High Life, Claire Denis'in yönettiği 2018 yapımı bir bilim kurgu–korku filmidir. Senaryosu Denis ve uzun süreli çalışma arkadaşı Jean-Pol Fargeau tarafından İngilizce olarak kaleme alınmıştır. Başrollerinde Robert Pattinson ve Juliette Binoche'un yer aldığı film, bilimsel deneylere katılmak zorunda bırakılan bir grup mahkûmun, bir kara deliğe doğru yapılan uzay yolculuğunu konu alır.
Kara delik uzmanı fizikçi Aurélien Barrau filmin yapımda danışmanlık yaparken, Danimarka-İzlanda kökenli sanatçı Olafur Eliasson filmdeki uzay gemisinin tasarımını üstlenmiştir. High Life'ın prömiyeri 9 Eylül 2018'de Toronto Uluslararası Film Festivali'nde gerçekleştirilmiştir.
İdam cezasına çarptırılan bir grup suçlu, bir kara delikten alternatif enerji çıkarmak için uzaya gönderilir. Her mahkûm, bilim insanı Dibs tarafından deneyleri için kobay olarak kullanılır; Dibs, yapay döllenme yoluyla uzayda çocuk sahibi olmaya kafayı takmıştır, ancak henüz başarılı olamamıştır. Mahkûmlar arasında cinsel ilişki yasaktır.
Gemide, mürettebatın mastürbasyon yapmak için takıntılı bir şekilde kullandığı, küçük bir odada bulunan "Kutu" adlı bir cihaz bulunur. Dibs yolculara düzenli olaarak sakinleştirici verir. Gemide mastürbasyon aletini kullanmayı reddeden Monte, Dibs'in cinsel tekliflerini reddeder. Çocukken adam öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Monte'nin gemideki tek arkadaşı, gemideki bahçeye Dünya'daki hayatını hatırlattığı için ilgi duyan Tcherny'dir.
Hamile mahkûm Elektra bir bebek doğurur, ancak hem bebek hem de Elektra doğum sırasında ölür. Kaptan Chandra, radyasyondan dolayı lösemi hastası olur. Daha sonra Dibs tarafından ötanazi edilir. Bir gece, erkek mahkûm Ettore, Boyse'a tecavüz etmeye çalışır. Pilot Nansen müdahale eder, ancak Ettore ona saldırırarak alteder. Monte gelir, Ettore'u Boyse'un üzerinden alır ve döver. Monte, Boyse'u tedavi için götürürken, Mink koridorda Ettore'u bıçaklayarak öldürür. Dibs, her mahkûmun aldığı sakinleştirici miktarını iki katına çıkarmaya başlar, daha sonra Monte'nin hücresine gizlice girer ve sakinleştirici etkisindeyken ona tecavüz eder. Daha sonra Boyse'a sperm enjekte eder ve Dibs'in çok sevdiği sağlıklı bir çocuk dünyaya getirir, ancak Monte, bebeğin babasının kendisi olduğunu bilmemektedir.
Gemi kara deliğe yaklaşırken Nansen, etrafından dolaşmak üzere bir mekiğe pilotluk etmeye hazırlanır. Diğer mahkûmların haberi olmadan Boyse, Nansen'i kürekle öldürür ve onun yerine geçer. Mekik, yörüngesini değiştiren ve kara deliğe dalmasına neden olan bir moleküler bulutun içinden geçer. Boyse, spagettileşme nedeniyle korkunç bir şekilde ölür. Mink daha sonra Dibs'e saldırır ve onu yaralar, ancak daha sonra Monte tarafından öldürülür. Dibs Monte'ye çocuğun babasının o olduğunu söyledikten sonra kendini uzay boşluğuna bırakarak intihar eder. Bunların üzerine Tcherny de intihar eder. Monte, isteği üzerine cesedini bahçeye gömer. Artık hayatta kalan tek mahkûm olan Monte, cesetleri geminin morgundan çıkarır, onlara uzay giysileri giydirir ve onları uzayın boşluğuna bırakır.
Monte, Willow adını verdiği çocuğunu büyütmek için çabalar. Gemiyi tamir etmeye çalışırken Willow'un ağlamaları dikkatini bozar bu yüzden tamir aletlerinden birini uzay boşluğuna düşürür. Çok sonra, Willow genç bir kız olduğunda, kendi gemilerine benzeyen başka bir gemiyle karşılaşırlar. Monte gemiye biner, ancak gemide birbirlerini yiyerek hayatta kalmış başıboş köpekler olduğunu görür. Willow, Monte'ye bir yavru köpeği sahiplenmek için yalvarır, ancak Monte, kirlenmenin onları hasta edebileceğini veya öldürebileceğini ima ederek reddeder. Gemi kara deliğe yaklaşır. Willow, Monte'yi kendisiyle birlikte bir mekiğe binmeye ve eğer başarılı olursa onları kara delikten fırlatması gereken Penrose işlemini uygulamaya ikna eder. Artık uzay giysileri giymeyen Monte, Willow'un elini tutar ve birlikte giderek büyüyen ve onları saran sarı bir ışık kaynağına doğru ilerlerler.
Claire Denis bu projeyi yaklaşık on beş yıl boyunca zihninde taşıdı. Denis, “Bir senaryom vardı ve bu senaryo doğal olarak İngilizceydi, çünkü hikâye uzayda geçiyor. Neden bilmiyorum ama bana göre uzayda insanlar İngilizce—ya da Rusça veya Çince—konuşur, ama kesinlikle Fransızca konuşmaz,” demiştir.
Roman yazarı Nick Laird, Denis, Jean-Pol Fargeau ve Geoff Cox ile birlikte filmin senaryosuna katkıda bulundu. Laird'in eşi Zadie Smith de senaryonun İngilizce taslaklarının ilk hâllerine katkı sundu. Ancak Denis ile Smith arasında yaşanan fikir ayrılıkları nedeniyle Laird ve Smith projenin senaryo ekibinden ayrıldılar. Yine de Laird, daha sonra senaryo için danışman olarak görev yaptı.
Denis, filmin çekimlerinden önce insanlı uzay araştırmaları hakkında bilgi edinmek için Köln'deki Avrupa Uzay Ajansı Astronot Merkezi'ni ziyaret etti.
Denis, filmin kurgusunun doğrusal olmamasının sebebini şöyle açıkladı: “Hep bir adam ve bir bebekle başlamak istedim; umutsuzluk barındırmayan, yalnızca hayatta olan iki kişinin birlikteliği gibi bir ritüel. Sonrasında ise geriye dönüşlerle bütün umutsuzluk devreye girecekti.” Denis ayrıca, Robert Pattinson'ın canlandırdığı karakteri Kral Arthur efsanesindeki şövalye Parsifal'e, Juliette Binoche'un karakterini ise Yunan trajedisindeki Medea'ya benzetti.
Projenin ilk aşamalarında Denis, başrol için Vincent Gallo'yu düşünmüş, filmi ise Philip Seymour Hoffman'ı aklında canlandırarak yazmıştı. Daha sonra proje Robert Pattinson'ın ilgisini çekti. Denis, bu süreci şöyle aktarmıştır:
“Pattinson, İngilizce oyuncu seçmelerini yapan kişiyle iletişime geçti. Benim için ilgi çekiciydi ama onu fazla genç bulmuştum. Ne zaman Londra’ya gidip oyuncularla görüşsem, o da oradaydı. Benimle çalışma isteği hiç azalmadı. Şimdi ise eskisi kadar genç değil ve bu harika. […] Garip, çünkü fiziksel olarak Philip Seymour Hoffman’a daha az benzeyen biri hayal etmek zor olurdu, ama Robert çok gizemli, güçlü bir varlığı var. Kameranın karşısına geçtiğinde insanın hemen onu filme alma isteğini uyandırıyor.”
Pattinson, karakterini bir astronot olarak tanımladı ve “O, kara deliğe doğru yapılan bir göreve gönüllü olan bir mahkûm. Ancak yolculuk sırasında gemideki bir doktorun, insanlarla ilgili deneyler yapmak istediğini fark ediyor,” dedi. 2015'in sonlarında Patricia Arquette ve Mia Goth kadroya katıldı. Ancak Eylül 2017'de Arquette projeden ayrıldı. Aynı dönemde Juliette Binoche ve rapçi André 3000'in de yer aldığı diğer oyuncular açıklandı. Filmde bebek Willow'u, Pattinson'ın manevi kızı Scarlett Lindsey canlandırdı. Pattinson, önce rol için seçilen bebeklerle bağ kuramayınca, yetişkinlerle daha kolay iletişim kurabilen Lindsey'i hatırladı. Bunun üzerine Lindsey'nin babasından rica ederek onu filme dâhil etti. Pattinson, bu kararı “büyük bir risk” olarak nitelese de, Lindsey'nin “inanılmaz” performansının fazlasıyla karşılığını verdiğini söyledi.
Ana çekimler 4 Eylül 2017'de Almanya'nın Köln kentinde başladı. Çekimlerin Polonya ayağı ise Białystok'ta gerçekleştirildi. Film, 2017 yılının Ekim ayı sonunda tamamlandı.
Dünya prömiyerini 2018 Toronto Uluslararası Film Festivali'nde yapan High Life, aynı yıl Eylül ayının sonunda düzenlenen 66. San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde ana yarışma bölümünde gösterildi. Film, Fransa'da 7 Kasım 2018'de, Birleşik Krallık'ta ise 10 Mayıs 2019'da vizyona girdi. A24, filmin Amerika Birleşik Devletleri dağıtım haklarını satın aldı. High Life, ABD'de 5 Nisan 2019'da gösterime girdi. Daha sonra Kuzey Amerika'da Blu-Ray/DVD formatında satışa sunuldu.
Rotten Tomatoes adlı eleştirmen değerlendirme sitesinde, 235 incelemeye dayanarak filmin eleştirmenlerin %83'ünden olumlu not aldığı; ortalama puanı 7,4/10 olarak kaydedilmiştir. Sitenin eleştirmenlerinin ortak görüşü şöyle: “High Life, görsel olarak çarpıcı olduğu kadar zorlayıcı, kafa karıştırıcı ve nihayetinde ödüllendirici — yani yönetmen Claire Denis'ten film meraklılarının beklediği her şey.” Metacritic'te ise 42 eleştirmenin incelemesine dayanarak ağırlıklı ortalama puanı 100 üzerinden 78; bu da “genellikle olumlu” eleştiriler anlamına geliyor.
IndieWire'dan David Ehrlich filme A− verdi; filmin Star Wars'tan çok Solarise daha çok benzediğini söyleyerek onu “kıyamet eşiğindeki insan yaşamının düşünceli ve derinlikli bir incelemesi” olarak tanımladı. Variety'den Jessica Kiang, filmi “olağanüstü, zorlayıcı, hipnotik ve tiksindirici” olarak nitelendirdi. Guardiandan Charles Bramesco filme 5 üzerinden 5 yıldız vererek Denis'in türün tanıdık öğelerini yeniden düzenleyip insan olmanın ne demek olduğu sorusuyla “şaşırtıcı derecede taze bir ilişki” kurduğunu yazdı. Slant Magazine'den Steve MacFarlane ise filmin “binlerce yıllık insan ilerlemesinin altında gerçekten ne yattığına dair kirli ve doğrudan sorular sorduğunu; Christopher Nolan'ın Yıldızlararası veya Ridley Scott'ın Marslı gibi yüksek fikirli ideallere karşı yırtıcı ve ürkütücü bir panzehir” olduğunu belirtti. RogerEbert.com'dan Matt Zoller Seitz ise filmi “1970'lerin şifreli sanat evi üslubunda bilim kurguyu seven izleyiciler için adeta özel olarak yapılmış” şeklinde tanımladı.
Fransa'da Le Monde ve Libération gazeteleri High Life'ı “başyapıt” olarak nitelendirdi.
L’avis du « Monde » – chef d’œuvre
Un chef-d’œuvre halluciné et viscéral dans la lignée des grands films du genre.