𒄷𒌨𒊑 | |
|---|---|
Orta Tunç Çağı'nda Hurrilerin yerleşim alanının yaklaşık sınırları mor renkle gösterilmiştir. | |
| Önemli nüfusa sahip bölgeler | |
| Yakın Doğu | |
| Diller | |
| Din | |
| İlgili etnik gruplar | |
| Urartular |
Hurriler (/ˈhʊəriənz/), Tunç Çağı boyunca Antik Yakın Doğu'da yaşayan halktı. Hurrice konuşuyorlardı ve Kuzey Suriye, Yukarı Mezopotamya ile Güneydoğu Anadolu genelinde yaşadılar.
Hurriler ilk olarak, ilk krallıklarını kurdukları Urkiş şehrinde belgelenmiştir. En büyük ve en etkili Hurri devleti Mitanni idi. Anadolu'daki Hitit İmparatorluğu'nun nüfusu büyük bir Hurri nüfusunu barındırıyordu ve Hitit mitolojisinde belirgin bir Hurri etkisi bulunmaydı. Erken Demir Çağı'na gelindiğinde Hurriler diğer halklar arasında asimile olmuştu. Daha sonraları Hurriler ile akraba olan Urartular bölgenin bir kısmında hüküm sürdüler.
Eski Ön Asya uygarlıklarından Hurriler, Erken Tunç Çağı'ndan itibaren tarih sahnesinde izlenebilmektedirler. Güney Kafkasya ve Anadolu'nun doğusunda MÖ 3. binyılın sonlarına dek bulundukları ileri sürülebilen Hurriler, bu binyılın ortalarından itibaren de güneye doğru yayılım göstermişler ve Ön Asya'nın birçok yerinde varlıklarına dair izleri MÖ 2. binyıldan günümüze ulaştırmışlardır. Kendilerine ait kaynaklardan çok, ilişkide bulundukları diğer kavimlerin yazılı belgeleri vasıtasıyla siyasal ve kültürel yapıları üzerine bilgiler edinilen Hurrilerin her zaman bütünsel ve tutarlı bir şekilde ortaya konulabilen siyasal tarihlerinden söz etmek mümkün değildir. Bu durumun MÖ 2. binyılın ilk dönemlerine ait tarihleri hakkında daha geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekirken, aynı binyılın ortalarına doğru Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye bölgesindeki bazı beyliklerde etkin olduğu gözlenen Hurri unsuru Ön Asya'daki en belirgin siyasal varlıkları olarak tanımlanabilecek Mitanni Devleti'nin içinde yer almıştır. En belirgin olarak Hurri unsuru ile tanınan bu siyasal yapı yazılı belgelerde Hurri, Hanigalbat ve Mitanni adıyla tanınır. Bu üç ismin birbirinin yerine kullanılabildiği belirtilmektedir. Hanigalbat adının Sâmî dillerine özgü ve Akadca belgelerde geçtiği, Hurri adının Hurricede kullanıldığı ve Mitanni'nin ise Hint-Ari bir kullanım olduğu üzerinde durulur. Hurrilerin siyasal anlamda varlıklarının MÖ 2. binyılın sonlarına doğru gözden kaybolduğu izlenirken uygarlıktaki etkileri devam etmiştir. MÖ 3. binyılın sonlarına doğru yazılı kaynaklarda beliren Hurrilerin varlığının daha önceye götürülüp götürülemeyeceği ve anavatanlarının neresi olduğu Hurri araştırmalarında belli başlı tartışma konularından birisi haline gelmiştir.

Hurri dini geniş bir alanda kolonize olan Hurrilerin kendi düşünsel özellikleriyle yerel inançları birleştirmesiyle oluşmuştur. Hurri dini çoğunlukla yabancı tanrılarla var olmuş ve zaman içerisinde birçok tanrıyı kendi panteonuna ekleyip biçimlendirmiştir. Hurri rahipler en çok Mezopotamya dini ve edebî eserlerini taklit etmişlerdir. Hurri dininde Sümer-Akad etkileri ve Sami-Suriye etkilerine yoğunlukla rastlanılır. Bu unsurlar direkt olarak alınmayıp kendi kültürel unsurlarına göre bir düzene oturtulmuştur.
Hurri dininde tanrısal varlıklar isim yerine İsim gibi görev yapmak üzere niteleme sıfatlarıyla anılmışlardı. Buna örnek olarak Allani "hanımefendi", Muşuni "adaletli düzenleyici" verilebilir. Ayrıca sonuna -bi ve -lı ekleri eklenerek oraya ait, oradan gelen kimse olarak belirli bir bölgeye ait edilmişlerdir. Tanrıların isimleri incelendiğinde Aryan kökenlerine ait unsurlar görülür. Hurri dininde sık görülen unsurlardan biri de ikiliklerdir. Çeşitli tanrıların birleşerek ikili olduğu görülmektedir. Bunun güçlü bir tanrının diğer bir yönünü vurgulamaya ilişkin yapıldığı sanılmaktadır. Tanrı ikiliklerinin dışında kişiliği olmayan varlıklara da ikilik verildiği görülmüştür. Bunlar; yer ve gök, dağlar ve ırmaklardır.
Hitit dininde kült araç ve gereçleri kutsanmış ve onlara da kurbanlar sunulmuştur. Hepat'ın tahtı, yatağı taburesi buna örnek gösterilebilir.
Hurri dininde tanrıların gücü sınırlıydı. Etkilerinin başlayıp biteceği yerler belliydi. Kumarbi destanında en ufacık bir tehdit karşısında korkmaları dinî unsurların insani duygulardan ayrılmadığını gösterir.
Hurri varlığının Kafkasya'dan Kuzey Mezopotamya'ya, batıda Orta Anadolu'nun doğusu ve Kuzey Suriye'ye, doğuda Kuzeybatı İran'a kadar olan alanda yayıldığı düşünülmektedir. Ancak onların bu çevredeki varlıkları aynı anda ve bir bütün halinde gerçekleşmemiştir. Sözkonusu bölgede aşağı yukarı MÖ 3400'den MÖ 2000'e, yani Geç Kalkolitik dönemden Erken Tunç Çağı'nın sonlarına kadar olan zaman diliminde yaşanmış olan ve ortak özellikler gösteren kültüre Kirbet Kerak ve Karaz gibi çok çeşitli isimler verilmiş olmakla beraber artık bu kültür genellikle Erken Transkafkasya Kültürü (ETK) olarak adlandırılmaktadır. Kırmızı-siyah açkılı kapılara sahip olan bu kültürün doğuşunda çeşitli varsayımlar ortaya atılmıştır. Bunlardan birine göre Kura-Aras havzasından gelen bir göç beraberinde kendi kültür öğelerini de taşımıştır. Buna kanıt olarak da Arslantepe'de ki siyah-kırmızı açkılı kapıların bulunması olmuştur. Kalkolitik Çağ'ın sonunda hem Karaz malı hem Uruk malı hem de İç Anadolu Bölgesi mallarının beraber kullanılması Karaz kültürünün bu bölgede doğduğu ihtimalini de gündeme getirmiştir. İçi dışı siyah, kahverengi veya kırmızı yüzey renginde mükemmel açıklanmış olan bu çanak çömleklerin bulunduğu bu kültür Kura-Aras, Erken Transkafkasya, Karaz, Kirbet Kerak kültürü diye de bilinmektedir.
Erken Transkafkasya Kültürü'nün Hurrilerle ilişkili olabileceği tereddütle de olsa pek çok defa ifade edilmiştir. Bu fikrin arkasında yatan sebeplerden biri, Akad döneminde Dicle'nin doğusunda Kerkük çevresinde ve Fırat ve Dicle'nin arasında bulunan Yukarı Habur Vadisi (Habur Üçgeni)'ndeki çivi yazılı belgelerde Hurricenin ortaya çıkıyor olmasıdır. Erken Transkafkasya Kültürü'nün MÖ 2400-2000'lere tarihlenen son dönemi, Akad (MÖ 2350-2150) ve Üçüncü Ur Hanedanı (MÖ 2100-2000) dönemi ile çağdaştır. Diğer bir sebep ise Hurrice ile akraba olan Urartuca ve Kafkas dillerinin Erken Transkafkasya Kültürü'nün yayılım alanı içerisinde bulunmasıdır. Bu görüşü kronolojik olarak savunulamaz bulan Gernot Wilhelm, Erken Transkafkasya seramiğinin, Hurrilerin ilk ortaya çıkışından yüzyıllar öncesine ait olup ikinci bine kadar Hurrilerin Suriye'yi işgal etmediklerini've Fırat'ın batısındaki MÖ 2400 tarihlenen Ebla kenti arşivinde Hurrilere ait hiçbir iz olmadığını ifade eder. Öte yandan, Karaz kültürü hakkında çalışmalarında Mahmut Pehlivan, Hurrilerin yaşadığı topraklar ile Karaz kültürünün yayıldığı coğrafyanın aynı olmasından yola çıkarak kültürün Hurriler tarafından ortaya çıkarıldığı tespitinde bulunur. Ayrıca Hurrilerin yaşayış tarzları ile Karaz kültürüne ait bazı temel özelliklerin birbiriyle olan benzerliklerini de değerlendirerek Karaz kültürünü oluşturan ve yaratanların Hurriler olduğu sonucuna varmıştır.

Hurri tarihinin geç safhaları ana hatları ile biliniyorsa da Ön Asya tarihine ne zaman katıldıkları ve bu sırada oynadıkları rol tam olarak anlaşılamamıştır. Kuzey Mezopotamya ve özellikle Habur çevresinde Hurrilerin ilk ne zaman ortaya çıktıkları tartışmaları, araştırıcıları aynı zamanda Subartu ülkesinin neresi olduğu sorusuna da götürmüştür. Subartu terimi, MÖ 2400'den itibaren belgelenirken, çoğunlukla MÖ 2. bin metinlerinde görülür. Bu belgeler incelendiğinde, Mari arşivine ait olanlarının Subartu terimiyle, Fırat'a karışan Balih ırmağı ile Yukarı Dicle arasındaki bölge yani Habur Üçgeni'ni, Güney Mezopotamya belgelerinin ise Dicle'nin doğusunda Asur'un merkez bölgesini işaret ettiği anlaşılır. Bu bölgeler genellikle Hurriler tarafından iskân edildiğinden Subartu kelimesi doğrudan Hurrilerle ve onların ülkesiyle ilişkili hale gelmiştir.
1887'de Mısır'da Amarna Mektuplarının ortaya çıkmasıyla Hurri-Subar tarihinde yeni bir devir açılmıştır. Nil vadisindeki Amarna arşivinde bulunan, Mitanni Kralı Tuşratta'nın III. Amenhotep'e (M.Ö 1413-1377) yazdığı 494 satırlık mektup, bilinen en uzun Hurrice metindir ve son yıllarda Hattuşa'da bulunan ikidilli metinler ve Ugarit'teki sayılı sözlük metinleri dışında Hurri dilinin çözülmesinde anahtar rolü oynamaktadır. Eski Ön Asya tarihinde bu kavimin adına "Hurvuhe" ve "Hurruhe" şeklinde rastlanılmaktadır.
Hurri dilinin şimdiye kadar bilinen en eski belgesi, bir rahibenin Urkiş'te tapınak yaptırmasıyla ilgili bir taş yazıttır. Urkiş kralı olan Tiş-ata'dan kalan taş bir tablette, Nergal tapınağının yapımından söz eden bir yazıt vardır.
Dicle üzerindeki Samarra'da Üçüncü Ur Hanedanı zamanına (2350–2237) ait bronz tablet Hurrilerin daha o vakitlerde büyük bir önem kazanmış olduklarını göstermektedir. Bu kavim hakkında başka kaynaklarda bilgi az olmakla beraber, ticarete ait çivi yazılı tabletlerinde bunların 3. bin yıl ortalarında Ön Asya'daki önemlerini anlatan dikkate değer bilgi bulunmaktadır. Bu tabletlerde görülen yer adları ve ad isimleri ticaret mukavelelerini yapan Hurrilerin gerçek hüviyetlerini açık olarak tanıtmakta ve Asyaniklerden olduklarını ortaya koymaktadır. Bu dilde konuşan gruplar 3. bin yıl ortalarında Zagros Dağlarından Akdeniz hatta Kenan iline yani Filistin'e kadar yayılmış bulunmaktaydı. Diğer taraftan Kerkük bölgesinde bulunan tabletlerde Hurri gruplarının buralara doğru inmiş olduklarının delili durumundadır. Eski Tunç Çağı Doğu Anadolu kültürleri ile ilişkili oldukları kabul edilen Hurrilerin daha MÖ 3. binyılda Doğu Anadolu'da ve Suriye'de varlıklarına dair belirgin yazılı kanıtlar Akad Kralı Naram-Sin'e ait kimi metinlerdeki bazı yer ve şahıs isimleri dolayısıyla bilinir.
İşbu madde Leyla Murat Karakurt tarafından CC BY-SA 3.0 lisansı altında yayımlanan metin içermektedir.