Bu maddenin adının Reich Güvenlik Baş Dairesi olarak değiştirilmesi teklifi tartışılmaktadır. Lütfen tartışma sonuçlanıncaya dek maddeyi taşımayınız. |
Reichssicherheitshauptamt (RSHA) | |
SiPo ve SD şeflerinin bayrağı | |
| Genel bilgiler | |
|---|---|
| Kuruluş tarihi | 27 Eylül 1939 |
| Önceki kurum |
|
| Kapanış tarihi | 8 Mayıs 1945 |
| Türü | • Gizli polis • İstihbarat teşkilatı |
| Bağlılığı | |
| Alanı | |
| Üst kuruluş | Federal İçişleri Bakanlığı (nominal olarak) Allgemeine-SS |
| Adres | 52°30′26″K 13°22′57″D / 52.50722°K 13.38250°D |
| Personel sayısı | 50.648 (Şubat 1944 tahmin) |
| Yönetici(ler) |
|
| Alt birimler | |
Reich Güvenlik Baş Dairesi Heinrich Himmler'in hem Chef der Deutschen Polizei (Alman Polis Şefi) hem de Reichsführer-SS (Nazi Partisi'nin Schutzstaffel'inin başı) olarak taşıdığı ikili sıfat altında kurulan bir örgüttü. Örgütün görevi, Nazi Almanyası'nın sınırları içindeki ve dışındaki tüm "Reich düşmanları" ile mücadele etmekti. Kuruluşundan itibaren RSHA, Naziler için merkezi bir kurumdu ve Holokost'un planlanması ve uygulanmasında kilit bir rol oynadı.
1934 yılında Nazi rejimi, devlet iktidarının merkezileşmesini hızlandırdı; Almanya'nın federal eyaletlerinin egemenliğini kaldırdı ve bunları doğrudan Reich hükûmetine bağladı. Reich Güvenlik Baş Dairesi (RSHA) resmen kurulmadan önce bile, Himmler yönetimindeki Gestapo ülke çapında yetki iddia etmeye başlamış ve birleşik bir güvenlik aygıtının temelini atmıştı. Merkezi denetim yönündeki bu adımlar, Nazi ideolojisini uygulamak üzere siyasi bir mahkeme olarak Volksgerichtshof'un kurulmasıyla daha da pekiştirildi. Ardından 27 Eylül 1939'da Himmler resmen RSHA'yı kurdu. Himmler'in Almanya'daki tüm güvenlik ve polis güçleri üzerindeki denetimi, Nazi devletinin iktidarının büyümesinde önemli bir etken oldu. RSHA'nın kurulmasıyla Himmler, Nazi Partisi'nin Sicherheitsdienst'ini (SD; SS istihbarat servisi) ve nominal olarak İçişleri Bakanlığı'na bağlı olan Sicherheitspolizei'yı (SiPo; "Güvenlik Polisi") tek çatı altında birleştirdi. SiPo, iki alt birimden oluşuyordu: Geheime Staatspolizei (Gestapo; "Gizli Devlet Polisi") ve Kriminalpolizei (Kripo; "Kriminal Polis"). Yazışmalarda RSHA, SS-Rasse und Siedlungshauptamt (RuSHA; "SS Irk ve İskan Dairesi") ile karıştırılmaması için sıklıkla RSi-H şeklinde kısaltılırdı. Örgütün temel amacı, Nazi Almanyası'nı ülke içindeki düşmanlara karşı korumaktı; ancak daha sonra işgal edilen bölgelerdeki her türlü muhalefetle mücadele etmek üzere araç haline geldi. "Savaşa yönelik her türlü hoşnutsuzluk"la uğraşmak da kesinlikle görevlerinden biriydi.
RSHA'nın kurulması, SD'nin güvenlik polisi için istihbarat teşkilatı olarak hizmet ettiği ilişkinin en üst düzeyde resmîleşmesini temsil ediyordu. Yerel teşkilatlarda da benzer bir koordinasyon vardı; burada Gestapo, kriminal polis ve SD resmen ayrı teşkilatlardı. Bu koordinasyon, yerel üst SS ve polis liderlerinin kadrosundaki müfettişler tarafından yürütülüyordu. Yerel SD birimlerinin temel işlevlerinden biri, yerel Gestapo birimlerine istihbarat teşkilatı olarak hizmet etmekti. İşgal edilen bölgelerde Gestapo, kriminal polis ve SD'nin yerel birimleri arasındaki resmî ilişki biraz daha yakındı.
RSHA, II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da muazzam bir hızla büyümeye devam etti. RSHA içindeki rutin yeniden örgütlenmeler, Nazi Almanyası'ndaki merkezileşme eğilimini değiştirmediği gibi, üyelerinin Adolf Hitler ile doğrudan ilişkiler geliştirmesi eğilimini de etkilemedi; bu, Nazi Almanyası'nın tipik lider-takipçi yapısına uygundu. RSHA için Nazi Almanyası içindeki merkezilik özellikle belirgindi; çünkü örgüt, istihbarat toplama ve güvenlik konularında hükûmet ile Nazi Partisi teşkilatlarının entegrasyonunu tamamlamıştı. RSHA içindeki SD ve Gestapo gibi departmanlar, Himmler ve onun doğrudan astı SS-Obergruppenführer ve General der Polizei Reinhard Heydrich tarafından doğrudan kontrol ediliyordu; bu ikili, neredeyse her Alman'ın hayatı ve ölümü üzerinde yetkiye sahipti ve esasen hukukun üzerindeydi. RSHA'da üst düzeydeki diğer isimler, örneğin Gestapo şefi ve Heydrich'in yardımcısı Heinrich Müller de benzer şekilde yetkilendirilmişti—bu, Sovyetler Birliği'nin işgali sonrasında binlerce Sovyet askerini değerlendirme, hangilerinin yeniden yapılandırma için köle emeği olarak tutulmaya uygun olduğunu belirleme ve hangilerinin yeterince tehlikeli olup doğrudan öldürülmesi gerektiğini saptama görevi verildiğinde açıkça görüldü. Heydrich, her iki görevi de eşit derecede önemli kabul ediyordu.
Personel eksikliği ve geniş işgal edilmiş bölgeler karşısında, Ukrayna'daki Alman askerî yetkilileri başlangıçta yardımcı birimler oluşturdu; bunlar daha sonra SS ve Polis Liderleri (HSSPF) ile RSHA yetkisi altına girdi. 1942 başlarında Heydrich, personel yetersizliğini kabul ederek Einsatzgruppen'a yerli güçleri güvenlik işleri için askere alma yetkisi verdi; bu, Einsatzgruppe A gibi daha önceki çabaların genişletilmesiydi. RSHA rehberliğinde, özellikle Walter Schellenberg'in VI. Ofisi altında, RSHA ayrıca Zeplin Harekâtı'nı başlattı; bu harekât, Sovyet esirleri ve Rus olmayan etnik grupları Sovyet hatlarının gerisinde sabotaj operasyonları için (başarısız olsa da) askere almayı amaçlıyordu.

Heydrich, 1942'deki suikasta kadar RSHA'nın şefi olarak kaldı. Ocak 1943'te Himmler, makamı SS-Obergruppenführer ve General der Polizei Ernst Kaltenbrunner'e devretti; Kaltenbrunner, Avrupa'daki savaşın sonuna kadar RSHA'ya başkanlık etti. RSHA'nın başı ayrıca CSSD ya da Chef der Sicherheitspolizei und des SD (Güvenlik Polisi ve Güvenlik Servisi Şefi) olarak da bilinirdi.
RSHA, İngiliz yazar Gerald Reitlinger'in yazdığı üzere "tipik bir şişirilmiş bürokrasi" haline geldi. "RSHA'nın karmaşıklığı eşsizdi... en az yüz... alt-alt bölümle, Hitler'in Avrupa'daki on milyon Yahudi için planladığı ilerleyici imhayı idare ettiği gerçeğinin mütevazı bir kamuflajıydı."
RSHA, yalnızca bir polis otoritesi olmanın ötesinde işlev görüyordu; devlet ve parti yapılarını birleştiren özgün bir Nasyonal Sosyalist kurum olarak tasarlanmıştı. Görevi, geleneksel polislik faaliyetlerinin ötesine geçerek, ırksal ve ideolojik açıdan tanımlanan düşmanlara karşı Volksgemeinschaft'ı ve Aryan "yaşam gücünü" korumaktı. Bu çerçevede, politika yapma fiilen polisliğe dönüştürülmüştü; çünkü ırk ve Volk'un sınırları yasa yoluyla sabitlenemezdi.
RSHA, kasıtlı olarak esnek ve hareketli bir "savaşan idare" (kämpfende Verwaltung) olarak tasarlanmıştı; bu sayede bölümleri genişletebiliyor ya da feshedebiliyor, öncelikleri kaydırabiliyor ve siyasal ihtiyaçlara göre geçici görev kuvvetleri oluşturabiliyordu. Liderleri sıradan bürokratlar değildi; idari yetkiyi, baskı ve terörün doğrudan uygulanmasıyla birleştiriyorlardı; Berlin'deki merkezî ofisler ile işgal edilen bölgelerdeki operasyonel görevler arasında gidip geliyorlardı. İdeolojik misyon ile yapısal uyarlanabilirliğin bu birleşimi, RSHA'yı, yasal ya da ahlaki kısıtlamalardan arınmış bir ırksal düzen kurma yönündeki Nazi hırsının kurumsal somutlaşması haline getirdi.
Örgüt en basit haliyle yedi ofise (Ämter) ayrılmıştı:
| № | Portrait | SiPo ve SD Şefi | Görev başlangıcı | Görev bitişi | Görev süresi | Parti |
|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | SS-Obergruppenführer Reinhard Heydrich (1904-1942) | 27 Eylül 1939 | 4 Haziran 1942 † | 2 yıl, 250 gün | Nazi Partisi | |
| – | Reichsführer-SS Heinrich Himmler (1900-1945) Vekâleten | 4 Haziran 1942 | 30 Ocak 1943 | 240 gün | Nazi Partisi | |
| 2 | SS-Obergruppenführer Ernst Kaltenbrunner (1903-1946) | 30 Ocak 1943 | 12 Mayıs 1945 | 2 yıl, 102 gün | Nazi Partisi |

RSHA'nın lider kadrosu sosyal ve kuşak açısından oldukça homojendi: Yaklaşık dörtte üçü 1900 sonrası doğumluydu, çoğu alt-orta sınıf ailelerden geliyordu ve pek çoğu ailelerinde üniversiteye giden ilk kişiydi. Yaklaşık üçte ikisi yükseköğrenim tamamlamış, neredeyse üçte biri ise doktora derecesi almıştı; bu durum RSHA'yı yükselen, akademik eğitimli elitler için bir araç haline getiriyordu. Çalışma alanlarında hukuk ve siyaset bilimi hâkim olsa da, özellikle Sicherheitsdienst (SD) içinde önemli bir kesim beşeri bilimler alanında uzmanlaşmıştı. Öğrencilik yıllarında yarıdan fazlası siyasal olarak aktifti; özellikle kendilerini devrimci öncü olarak gören Nasyonal Sosyalist Öğrenci Birliği'nde yer almışlardı.
Dünya görüşleri, doktrinden ziyade irade, eylem ve liderlik inancıyla şekillenmişti. Burjuva normlarını ve hukukî gelenekleri reddediyor, otoritenin yalnızca fiiller ve başarılarla meşrulaşacağını savunuyorlardı. Birçoğu Volk{{'}{u "kan ve kader topluluğu" ("Bluts- oder Schicksalsgemeinschaft") olarak görüyor ve kendilerini ütopyacı bir ırksal düzen kurmaya adamış "ruhsal elit" olarak tanımlıyordu.
Himmler'in kan ve soy temelli pagan bir din vizyonu doğrudan pek destek bulmasa da, soybilim, ırk ve yeni bir SS soyluluğu yaratma vurgusu RSHA liderliğini güçlü biçimde etkiledi. Tarihçi Michael Wildt, onların ortak Weltanschauung'unu uzlaşmaz ve ideolojiyi radikal uygulamaya dönüştürme zorunluluğuyla yönlendirilen bir anlayış olarak tanımlar. RSHA böylece tipik bir Nasyonal Sosyalist kurum olarak ortaya çıktı: Esnek, hareketli ve açıkça ideolojik; entelektüel ütopyacılığı sistematik baskı ve soykırımla birleştiren bir yapı.
Nazi Almanyası içinde RSHA tarafından yürütülen faaliyetler arasında istihbarat toplama, kriminal soruşturma, yabancıları denetleme, kamuoyunu izleme ve Nazi telkini yer alıyordu. RSHA ayrıca "savaşın başlangıcından 1945'e kadar hukukun dışındaki Nasyonal Sosyalist terör ve baskı tedbirlerinin merkezî ofisi" idi. Zulme uğrayanlar arasında Yahudiler, Komünistler, Masonlar, pasifistler ve Hristiyan aktivistler bulunuyordu.
Belirlenmiş düşmanlarla mücadele etmenin yanı sıra RSHA, Reich için genişleme politikalarını savunuyor ve ek toprakların Almanlaştırılmasını yerleşim yoluyla gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Fransa'nın Haziran 1940'taki yenilgisinden sonra Madagaskar Planı'nın uygulanmasını kolaylaştırma görevi RSHA'ya verildi. Plan, dört yıl içinde 4 milyon Yahudi sürgününün Madagaskar adasına zorla yerleştirilmesini öngörüyordu. Madagaskar Planı aynı zamanda Fransa'nın adayı Almanya'ya devretmesini gerektiriyordu; böylece Naziler SiPo denetiminde bir "süper getto" kurabilecekti. Ağustos ortasına kadar RSHA, günde iki gemi kullanarak dört milyon Yahudi'yi Madagaskar'a sürgün etme planını nihayete erdirdi. Eichmann ve ekibi, Yahudilerin kaydedilmesi, mallarının müsadere edilerek operasyonun finansmanının sağlanması ve adanın SS denetiminde, Yahudilerin kendi kendilerini yönetmediği açık hava hapishanesine dönüştürülmesi prosedürlerini ayrıntılı biçimde hazırladı. RSHA'nın 1940 ortalarında Madagaskar Planı'nı desteklemesi, Polonya'daki gettolaştırma çalışmalarının geçici olarak durdurulmasına yol açtı; çünkü Nazi yetkilileri Yahudilerin denizaşırı sürgün edileceğini bekliyordu. Ancak İngiltere'nin teslim olmayı reddetmesi, Denizaslanı Harekâtı'nın iptal edilmesi ve Almanya'nın deniz yollarını kontrol edememesi nedeniyle plan uygulanamaz hale geldi. Ayrıca RSHA, tüm Yahudilerin Afrika'nın doğu kıyısına taşınmasının yaklaşık dört yıl süreceğini tahmin ediyordu. Sonuç olarak Nazi rejimi, Yahudileri Avrupa'dan uzaklaştıramayınca, ideolojik tutarlılıktan ziyade savaşın stratejik gerçekliklerinin belirlediği koşullarda daha sert iç tedbirlere başvurdu. Sovyetler Birliği'nin işgaliyle Yahudileri başka yerlere yerleştirme fırsatlarının doğması da Hitler'i Madagaskar Planı'ndan vazgeçirerek onları Doğu'ya gönderme kararına yöneltti.

Generalplan Ost (Genel Doğu Planı), Orta ve Doğu Avrupa'yı yalnızca Almanlarla kolonileştirmeyi, bu süreçte soykırım ve etnik temizlik yoluyla yerli halkı yerinden ederek yeterli Lebensraum elde etmeyi amaçlayan gizli Nazi planı, RSHA yetkililerinden ve diğer Nazi örgütlerinden kaynaklanıyordu. Bu amaçla RSHA, özellikle Einsatzgruppen ve Gestapo aracılığıyla Slav nüfusları, Yahudileri ve diğer "istenmeyen" grupları sistematik olarak öldürmeyi organize etti; zorla çalıştırma, açlık politikaları ve toplu infazları denetleyerek Alman yerleşimciler için yol açtı. Ayrıca RSHA'nın istihbarat ve planlama birimleri, SS ve diğer kurumlarla işbirliği yaparak nüfusları sınıflandırdı, kimin Almanlaştırılacağına ya da imha edileceğine karar verdi ve soykırım politikalarını koordine etti; böylece Nazi ırksal emperyalizminin önemli bir unsuru haline geldi.
Ulusal ve Nazi güvenlik servisi rolüyle RSHA, Reich içindeki geniş yetki alanlarına sahip çeşitli kurumlar arasındaki faaliyetleri koordine ediyordu. Alman tarihçi Klaus Hildebrand'e göre RSHA "özellikle ırksal meselelerle ilgileniyordu". Adolf Eichmann 1937'de "halkın öfkesinin ayaklanmalar şeklinde ifade edilmesi, Yahudileri güvenlik duygusundan yoksun bırakmanın en etkili yolu" olduğunu belirtmişti. İkinci Dünya Savaşı'na giriş, RSHA'ya fethedilen veya işgal edilen bölgelerde aracı olma gücü verdi; Hans Mommsen'e göre bu durum, o bölgelerdeki Yahudi nüfusunun imha edilmesinin uygulanmasına olanak tanıdı. RSHA'nın 20 Mayıs 1941'de Belçika veya Fransa'dan ayrılmaya çalışan tüm Yahudilerin göçünü "Yahudi sorununun yaklaşan Nihai Çözümü" kapsamında engelleme emri, Yahudilerin sistematik imhasına suç ortaklığını göstermektedir. Kasım 1941'e gelindiğinde RSHA, Chełmno imha kampına üç gaz kamyonu teslim etmiş ve bir ay içinde (8 Aralık 1941) gaz kullanılarak gerçekleştirilen kitlesel katliam kampanyası başlamıştı.
RSHA'nın işgal altındaki ulusları Yahudilerini teslim etmeye teşvik etme çabalarının bir parçası, Yahudi danışman görevlileri atayarak onları zorlamayı içeriyordu. Eichmann'ın Almanya Yahudileri Reich Birliği ile çalışarak, Almanya'da ve diğer ülkelerde hâlâ yaşayan Yahudileri Theresienstadt'ta (Auschwitz gibi kamplara giden bir ara istasyon olan kamp) iyi barınma, tıbbi bakım ve yiyecek vaadiyle kandırdılar; bunu, varlıklarını RSHA'ya devretmelerini sağlayan sahte bir ev satın alma planı üzerinden gerçekleştirdiler. Auschwitz'e sistematik kitlesel sürgünler böylece Mart 1942 sonlarında başladı ve Eichmann tarafından denetlendi. Eichmann'ın RSHA'daki ofisi Yahudi işleri ve tahliyelerden sorumluydu; Heydrich onu işgal altındaki Polonya'ya Yahudi nakli konusunda "uzmanı" olarak nitelendirmişti. Auschwitz'e bu nakiller işgal altındaki tüm Avrupa'dan geldi ancak Slovakya ve Fransa'daki Yahudilerle başladı. RSHA içinde Eichmann, kasıtlı belge boşlukları ve stratejik belirsizlik gibi teknikler kullandı; bu yöntemler daha sonra yargılanmasında da ortaya çıktı ve yasal süreci kasıtlı olarak karıştırarak kişisel sorumluluğunun net bir yargıya bağlanmasını engelledi. RSHA'daki rolü, örgütün aldatma, manipülasyon ve bürokrasiyi kitlesel katliam aracı olarak kullanma konusundaki sistematik yaklaşımını da ortaya koymaktadır.
Yahudilerin öldürülmesi ve/veya tahliyesiyle ilgili raporlar özellikle RSHA liderlerine –başta Heydrich olmak üzere SS'in üst kademesine– gönderiliyordu. Ocak 1942'de Heydrich, SS-Oberführer Emanuel Schäfer'i Sırbistan'a gönderdi; Schäfer daha sonra (Haziran 1942) RSHA'ya "Sırbistan'ın artık Yahudilerden arındırıldığını" gururla bildirdi; yaklaşık 17.000 kişinin öldürülmesini denetlemişti. Mart 1942'den Kasım 1943'e kadar RSHA'nın denetimi altında Reinhardt Operasyonu başlatıldı; bu operasyon kapsamında Belzec, Sobibor ve Treblinka'da imha kampları kuruldu ve yaklaşık 1.7 milyon Yahudi sistematik olarak öldürüldü.
Wannsee Konferansı, 20 Ocak 1942'de Berlin'in varlıklı banliyösü Wannsee'de bir villada düzenlendi. Bu toplantı, Nazi rejiminin soykırım bürokrasisinde dönüm noktası niteliğindeydi ve "RSHA temsilcileri ile bakanlık bürokrasisinden devlet sekreterleri ve diğer yetkililerden" oluşuyordu. RSHA şefi Reinhard Heydrich tarafından toplanan toplantıya, Gestapo, SS ve sivil idare dahil olmak üzere çeşitli devlet kurumlarından on beş üst düzey Nazi yetkilisi katıldı. Görüşülen başlıca konulardan biri Mischlinge'nin (Yahudi ve Yahudi olmayan karışık soydan gelenler) ve karma evliliklerdeki Yahudilerin kaderiydi. Bazı yetkililer kısırlaştırmayı önerirken diğerleri doğrudan sürgünü savundu. Toplantı yaklaşık 90 dakika sürdü ve bu süre içinde kitlesel katliam tamamen idari bir dille konuşuldu; bu durum Nazi politikasının insanlık dışı verimliliğini yansıtıyordu. Bazı yanlış anlamaların aksine, konferansın amacı Avrupa Yahudi nüfusunun imha edilip edilmeyeceğine karar vermek değildi; bu karar zaten verilmişti. Amaç, "Yahudi sorununun Nihai Çözümü"nü gerçekleştirmek için gerekli lojistik ve idari ayrıntıları resmîleştirmekti.
Heydrich, soğukkanlı ve mesafeli bir dille, hem işgal edilmiş hem de tarafsız Avrupa ülkelerinden 11 milyon Yahudi'nin Doğu'ya sürgün edilmesini öngören planları özetledi. Burada Yahudiler, kitlesel ölüme yol açacak koşullarda zorla çalıştırmaya tabi tutulacaktı. Bu süreçten sağ kalanlar "uygun şekilde muamele görecekti"; bu ifade Auschwitz, Treblinka, Belzec ve Sobibor gibi imha merkezlerinde doğrudan yok edilme anlamına gelen bir örtmeceden ibaretti. Toplantının RSHA'ya göre resmî kaydı olan Wannsee Protokolü, savaş sonrası mahkemelerde önemli delil haline geldi ve Nazi bürokratlarının Holokost'taki rolünü ortaya koydu. Tarihçiler, konferansın soykırımın yalnızca ideolojik fanatizmle değil, aynı zamanda modern bir devlet aygıtı içinde görev yapan eğitimli yetkililerin soğuk ve teknokratik planlamasıyla da nasıl kolaylaştırılabileceğinin ürpertici bir örneği olduğunu vurgular.
RSHA ayrıca Einsatzgruppen'ı da denetliyordu. Bu ölüm mangaları Heydrich'in yönlendirmesiyle kurulmuş ve SS tarafından işletilen birliklerdi. Başlangıçta SiPo'nun bir parçası olan Einsatzgruppen'ın operasyonel kontrolü Eylül 1939'da RSHA tarafından devralındı. Einsatzgruppen için personel, RSHA'nın Güvenlik Polisi, SD, Gestapo, Kripo, Orpo ve Waffen-SS birimlerinden seçiliyordu. Heydrich ve RSHA personel şefi Bruno Streckenbach, bu birimlerden Einsatzgruppen komutanlarını bizzat seçiyordu. Bu kararlı Naziler ve antisemit ideologlar yüksek eğitimliydi; çoğu hukuk doktorasına sahipti ve polislik ile güvenlik alanında yılların deneyimine sahipti. İlk görevleri, erken dönem toprak genişlemeleri sırasında (Avusturya, Sudetenland, Bohemya-Moravya) siyasi muhalifleri hedef almak üzere gerçekleştirildi. Einsatzgruppen birlikleri, Alman Ordusu'nun işgal kuvvetlerini Doğu Avrupa'ya takip ediyordu. Başlangıçta yalnızca geçici birlikler olarak tasarlanmış olsalar da, RSHA denetimindeki bu birimler 1942'ye kadar kalıcı hale geldi. Einsatzgruppen A, B, C ve D, özellikle Polonyalı aydınlara karşı acımasızlıkları ile ün kazandı; önceden hazırlanmış listelere dayanarak bu kişileri sistematik olarak tutukluyor veya idam ediyorlardı. Ek Einsatzgruppen birimleri Kuzey Afrika, Hırvatistan, Macaristan ve Slovakya gibi diğer bölgelerde de faaliyet göstererek siyasi baskı ve soykırım rollerini sürdürdü. Einsatzgruppen ve Einsatzkommando alt birimlerinin komutanları sıklıkla RSHA merkez ofisindeki masa başı görevlileriydi. Tarihçi Raul Hilberg'in tahminine göre 1941-1945 yılları arasında Einsatzgruppen, ilgili kurumlar ve Naziler tarafından kullanılan yabancı yardımcı birlikler toplamda iki milyondan fazla insanı, bunun arasında 1.3 milyon Yahudi'yi öldürdü.
Propaganda Bakanı Joseph Goebbels, daha 1941 yılında Almanya'dan büyük sayıda Yahudi'nin silah sanayiindeki çalışmaları nedeniyle sürgün edilmediğinden şikayet etmeye başlamıştı. Bu Yahudiler, yeri doldurulamaz işgücü olarak görüldükleri için sürgünden korunuyorlardı; ayrıca birçoğu Aryan Almanlarla evliydi. Bu Yahudiler, bu durumların kendilerini güvende tuttuğuna inanıyordu. Ancak 1942 sonlarına doğru Hitler ve RSHA, Berlin'deki kalan Alman Yahudilerinden kurtulmaya hazırdı. Eylül 1942'de Hitler, bu işçilerin hâlâ korunacağını ancak ülke dışına gönderileceklerini karar altına aldı. Bu sırada Auschwitz idarecileri, hükûmetten daha fazla silah sanayi işçisi göndermesini istiyordu; çünkü IG Farben silah üreticisiyle, köle işgücü kullanarak silah geliştirme amacıyla özel bir kamp kurma anlaşması yapmışlardı. Bunun sonucunda RSHA, Fabrik-Aktion'ı kararlaştırdı. Bu eylem, silah üretiminde çalışan tüm Yahudilerin kaydedilmesini amaçlıyordu. Eylemin asıl hedefi Aryanlarla evli Yahudilerdi.
RSHA, 1943 başlarında Berlin'deki tüm Alman Yahudilerini uzaklaştırmayı planlıyordu (Goebbels'in Şubat başlarında tuttuğu günlük kaydına göre bu Yahudilerin sürgün edilme son tarihi 28 Şubat 1943'tü). 27 Şubat 1943'te RSHA, sivil giyimli Gestapo görevlilerini karma evlilik yapmış Yahudileri tutuklamak ve çeşitli suçlamalarla yargılamak üzere gönderdi. Yaklaşık 2.000 karma evlilik yapmış Yahudi erkek, Rosenstrasse 2–4 adresine götürülerek burada tutuldu. Goebbels, sanayicilerin engellemesi nedeniyle beklenen yaklaşık 4.000 Yahudi'den çoğunun tutuklanamadığından şikayet etti. 'Alman kanından kadınlar' olarak öfkeli eşler, erkeklerin tutulduğu Rosenstrasse binasının önünde protesto gösterilerine başladı. 6 Mart'ta karma evlilik yapmış Yahudilerden 25'i hariç hepsi serbest bırakıldı; gözaltında kalan 25 kişi Auschwitz'e gönderildi. 8 Mart'ta RSHA şefi Ernst Kaltenbrunner, İçişleri Bakanı Wilhelm Frick'e sürgünlerin yalnızca karma evlilik yapmamış Yahudilerle sınırlı tutulduğunu bildirdi.
Nazi Almanyası'nın 1945'te çöküşünden sonra Müttefik güçler, Nazi Almanyası'nın suçlarından sorumlu kişileri yargılamak amacıyla uluslararası bir mahkeme kurmaya yöneldi. RSHA, Nürnberg'deki Uluslararası Askeri Mahkeme'de (IMT) tek başına bir kurum olarak yargılanmasa da, onun temel birimleri olan Gestapo, Sicherheitsdienst (SD) ve SS, suç örgütü ilan edildi. RSHA bu kurumları fiilen tek bir bürokratik ve operasyonel çatı altında merkezîleştirdiği için, bu karar birçok personelinin yalnızca örgüte üyelikleri nedeniyle yargılanabilir olmasını sağladı; ancak zorlandıklarını veya örgütün suçlarından habersiz olduklarını kanıtlayabilirlerse bu durum değişebilirdi.
Adalet önüne çıkan en yüksek rütbeli RSHA yetkililerinden biri, 1943'ten savaşın sonuna kadar RSHA'yı yöneten Ernst Kaltenbrunner'di. Heydrich'in halefi olarak Kaltenbrunner, Nihai Çözüm'ün organize edilmesinde derinlemesine rol aldı; toplama kamplarının faaliyetlerini denetledi ve Doğu Avrupa'da kitlesel infazlardan sorumlu hareketli ölüm mangaları Einsatzgruppen'ı yönlendirdi. Buna rağmen kendisini Himmler'in bir kurbanı olarak göstermeye çalıştı. Yargılanması sırasında rolünü küçültmeye veya habersiz olduğunu iddia etmeye çalışsa da, mahkeme onu çok sayıda zulüm ile doğrudan ilişkilendiren güçlü kanıtlar buldu. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulundu ve 16 Ekim 1946'da idam edildi.
Kaltenbrunner'in mahkûmiyetinin ötesinde, sonraki Nürnberg Mahkemeleri (1947–1949) başka RSHA personelini de adalet önüne çıkardı. Özellikle dikkat çeken Einsatzgruppen davası'nda bu ölüm birliklerinin 24 üst düzey komutanı yargılandı. Bir milyondan fazla sivilin –çoğunlukla Yahudilerin– ölümünden sorumlu olan bu kişiler, Holokost'un en doğrudan failleri arasındaydı. Başsavcı Benjamin Ferencz tarafından yürütülen bu dava, uluslararası ceza hukukunun gelişmesinde dönüm noktası oldu ve soykırım ile insanlığa karşı suçları yargılanabilir suçlar olarak tescil etti. On dört sanık idam cezası aldı ancak bunlardan yalnızca dördü idam edildi. RuSHA Davası'nda ise ırk politikası, Almanlaştırma ve çocuk kaçırma programlarında görev alan RSHA yetkilileri de hesap verdi; bu durum RSHA bürokrasisinin uluslararası normları ihlalindeki rolünü bir kez daha ortaya koydu.
Birçok RSHA üyesi ise yargılanmaktan tamamen kurtuldu; özellikle Soğuk Savaş gerilimleri savaş sonrası adalet çabalarını kısa sürede gölgede bıraktı. Batı Almanya'da denazifikasyon süreci başarısız oldu ve çok sayıda orta düzey RSHA yetkilisi sivil hizmete veya yeni kurulan Bundesnachrichtendienst (BND) gibi istihbarat teşkilatlarına yeniden entegre edildi. Buna karşılık Doğu Almanya, RSHA suçlarını siyasi retorikte daha sık kullandı ancak genellikle sınırlı sayıda kişiyi yargıladı; 1955'e kadar bu sayı 23'e kadar düştü, 1957 ve 1958'de ise yalnızca birer kişi yargılandı. Genel sonuç, adaletin düzensiz uygulanması oldu; RSHA personelinin yalnızca küçük bir kısmı yasal yaptırımla karşılaştı. Bazı durumlarda RSHA hiyerarşisinde yüksek mevkide bulunan kişiler çok hafif cezalar aldı. Örneğin bilinen fail SS-Standartenführer (Albay) Walter Huppenkothen, RSHA merkez ofisinde daire başkanı olmasına rağmen altı yıllık cezasının yalnızca üç yılını yattı.
Buna rağmen RSHA yetkililerinin –özellikle Kaltenbrunner ve Einsatzgruppen komutanlarının– yargılanmaları kalıcı hukuki ve ahlaki öneme sahipti. Bu davalar insanlığa karşı suç kavramını ve kitlesel katliamda bürokratik suç ortaklığını tanımlamaya yardımcı oldu. Ayrıca soykırım makinesinin yalnızca fanatiklerden veya cephedeki faillerden değil, aynı zamanda idarecilerden, planlamacılardan ve teknokratlardan beslendiğini; bunların evrak ve prosedür yoluyla endüstriyel ölçekte katliamı mümkün kıldığını ortaya koydu. Bu yargılamaların mirası, günümüzde hâlâ uluslararası hukuku ve kolektif hafızayı etkilemeye devam etmektedir.