| Fironculuk |
|---|
| dizisinin bir parçası |
Fironculuk (Yunanca: Πυρρωνισμός, Pyrrhōnismos), MÖ 1. yüzyılda Giritli Aenesidemus tarafından kurulan ve adını MÖ 4. yüzyıl filozofu Firon'dan alan Antik Yunan felsefî kuşkuculuk okuludur.
Bu felsefe, dogmaları, yani açık olmayan konular hakkındaki kesin inançları reddeder ve her türlü inancın doğruluğu hakkında yargıyı askıya almayı (epokhe) savunur. Modern kuşkuculuğun genellikle bilginin imkanını sorgulamasının aksine, Fironculuk öncelikli olarak bir inanca sahip olmanın rasyonelliğini sorgular. Pyrrhoncu, her argümana karşı eşit güçte bir argüman bulma yeteneğine sahip bir araştırmacıdır ve bu yeteneğin kullanılması, herhangi bir konuda yargının askıya alınmasına ve nihayetinde okulun temel hedefi olan ataraksiya'ya, yani ruh dinginliğine ve sarsılmazlık hâline ulaşmaya götürür.
Pyrrhoncular, kendilerini felsefî araştırmaya yönelik üç temel yaklaşımdan biri olarak konumlandırırlar. Sextus Empiricus'a göre filozoflar üçe ayrılır:
Bu nedenle Fironculuk, bir inançlar sistemi olmaktan çok, bir yetenek, bir pratik ve sürekli devam eden bir araştırma faaliyeti olarak tanımlanır.
Pyrrhonculuğun merkezinde, görüngüler (phainomena) ve açık olmayan şeyler arasında yapılan temel bir ayrım yatar. Pyrrhoncular, şeylerin kendilerine nasıl göründüğünü (örneğin, "balın tatlı göründüğü") pasif bir şekilde kabul ederler ancak bu görüngünün ardındaki nesnel gerçekliğin doğası hakkında (örneğin, "balın doğası gereği tatlı olduğu") yargıda bulunmaktan kaçınırlar.
Antik Fironculuk sadece soyut bir epistemolojik problem değil aynı zamanda dogmatik inançların neden olduğu zihinsel rahatsızlık ve endişeden kurtulmayı amaçlayan pratik ve ahlakî bir yaşam biçimi olarak anlaşılmalıdır. Felsefî argümanlar, bu bağlamda, dogmatizmin yarattığı zihinsel gerilimi iyileştiren birer araç işlevi görür. Çağdaş epistemoloji Pyrrhonculuğu sık sık "Agrippa Üçlemi" veya "Pyrrhoncu Sorunsal" gibi çözülmesi gereken bir gerekçelendirme problemi olarak çerçevelese de, bu modern yaklaşım, felsefenin asıl pratik ve yaşamsal amacını göz ardı etme eğilimindedir. Pyrrhonculuğun temel amacı, bilgiye ulaşıp ulaşamayacağımızı kanıtlamaktan ziyade, bu tür kesinlik iddialarının peşinde koşmanın getirdiği huzursuzluktan kurtulmaktır.
Kuşkuculuğun kurucusu olarak kabul edilen Elisli Pyrrhon, Abdrealı Anaksarhos'un öğrencisiydi. Hayatındaki en belirleyici olaylardan biri, hocasıyla birlikte Büyük İskender'in Hindistan seferine katılmasıdır. Bu Doğu etkileşimi, Pyrrhon'un dünyaya karşı kayıtsızlık ve acıya aldırmama gibi tutumları benimsemesine yol olabilir; zira Hint çilecilerinin acıya ve ölüme aldırmadan dingin bir yaşam sürdüklerini gözlemlemiştir. Elis'e döndükten sonra hemşerileri tarafından o kadar saygı görmüştür ki onuruna heykeli dikilmiştir.
Pyrrhon, Sokrates gibi, arkasında hiçbir yazılı eser bırakmamıştır. Felsefesi büyük ölçüde öğrencisi Phliuslu Timon'un yazıları ve daha sonraki yorumcular aracılığıyla bilinir. Timon'a atfedilen bir pasaja göre Pyrrhon, şeylerin gerçek doğası hakkında üç temel tespitte bulunmuştur: Onlar doğaları gereği farksız (adiaphora), değişken ve ölçülemez (astathmēta) ve yargılanamazdır (anepikrita). Bu tespitlerden hareketle, ne duyularımızın ne de kanılarımızın doğru ya da yanlış olduğu söylenemez. Bu nedenle her şey hakkında yargıdan kaçınmak (epokhe) gerekir.
Pyrrhon'un en önemli öğrencisi olan Timon, hocasının aksine üretken bir yazardı ve Pyrrhon'un felsefesini yayma konusunda kilit bir rol oynamıştır. Pyrrhon'un felsefesini, özellikle hicivli şiirler içeren Silloi adlı eseriyle geniş kitlelere duyurmuştur.
Silloi, dogmatik filozoflarla alay eden, onların iddialarını parodileştiren ve kuşkucu bir bakış açısıyla eleştiren şiirlerden oluşuyordu. Timon, bu eserlerinde Pyrrhon'un temel öğretisini, yani şeylerin belirsiz doğası karşısında yargıyı yaskıya almanın ve kayıtsız kalmanın gerekliliğini aktarmıştır.
Silloi'nin yanı sıra, Fizikçilere Karşı ve Pyrrhon'un yaşamını anlatan Python gibi düz yazı eserleri de olduğu bilinmektedir. Timon'un yazıları, Pyrrhonculuğun ilk dönemine dair en önemli birincil kaynaktır ancak eserlerinin çoğu kaybolmuş ve sadece sonraki yazarların alıntıladığı parçalar günümüze ulaşmıştır.
Giritli Aenesidemus, muhtemelen Platon'un Akademisi'nde eğitim görmüş ancak Akademi'nin o dönemdeki tutumunu dogmatik bularak onlardan ayrılmıştır. Akademi'nin, özellikle Karneades sonrası dönemde, olasılıkçılığı benimsemesi ve "hiçbir şeyin bilinemeyeceği" gibi negatif dogmatik iddialarda bulunması Aenesidemus'un eleştirilerinin merkezindeydi. Ona göre Akademiciler "Stoacılara karşı savaşan Stoacılar" hâline gelmişlerdi, yani kendi dogmalarıyla başka dogmalara karşı çıkıyorlardı.
Aenesidemus, İskenderiye'de ders vererek Pyrrhoncu kuşkuculuğu yeniden canlandırdı ve Pyrrhonculuğu sistematik bir felsefe hâline getirdi. Pyrrhonca Söylemler (Pyrrhoneioi logoi) adlı günümüze ulaşmamış eserinde Pyrrhoncu felsefeyi tutarlı bir temele oturtmaya çalışmıştır. Bu eser Pyrrhoncular ile Akademik Kuşkucular arasındaki farkları net bir şekilde ortaya koymuş ve yargıyı askıya almayı sağlamak için kullanılan On Mod'u (veya tropos) sunmuştur.
Hayatı hakkında çok az şey bilinen Agrippa, Pyrrhoncu argümantasyon yöntemini daha soyut ve mantıksal bir seviyeye taşıyan Beş Mod'u formüle etmesiyle tanınır. Bu modlar Aenesidemus'un daha çok algısal göreleliğe dayanan On Mod'unu tanımlar ve onlardan daha radikal bir kuşkuculuk bakış açısı sunar. Agrippa'nın modları (Anlaşmazlık, Sonsuz Gerileme, Görelilik, Varsayım, Döngüsellik), herhangi bir iddianın gerekçelendirme zincirini sistematik olarak çökertmeyi hedefler. Bu modlar modern epistemolojide "Agrippa Üçlemi" veya "Pyrrhoncu Sorunsal" olarak bilinen ve gerekçelendirme teorileri için hâlâ aşılamamış bir sorun olarak kabul edilen yapıyı oluşturmaktadır.
Muhtemelen bir hekim olan ve tıp alanında Empirik Okul'a mensup olduğu düşünülen Sextus Empiricus, Fironculuk hakkında günümüze ulaşan en kapsamlı ve sistematik metinlerin yazarıdır. En önemli eserleri, üç kitaptan oluşan Pyrrhonculuğun Esasları ve on bir kitaptan oluşan Matematikçilere Karşı'dır. Bu eserler sadece Fironculuk için değil aynı zamanda Stoacılık ve Epikürcülük gibi diğer Helenistik felsefeler hakkında da paha biçilmez birer bilgi kaynağıdır çünkü Sextus, eleştirdiği görüşleri uzun uzadıya alıntılama ve özetleme alışkanlığına sahiptir.
Sextus, Pyrrhonculuğun Esasları'nın ilk kitabında kuşkuculuğun ne olduğunu, temel kavramlarını, yöntemlerini ve ifadelerini tanımlayarak Pyrrhonculuğu tutarlı bir felsefî yol olarak tanımlar. İkinci ve üçüncü kitaplarda ise bu kuşkucu yöntemi sırasıyla mantık, fizik ve etik alanlarındaki dogmatik iddialara uygulayarak onları çürütür.
Pyrrhonculuğun merkezindeki zihinsel eylemdir. Herhangi bir konuda, lehte ve aleyhte sunulan argümanların eşit derecede ikna edici (isostehenia) olduğu anlaşıldığında, akıl yürütme doğal olarak bir denge durumuna gelir ve zihin ne olumlayıcı ne de olumsuzlayıcı bir yargıda bulunamaz hâle gelir. Bu, bir kararsızlık veya eylemsizlik değil, aksine dogmatik iddiaların yarattığı zihinsel gerilimden bilinçli bir şekilde geri çekilmektir. Sextus, kuşkucu ifadelerin ("Her şey belirsizdir" gibi) bile dogmatik olarak değil, o anki zihinsel durumu ifade eden raporlar olarak anlaşılması gerektiğini vurgular.
Epokhe'nin bir sonucu olarak ortaya çıkan nihai hedeftir. Dogmatikler şeylerin doğası gereği iyi veya kötü olduklarına inandıkları için sürekli bir arayış, kaçınma ve hayal kırıklığı döngüsünde yaşarlar ve bu da onları rahatsız eder. Pyrrhoncu ise, hiçbir şeyin doğası gereği iyi ya da kötü olmadığı konusunda yargıyı askıya aldığı için olaylar karşısında sarsılmaz bir iç huzura kavuşur.
Epokhe'ye giden yoldur. Pyrrhoncu, herhangi bir dogmatik iddia (P) ile karşılaştığında, onun karşıtı olan (P'nin değili) iddiayı destekleyen ve P'yi destekleyen argümanlar kadar güçlü görünen argümanlar bulma veya kurma yeteneğine sahiptir. Bu denklik durumu, zihni bir seçim yapmaktan alıkoyar ve yargıyı askıya almaya zorlar.
Pyrrhonculuğa yöneltilen en yaygın ve en eski eleştiri, eğer her şeyden şüphe ediliyorsa ve hiçbir şeye inanılmıyorsa, yaşamın imkânsız hâle geleceği, yani kuşkucunun eylemsizliğe mahkum olacağıdır.
Sextus Empiricus, bu eleştiriye, kuşkucunun dogmatik inançları olmasa da, yaşamını yönlendirmek için pratik kriterleri olduğunu söyleyerek cevap verir: kuşkucu, görüngülere (phainomena) göre yaşar. Yani, şeylerin gerçekte ne olduğu hakkında bir iddiada bulunmadan, onların kendisine nasıl göründüğünü pasif bir şekilde kabul eder ve eylemlerini buna göre düzenler. Kuşkucu, bir önermenin doğruluğuna inanmaz ancak pratik amaçlar için ona göre hareket eder.
Pyrrhoncular, yargıyı askıya alma (epokhe) durumuna ulaşmak için Modlar veya Tropoi (Yunanca: τρόποι, "yollar", "usuller") adı verilen standartlaştırılmış argüman setleri geliştirmişlerdir. Bu modlar dogmatik iddiaların temelsizliğini göstermek için kullanılan diyalektik araçlardır. Pyrrhoncu kuşkuculuğun kendi içindeki entelektüel gelişimini ve soyutlama seviyesindeki artışı gösteren bu modlar algının göreliliğinden başlayarak her türlü rasyonel gerekçelendirmenin yapısını sorgulayan bir mantıksal eleştiriye evrilmiştir.
Aenesidemus tarafından derlendiği veya sistematize edildiği düşünülen bu on mod, temel olarak duyusal algının ve yargının göreliliğine odaklanır ve şeylerin göründükleri gibi olup olmadıkları konusunda neden yargıyı askıya almamız gerektiğini gösterir.
Daha sonraki kuşkuculara, özellikle Agrippa'ya atfedilen bu beş mod, daha soyut ve mantıksal bir yapıya sahiptir. Herhangi bir dogmatik iddianın gerekçelendirilme girişimini boşa çıkarmak için tasarlanmıştır ve "Agrippa Üçlemi" olarak bilinen güçlü bir argümantatif yapı oluştururlar. Bu modlar bir iddianın içeriğinden çok, o iddianın nasıl gerekçelendirildiğiyle ilgilenir ve Pyrrhonculuğun neden çağdaş epistemolojide hâlâ geçerli bir sorunsal olarak kaldığını açıklar.
Bunlardan üç mod (Sonsuz Gerileme, Varsayım, Döngüsellik) birlikte Agrippa Üçlemi'ni oluşturur. Bu üçleme, herhangi bir gerekçelendirme girişiminin bu üç tatmin edici olmayan sondan birine mahkun olduğunu iddia eder.
Fironculuk antik dünyada ortaya çıkmış olmasına rağmen felsefe tarihindeki etkisi dönemler boyunca dalgalanmış ve farklı entelektüel bağlamlarda yeniden yorumlanarak canlılığını korumuştur.
Fironculuk, Roma İmparatorluğu'nun erken dönemlerinde etkili bir okul olsa da zamanla etkisini yitirmiş ve Orta Çağ Latin Batı'sında büyük ölçüde unutulmuştur. Sextus Empiricus'un metinleri Batı'da mevcut değildi ve Fironculuk hakkında bilinenler Augustinus'un Akademicilere Karşı adlı eserindeki eleştiriler ve birkaç dağınık referanstan ibaretti. Bu dönemde kuşkuculuk genellikle Akademik Kuşkuculuk ile eş anlamlı olarak kullanılmıştır.
Pyrrhonculuğun bazı unsurlarının, Helenistik kültürden yapılan çeviriler yoluyla erken dönem İslam düşüncesine, özellikle kelâm tartışmalarına sızdığı düşünülmektedir. Ancak bu tür radikal kuşkuculuk genellikle Sofistlik (Sûfestâiyye) olarak etiketlenmiş ve Gazzâlî gibi metodolojik kuşkucular da dahil olmak üzere İslam düşünürlerinin çoğu tarafından nihai bir felsefî duruş olarak reddedilmiştir.
Pyrrhonculuğun felsefe tarihindeki en büyük geri dönüşü Rönesans döneminde gerçekleşti. Sextus Empiricus'un eserlerinin, özellikle Pyrrhonculuğun Esasları'nın 1562'de Latinceye çevrilmesi Avrupa düşünce tarihinde bir dönüm noktası oldu. Bu "yeni kuşkuculuk", Reform sonrası dinî ve entelektüel kriz ortamında hızla yayıldı ve felsefe tarihçisi Richard Popkin'in "Pyrrhoncu kriz" olarak adlandırdığı, bilginin ve inancın temellerini sarsan bir şüphe çağı başlattı. Bu dönemde Fironculuk dogmatik felsefeye karşı bir panzehirden, dinî ve politik dogmatizme karşı bir eleştiri aracına dönüştü.
Montaigne, Pyrrhonculuğu modern düşünceye taşıyan en önemli figürdür. Denemeler adlı eserinde, özellikle "Raymond Sebond'un Savunusu" bölümünde, insan aklının kibrini, dogmatizmini ve kültürel önyargılarını eleştirmek için Pyrrhoncu argümanları (duyuların ve aklın güvenilmezliği, kültürel görelilik vb.) ustaca kullanmıştır. Montaigne için kuşkuculuk insanın kendi sınırlarını bilmesi, alçakgönüllülük ve dogmatik kesinlikten kaçınarak geleneklere ve görüngülere göre yaşama pratiğiydi.
Descartes'ın Meditasyonlar'daki metodik şüphesi Pyrrhoncu krizin doğrudan bir ürünüdür. Descartes kuşkucuların argümanlarını kullanarak tüm inançlarını askıya alır ancak amacı Pyrrhoncular gibi şüphede kalmak değil, şüphe edilemeyecek kesin bir temel (Cogito ergo sum) bularak kuşkuculuğu aşmak ve bilgiyi sağlam temeller üzerine yeniden inşa etmektir.
Hume'un felsefesi Pyrrhoncu kuşkuculuğun modern felsefedeki zirvesi olarak görülebilir. Hume Pyrrhonculuğu hem bir eleştiri aracı hem de aklın sınırlarını belirleyen bir metodoloji olarak kullanmıştır. Hume'un nedensellik eleştirisi, dış dünyanın varlığına dair şüpheleri ve tümevarım sorununa dair analizleri Pyrrhoncu argümanlarla derin bir paralellik taşır. Aenesidemus'un nedensellik eleştirisi gibi Hume da neden ve sonuç arasındaki zorunlu bağın akıl veya deneyimle kanıtlanamayacağını savunur.
Ancak Hume, tam bir Pyrrhoncu olarak kalmaz. Radikal Pyrrhonculuğun "tüm insan yaşamını yok edeceği"ni savunur. Felsefî şüphe anlarından sonra gündelik yaşamın pratikleri ve alışkanlıkları sayesinde tekrar "normal" bir insan hâline geldiğimizi belirtir. Bu nedenle Hume dogmatizmi ve aşırı metafizik spekülasyonları dizginleyen ancak gündelik yaşam ve olasılığa dayalı bilimsel araştırma için bir alan bırakan ılımlı bir kuşkuculuğu savunur.