşayan etnik Arnavutlar Geg'tir.

Dil

Gegler, iki ana Arnavut lehçesinden biri olan Geg Arnavutçasını konuşurlar. Arnavut komünist rejimi, standart Arnavut dilini büyük ölçüde Tosk Arnavutçasına indirgemeye çalışmıştır. Bu uygulama, özellikle Arshi Pipa tarafından eleştirilmiştir; Pipa, bu kararın Geglerin aleyhine Arnavut dilini zenginliğinden mahrum bıraktığını iddia etmiştir. Edebi Arnavut dilini, anti-komünist Kuzey Arnavutluk’u askeri olarak fetheden ve Geglere Tosk Arnavut lehçesini dayatan Tosk komünist liderlik tarafından üretilmiş bir “ucube” olarak nitelendirmiştir.


Geg lehçeleri kırmızı, Tosk lehçeleri mavi renkle gösterilmiştir.

Eski Yugoslavya’daki Arnavut yazarların neredeyse tamamı Geg olmasına rağmen siyasi nedenlerle Tosk dilinde yazmayı tercih etmişlerdir. Edebiyat dilindeki bu değişiklik dilin Arnavutların kimlik tanımlamasındaki temel kriter olması nedeniyle önemli siyasi ve kültürel sonuçlar doğurmaktadır.

Toplumsal örgütlenme

Geglerin toplumsal yapısı geleneksel olarak kabile temelli idi. Kuzey Arnavutluk’taki Gegler, 20. yüzyılın ortalarına kadar Avrupa’da varlığını sürdüren yalnızca iki kabile toplumundan biriydi (diğeri ise Karadağ ve Güney Sırbistan’daki Karadağlı dağlılardı). Kabile düzeni klanlara dayalı bağlılık sistemine ve birbirinden ayrı, dağınık, çoğunlukla surlarla çevrili çiftlik evlerinden oluşan dağınık yerleşimlere dayanıyordu. Merdita, Kelmendi, Palabardhi, Kuqi, Vasajt, Hoti, Kastrati, Berisha, Krasniqi ve Shala gibi birkaç farklı Geg kabile grubu bulunmaktadır. Diğer önemli kabile grupları arasında “Dibra Kaplanları” olarak bilinen Dibra bölgesinin dağlıları da yer almaktadır. Osmanlı döneminin sonlarında Batı Kosova, Arnavut kabile sistemi tarafından domine edilirken, daha geniş Kosova coğrafyası içindeki Arnavut toplumunun bazı kesimleri de büyük şehirlerin kentli-meslek sahibi ve toprak sahibi sınıflarının bir parçasıydı.

Kuzey Arnavutluk'ta bir Geg kadını

Gegler, özellikle kuzeydoğu bölgesinde yaşayanlar; geleneksel kanunlar, geleneksel misafirperverlik ve kan davasının en sadık savunucularıydı. Gegler Malësorları (dağlılar) arasında fis (klan), en yaşlı erkek tarafından yönetilirdi ve kabile toplumunun temel birimini oluştururdu. Birkaç klandan oluşan siyasi ve bölgesel birim ise bajrak (sancak) idi. Konumu kalıtsal olan bir bajrak’ın liderine bajraktar (sancaktar) denirdi.

Bu kabile, saygın bir aileden gelen bir erkek tarafından yönetilirken, önemli konular ise kabilenin erkek üyelerinden oluşan kabile meclisi tarafından karara bağlanıyordu. Bir zamanlar ağırlıklı olarak çobanlık yapan Geg kabilelerinin örgütlenmesi, geleneksel olarak patriliniliteye ve ekzogamiye dayanıyordu. Topraklar klana aitti ve aileler geleneksel olarak geniş ailelerdi, hepsi tek bir geniş hanede (Arnavutça: shtëpi; Geg Arnavutçası: shpi) yaşayan birçok erkek kardeşten oluşan küçük ailelerden oluşuyordu. Kızlar rızaları olmadan evlendirilirken, gelin kaçırma geleneği 20. yüzyılın başlarına kadar bir dereceye kadar devam etmiştir. Evlilik temelde kabile üyeleri arasında yapılan ekonomik ve siyasi bir anlaşmaydı; evlendirilenlerin ise bu konuda söz hakkı yoktu. Gegler arasında zaman zaman yeminli bekâret uygulaması da görülürdü. Gegler arasında beşik kertmesi geleneği de vardı, bu bazen doğumdan önce bile gerçekleşirdi.

Din

Arnavutluk’ta Hristiyanlık, 8. yüzyıla kadar Roma Piskoposunun yetki alanı altındaydı. Daha sonra Arnavutluk’taki piskoposluklar İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne devredildi. 1054’teki bölünmenin ardından kuzey, Roma Katolik Kilisesi ile özdeşleşti. O tarihten itibaren İşkombi Nehri’nin kuzeyindeki tüm kiliseler Katolik oldu ve Papa’nın yetki alanı altına girdi. Kuzey Arnavutlar arasında Katolikliğin yayılması için çeşitli nedenler öne sürülmüştür. 12. yüzyılda orta Arnavutluk’taki Latin ayinine geleneksel bağlılık ve Katolik misyonerlik faaliyetleri, Katolik Kilisesi’ni Ortodoksluğa karşı güçlendirirken, yerel liderler ise Slav Ortodoks devletlerine karşı Katoliklikte bir müttefik buldular.

Arnavutluk tarihinin Osmanlı dönemi (1385–1912) boyunca Arnavutların çoğunluğu İslam’a geçti. Günümüzde Geglerin çoğunluğu Sünni Müslüman olup, büyük bir azınlık ise Katoliktir. Katolik Arnavutlar en yoğun olarak kuzeybatı Arnavutluk ve güneydoğu Karadağ’ın Malisya bölgesinde yoğunlaşmıştır; her iki bölgede de nüfusun çoğunluğunu oluştururken orta Arnavutluk, kuzeydoğu Arnavutluk ve Kosova’da daha seyrek bir dağılım göstermektedirler. Ayrıca Ortodoks Hristiyanlığı benimseyen Gegler de bulunmaktadır; bunlar çoğunlukla Geeg dilinin konuşulduğu bölgenin güneybatısında, özellikle Dıraç'ta (1918’de nüfusun %36’sını oluşturuyorlardı) ve Elbasan’da (1918’de nüfusun %17’sini oluşturuyorlardı) yaşamaktadırlar.

Ortodoks Gegler geleneksel olarak Kuzey Makedonya’daki Yukarı Reka (Reka e Epërme) bölgesinde de yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. Akçahisar ve Bulqiza gibi bölgelerde yaşayan, Bektaşilik inancını benimseyen bazı Geg grupları da bulunmaktadır. Ayrıca Enver Hoca rejiminin mirası olarak tüm Arnavutlarda olduğu gibi, pek çok kişi herhangi bir dine ait hissetmemekte ve büyük bir kesim genellikle hiçbir dinin ibadetlerine katılmamaktadır.

Kültür

19. yüzyılın ikinci yarısında Katolik Arnavutlar üzerinde nüfuz kazanmayı amaçlayan Tanzimat Fermanı'nın ardından Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu’nun onayıyla Arnavutça birçok okul, Fransisken ilahiyat okulları ve hastaneler açıp finanse etti ve yerli din adamları yetiştirdi; tüm bunlar Arnavutça edebiyatın gelişmesine destek sağladı.

Valbona'da bir Geg düğünü

Geg kültürünün çiçek açması 20. yüzyılın başlarında gerçekleşti. Gjergj Fişta ve Fişta’nın önderlik ettiği İşkodra Katolik Edebiyat Okulu bu döneme önemli katkıda bulundu. Gegler, destansı şiirleriyle tanınırlar. Arnavutlar arasında Katolikliğin yeniden canlanması, Geg kültürünün yükselişine yeni ve önemli bir ivme kazandırmıştır.

Fiziksel görünüş

Geg erkekleri oldukça uzundur; Kosova’nın çoğu bölgesinde görüldüğü üzere bu erkeklerin boyu ortalama 183 cm’dir. Uzun uzuvlar, sağlam iskelet yapısı ve iyi gelişmiş kas yapısı ile bilinirler. Genel olarak ince ve zayıf bir vücut yapısına sahiptir. Yüz ince ve kemikli, orta büyüklüktedir; ancak belirgin bir hiperbraşisefalik kafatası yapısı içinde yer alır; bu da genellikle arkaya doğru düzleşen, kısa ve geniş bir kafa oluşturur. Yüz özellikleri arasında uzun, dar ve kartal burun bulunur. Yüz kılları genellikle iyi gelişmiştir, bıyık ve sakal mevcuttur ve renkleri değişiklik gösterir. Ten rengi açıktır, göz rengi çeşitlilik gösterir ve vücut kılları orta derecede gelişmiştir.

Kaynakça

  1. ↑ "tosklarla ayrılış".
  2. ↑ "dilsel1".
  3. ↑ "dilsei2".
  4. ↑ "izolasyon".
  5. ↑ "term".
  6. ↑ "etm".
  7. ↑ Arnavutçada sık sık kullanılan "besa bes" sözü, "sözüm söz" anlamına gelmektedir.
  8. ↑ "adlar".
  9. ↑ "durum".
  10. ↑ "arshi pipa".
  11. ↑ "dil siyasi baskı".
  12. ↑ "kabile".
  13. ↑ "düzen".
  14. ↑ "kabileler".
  15. ↑ "evlilik".
  16. ↑ "zorla evlilik".
  17. ↑ "müzik".