| Gazi Beg | |||||
|---|---|---|---|---|---|
| Şirvan Şahı | |||||
Şirvanşah Sultan Muhammed Gazi'nin Mührü | |||||
| Hüküm süresi | 1501 | ||||
| Taç giymesi | 1501 | ||||
| Önce gelen | Behram Bey | ||||
| Sonra gelen | Sultan Mahmud | ||||
| Doğum | ? Bakü | ||||
| Ölüm | 1501 Bakü | ||||
| Eş(ler)i | Şahbey Hatun | ||||
| Çocuk(lar)ı | Sultan Mahmud | ||||
| |||||
| Babası | Ferruh Yesar | ||||
| Dini | Sünni İslam | ||||
Gazi Bey, Sultan Muhammed Gazi Bey (14. yüzyıl (Jülyen) Bakü - 1501 Bakü), Şirvanşahlar Devleti'nin otuz sekizinci hükümdarı, Şirvanşah I. Ferruh Yesar'ın oğludur.
Behram Bey'in Hicri 907 (Miladi 1501) yılında ölümünden sonra, kardeşi Gazi Bey bin Ferruh Yesar Şirvanşahlar tahtına çıkmıştır. Şah İsmail'in Bakü seferi sırasında altı ay hüküm sürmüştür.
16. yüzyıl tarihçilerinden olan Hundemir ve Hasan-ı Rumlu, İsmail'in Bakü'yü ele geçirmesine dair ayrıntılı bilgiler vermişlerdir. Şah İsmail'in emriyle, Muhammed Bey Ustaclu ve İlyas Bey Aygutoğlu komutasındaki Hunuslu (Hınıslı) birlikleri, Bakü Kalesi'ni ele geçirmekle görevlendirilmiştir.
O dönemde Bakü, aşılması imkansız bir kale olarak kabul edilmekteydi. Şehir üç büyük surla çevrilmişti; bir tarafı denizle, diğer tarafı ise geniş ve derin bir hendekle kuşatılmıştı. İsmail için bu kaleyi ele geçirmek çok önemliydi, çünkü Bakü, o dönemde Şirvan'ın en büyük şehirlerinden biri olmasının yanı sıra Hazar Denizi'ndeki en önemli geçiş ve ticaret merkezlerinden biriydi. Kızılbaş ordusu Bakü Kalesi'ni kuşattı ve çatışmalar başladı. Eski zamanlardan beri Şirvanşahlar hanedanına sadık olan Bakü halkı, surlarının aşılmazlığına, sahip oldukları büyük silahlara, savunma teçhizatına ve yeterli yiyecek kaynaklarına güvenerek ciddi bir direniş sergilemiştir.
O yıllarda, Bakü, Mahmudabad ve Salyan'ı da kapsayan topraklara sahip olan Ferruh Yesar'ın oğlu Gazi Bey, Şirvan'ın dağ kalelerinde direnişini sürdürmekteydi. Gazi Bey'in yokluğunda şehrin savunması, kaynaklarda ismi zikredilmeyen eşi tarafından idare edilmiştir. Gazi Bey'in eşi, bu tavsiyeyi iletmek üzere gelen ve İsmail'e teslim olmalarını teklif eden elçinin idamını emretmiştir. Benzer bir akıbet, İsmail'in hiddetinden çekinerek şehrin Kızılbaşlara teslim edilmesini talep eden Bakü dârûgası (şehir valisi) Abdülfettah Bey'in de başına gelmiştir.
Bakü halkının sergilediği kararlı direniş, İsmail'i, komutan Hulafe Bey önderliğinde bölgeye takviye birlikler sevk etmeye mecbur bırakmıştır. Kuşatmanın son evresinde kendisi de savaş alanına gelmiştir. Savunmacıların mukavemetini kırmak isteyen İsmail, kaleye yönelik topçu ateşinin başlatılmasını ve ana kulelerden birinin imhasını emretmiştir. Şehrin savunucuları, surlarda açılan gedikleri çadır keçeleriyle kapatarak üç gün boyunca direnmeye devam etmişlerdir. Ancak Safevi birliklerinin gerçekleştirdiği şiddetli taarruz sonucunda kale düşmüş ve sivil halkın büyük bir kısmı hayatını kaybetmiştir. Direnişin sürdürülemez olduğunu anlayan Bakü'nün önde gelen yetmiş kişi; ellerinde Kur'an-ı Kerim, boyunlarında kılıç ve omuzlarında kefenlerle İsmail'in huzuruna çıkarak teslimiyetlerini bildirmişlerdir.
Hasan-ı Rumlu'nun anlatımı, Hundemir'inkinden bazı yönleriyle ayrılmaktadır. Hasan-ı Rumlu'ya göre İsmail bizzat Bakü önlerine gelmiş ve hendeğin taşlarla doldurulmasını emretmiştir. Hendekler taşlarla doldurulup kale duvarlarıyla aynı seviyeye getirildiğinde, şehir halkı İsmail'den merhamet talep etmiştir. Affedilecekleri yönünde güvence alan halk, kapıları açarak omuzlarında kefenler ve ellerinde kılıçlarla İsmail'in huzuruna gelmiş; itaat ve teslimiyetlerini ilan etmiştir. Hasan-ı Rumlu'ya göre, İsmail onları affetmiş; Bakü halkı ise ona, dönemin şartları göz önüne alındığında oldukça büyük bir meblağ olan, "kan bedeli" olarak 1000 tümen ödemiştir. İsmail, generali Hulafe Bey'e, Şirvanşahların hazinesini ele geçirmesini ve kendi ordugahına göndermesini, bu nedenle hızlı bir şekilde kaleyi ele geçirmesini emretmiştir. Hulafe Bey, kaleyi ele geçirmiş; saraydan elde ettiği büyük miktardaki altını, Şirvanşahların tüm servetini ve Bakü halkı tarafından sunulan değerli hediyeleri birlikte İsmail'e göndermiştir. Hasan-ı Rumlu'ya göre, altın arayıcıları Şirvanşah Mirza Halilullah'ın türbesinin kubbesi altında saklanan çok miktarda altını bulmuş ve Halilullah'ın kalıntılarını yakmışlardır. Hasan-ı Rumlu ve Hundemir'e göre ise İsmail, Şeyh Cüneyd'in öldürülmesinde rol alanların mezarlarının yıkılarak kemiklerinin yakılmasını emretmiştir. Burada söz konusu edilen kişinin muhtemelen Halilullah olduğu anlaşılmaktadır; zira kendisine ait olduğu bilinen bir mezar günümüze ulaşmamıştır.
Bakü'nün İçerişehir bölgesindeki saray arazisinde bulunan Şirvanşahlar Türbesi'nde yapılan kazılar sonucunda, Halilullah'ın aile üyelerinin mezarlarına dokunulmadığı tespit edilmiştir. Üzerlerinde kitabe bulunan mezar taşlarının kırılmış olması nedeniyle günümüze ulaşamadıkları değerlendirilmektedir. Divanhane köşkünün kapılarından birinde, hasar görmüş, muhtemelen kırılmış ve henüz okunmamış tek satırlık Arapça bir kitabe bulunmaktadır. V.M. Sisoyev, kitabenin I. Halilullah'ın adını ve Hicri 832 (Miladi 1428/9) tarihini içerdiğini ileri sürmüştür, ancak bunun doğrulanabilmesi mümkün değildir. Divanhane'nin bir anıt olduğu yönünde görüşler de bulunmaktadır. Bu yapının bir türbe olduğu ve tarihi kayıtlara istinaden, buradaki kalıntıların Kızılbaşlar tarafından mezarından çıkarılarak yakılan I. Halilullah'a ait olduğu tahmin edilmektedir.
İsmail, Bakü'yü aldıktan sonra, Şirvan birliklerinin hayatta kalan kısmının Gülistan Kalesi'ne çekildiğini öğrenmesi üzerine, kaleyi ele geçirmek amacıyla seferine devam etmiştir. Gülistan Kalesi'ndeki halk; Beykurt ve Surhab kalelerinin hala Gazi Bey'in oğullarının kontrolünde olduğunu düşündüklerinden dolayı, bu kalelerin İsmail'e teslim edilmesi durumunda kendilerinin de silah bırakacaklarını iletmişlerdir. Ancak İsmail, kısa bir süre sonra Gülistan kuşatmasını sonlandırmış; bu kararını emirlerine, rüyasında bir evliyanın kendisine bu yönde bir talimat verdiğini beyan ederek gerekçelendirmiştir. 1501 yılında Safevi birlikleri Şirvan'dan çekilerek, Akkoyunlu Elvend Mirza'ya karşı mücadele etmek üzere Azerbaycan istikametine yönelmişlerdir. Kızılbaş ordusu Şirvan'dan çekilirken bölgede Safevi temsilcileri görevlendirmiştir. İsmail, lalası Hüseyin Bey Şamlu'yu Şirvan valisi olarak tayin etmiş; Hüseyin Bey ise kendi yerine vekil olarak Şahgeldi Ağa'yı bırakmıştır. İsmail, Şirvan'dan ayrılıp Elvend'i yendikten ve onu öldürdükten sonra Azerbaycan'ı ele geçirmiş ve Hicri 907 Hicri (Miladi 1501/2) yılında Tebriz'e girerek kendisini şah ilan etmiştir.
Şirvanşahlar Devleti, yaşanan şiddetli siyasi istikrarsızlıklara ve Şeyh İbrahim ile halefleri dönemindeki ihtişamını kaybetmesine rağmen siyasi varlığını korumayı başarmıştır. Tarihi kayıtlara göre Gazi Bey, yaklaşık altı ay süren kısa bir saltanat sürmüştür. Oğlu Sultan Mahmud, babasına karşı isyan ederek onu Hicri 907 (Miladi 1501/2) yılında katletmiştir.