Omalizumab yapısı: (A) fareye ait tamamlayıcı belirleyici bölge (CDR) ve (B) IgG1κ insan iskeleti | |
| Monoklonal antikor | |
|---|---|
| Tür | Tüm antikor |
| Kaynak | insanlaştırılmış |
| Hedef | IgE |
| Klinik verisi | |
| Ticari adlar | Xolair, Omlyclo |
| AHFS/Drugs.com | Omalizumab |
| MedlinePlus | a603031 |
| Gebelik kategorisi |
|
| Uygulama yolu | Subkutan (SC) |
| ATC kodu | |
| Hukuki durum | |
| Hukuki durum |
|
| Farmakokinetik veri | |
| Biyoyararlanım | ~%62 |
| Protein bağlanma | Serbest IgE ile kompleks oluşturur |
| Metabolizma | Retiküloendotelyal sistemde (RES) hücresel pinositoz ve proteolitik yıkım |
| Metabolitler | Peptitler ve amino asitler |
| Eliminasyon yarı ömrü | 24-26 gün |
| Etki süresi | 2-4 hafta |
| Boşaltım | IgG klirensi (Böbrek veya karaciğer yoluyla atılmaz) |
| Tanımlayıcılar | |
| CAS Numarası | |
| DrugBank | |
| UNII | |
| KEGG | |
| Kimyasal ve fiziksel veriler | |
| Mol kütlesi | ~149 kDa |
Omalizumab (ticari adıyla Xolair ve biyobenzerleri), ağır persistan alerjik astım, nazal polipli kronik rinosinüzit (CRSwNP), kronik spontan ürtiker (KİÜ) ve immünoglobulin E (IgE) aracılı besin alerjisi tedavisinde subkütan yolla uygulanan insanlaştırılmış monoklonal antikordur. Rekombinant DNA teknolojisi ile memeli hücre dizilerinde üretilen bu IgG1κ yapısındaki antikor, serbest dolaşan insan IgE'sine spesifik olarak bağlanarak alerjik inflamasyon kaskadını bloke eder.
Omalizumab, immünoglobulin E'nin (IgE) patogenezde temel rol oynadığı çeşitli alerjik ve immünolojik hastalıkların yönetiminde, standart tedavilere yanıt vermeyen vakalarda kullanılır.
İlaç, yüksek doz inhale kortikosteroid (İKS) ve uzun etkili beta-2 agonist (LABA) tedavisine rağmen yeterli kontrol sağlanamayan ağır persistan alerjik astım hastalarında ek idame tedavisi olarak kılavuzlarda yer almaktadır. Hastaların yıl boyu süren aeroalerjenlere karşı duyarlılıklarının pozitif deri veya in vitro reaktivite testleriyle kanıtlanmış olması gereklidir. Cochrane tarafından yapılan kapsamlı bir derlemede, omalizumabın kortikosteroidlere ek olarak kullanılmasının astım alevlenmelerini ve hastaneye yatış oranlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalttığı bildirilmiştir. İlaç akut bronkospazm veya status asthmaticus tablolarında kurtarıcı tedavi olarak endike değildir.
Standart H1-antihistaminik tedavisine yetersiz yanıt veren kronik idiyopatik (spontan) ürtiker hastalarında endikedir. Faz III klinik çalışmalarında, 4 haftada bir uygulanan 300 mg omalizumab dozunun hastaların kaşıntı şiddeti ve ürtiker aktivite skorlarında (UAS7) belirgin düşüş sağladığı; vakaların önemli bir kısmında semptomların tamamen gerilediği gösterilmiştir.
İntranazal kortikosteroidlerle kontrol altına alınamayan şiddetli nazal polipli kronik rinosinüzit (CRSwNP) vakalarında nazal polip boyutunu küçültmek ve konjesyonu azaltmak amacıyla ek tedavi olarak kullanılır.
Şubat 2024'te Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), omalizumab'ın 1 yaş ve üzeri hastalarda fıstık, süt, yumurta ve kaju gibi besinlere kazara maruz kalma sonucu oluşabilecek anafilaksi dahil tip 1 alerjik reaksiyon riskini azaltmak amacıyla kullanımını onaylamıştır. OUtMATCH çalışmasının verilerine dayanan bu endikasyon, akut reaksiyonlara acil müdahale için değil, eliminasyon diyetine ek olarak profilaktik amaçlıdır.
En ciddi advers reaksiyon, yaşamı tehdit edebilen anafilaksidir (görülme sıklığı %0.1 ila %0.2). Anafilaktik reaksiyonların çoğu ilk 3 doz sırasında ve enjeksiyondan sonraki ilk 2 saat içinde ortaya çıksa da, nadiren geç fazda da görülebilir. Bu risk nedeniyle ilacın uygulanması acil müdahale donanımına sahip sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilmelidir.
Klinik çalışmalarda en sık bildirilen yan etkiler arasında enjeksiyon bölgesi reaksiyonları (ağrı, eritem, şişlik), baş ağrısı ve üst solunum yolu enfeksiyonları yer almaktadır.
Erken dönem araştırmalarında omalizumab ile malignite riski arasında potansiyel bir ilişki öne sürülmüş olsa da, daha sonra yapılan 5 yıllık kapsamlı gözlemsel çalışmalar (EXCELS) ve havuzlanmış analizler, ilaç kullanımı ile kanser insidansı arasında nedensel bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Arteriyel tromboembolik olaylara ilişkin veriler ise gözlemsel çalışmalarda hafif bir sayısal artışa işaret ettiğinden, kardiyovasküler risk faktörleri bulunan hastalarda izlem önerilmektedir.
Omalizumab, kanda ve interstisyel sıvıda serbest halde bulunan immünoglobulin E'ye (IgE) spesifik olarak bağlanır. Antikor, serbest IgE moleküllerini kompleks içine alarak, bu moleküllerin mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyinde yer alan yüksek afiniteli FcεRI reseptörlerine bağlanmasını engeller.
Serbest IgE seviyesindeki bu dramatik düşüş, mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyindeki FcεRI reseptörlerinin zamanla aşağı regülasyonuna (down-regulation) yol açar. Bu hücresel adaptasyon, hücrelerin alerjenlere karşı aşırı duyarlılığını azaltır. Antijen maruziyeti durumunda, IgE çapraz bağlanması gerçekleşemediğinden histamin, lökotrienler ve diğer pro-inflamatuvar sitokinlerin degranülasyon süreci baskılanır. Omalizumab, yalnızca serbest dolaşımdaki IgE'ye bağlanacak şekilde tasarlandığından, halihazırda hücre yüzeyine tutunmuş IgE moleküllerine bağlanmaz ve bu sayede ilacın kendisi reseptör çapraz bağlanmasına yol açarak anafilaksiyi tetiklemez. Tedavi süresince dolaşımda yavaş elimine olan omalizumab-IgE komplekslerinin birikmesi nedeniyle, hastaların serum total IgE ölçümleri başlangıç değerlerinin üzerine çıkabilir ve bu durum klinik takipte bir referans olarak kullanılmaz.
Omalizumab yalnızca subkutan yolla uygulanır. Emilim süreci yavaştır ve pik serum konsantrasyonlarına (Cmax) 6 ila 8 gün içinde ulaşılır. Mutlak biyoyararlanım oranı yaklaşık %62'dir. İlaç, sitokrom P450 sistemiyle değil, immünoglobulin G klirens mekanizmaları aracılığıyla retiküloendotelyal sistem tarafından yıkılır. Kararlı durumda eliminasyon yarı ömrü 24 ila 26 gün arasındadır.
Dozajlama astım ve CRSwNP endikasyonlarında hastanın bazal serum total IgE seviyesine ve vücut ağırlığına dayalı nomogramlar aracılığıyla miligram bazında hesaplanarak 2 veya 4 haftada bir uygulanır. Kronik spontan ürtikerde ise dozaj, ağırlık ve IgE seviyesinden bağımsız olarak genellikle 4 haftada bir 300 mg olarak standartlaştırılmıştır.
Anti-IgE tedavi konseptinin ilk adımları 1980'lerde atılmış, 1990'lı yıllarda Tanox, Ciba-Geigy (günümüzde Novartis) ve Genentech firmalarının ortak konsorsiyumu ile omalizumab molekülü klinik kullanıma kazandırılmıştır. İlaç, FDA onayını 2003 yılında, Avrupa İlaç Ajansı (EMA) onayını ise 2005 yılında almıştır.
Biyobenzer ilaçların geliştirilmesiyle birlikte, 2024 yılında Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve 2025 yılında FDA, Celltrion tarafından üretilen ilk omalizumab biyobenzeri olan Omlyclo'ya onay vermiştir.