
İrgun (İbranice: ארגון; tam adı: הארגון הצבאי הלאומי בארץ ישראל Hā-ʾIrgun Ha-Tzvaʾī Ha-Leūmī b-Ērētz Yiśrāʾel, lit. "İsrail Topraklarındaki Ulusal Askerî Örgüt"), 1931-1948 arasında Filistin Mandası'nda faaliyet gösteren siyonist bir milis örgütüdür. Eski ve büyük Yahudi paramiliter örgüt Hagana'ın (İbranice: הגנה, Savunma) bir koluydu. Grup Hagana'dan ayrıldıktan sonra Hagana Bet (İbranice: "Savunma 'B' " veya "İkinci Savunma", הגנה ב) veya alternatif olarak haHagana haLeumit (İbranice: ההגנה הלאומית) ya da Hama'amad (המעמד) olarak tanınmaya başlandı. İrgun üyeleri, 1948 Arap-İsrail savaşının başlangıcında İsrail Silahlı Kuvvetleri'ne dahil edildi. İrgun ayrıca İbranice harflerin bir kısaltması veya IZL kısaltması Etzel (אצ"ל) olarak da bilinmektedir.
İrgun siyasi gündemi, Ze'ev Jabotinsky tarafından kurulan revizyonist Siyonizm'e dayanıyordu. Örgütün politikası, Jabotinsky'nin öğretilerine dayanıyordu. Buna göre her Yahudi, kendi ata yurdu olan İsrail topraklarına girme hakkına sahipti. İsrail topraklarında, Yahudilerin yerleşip devlet kurabilmelerini askeri caydırıcılık kavramı üzerine inşa eden bu ideolojik örgüt, Yahudi devletinin kuruluşunu garanti altına alıp payidar bir şekilde hayat sürmesini sağlamayı amaçlıyordu.

İrgun'un en iyi bilinen operasyonlardan ikisi, 22 Temmuz 1946'da Kudüs'te İngiliz mandası tarafından karargah olarak kullanılan King David Oteli'nin bombalanması ve 9 Nisan 1948'de Lehi ile birlikte yürütülen Deir Yassin saldırısıdır.
İrgun, Yahudiler tarafından askeri metotlar kullanarak bir Yahudi devletinin kurulmasını sağlamaya gayret eden bir direniş örgütü olarak görülürken, bölgede mukim Araplar bu örgütü bir terör örgütü olarak görmüşlerdir. Britannica Ansiklopedisi'ne göre örgüt özellikle "kendisini yasa dışı işgalci olarak gördüğü İngilizlere karşı terör ve suikast eylemleri gerçekleştirdi. İrgun aynı zamanda açık bir şekilde Arap karşıtı bir siyaset güttü.
1948 İsrail Bağımsızlık Savaşı sırasında ve hemen akabinde İsrail Devleti’nin kurulmasının ardından İrgun, yeni oluşturulan İsrail Savunma Kuvvetleri’ne dahil edilmeye başlandı. İrgun ile İsrail Savunma Kuvvetleri (Hagana) arasındaki çatışma, 1948’deki Altalena Olayı ile tırmandı. Buna karşın İrgun Hagana'ya karşı bir iç savaş başlatmak yerine 12 Ocak 1949’da kendini resmen feshetme kararı aldı.
İrgun, İsrail siyasetinde etkin olan ve günümüzün iktidar partisi olan Likud partisinin oluşmasını sağlayan İsrail'in sağcı Herut (ya da "Özgürlük") partisinin siyasi bir öncülü olarak kabul edilmektedir. Likud, 1977'den bu yana çeşitli İsrail koalisyon hükûmetlerinin başına geçti ya da onun bir parçası oldu.

İrgun üyeleri çoğunlukla hem İsrail topraklarında hem de yurt dışında mukim Betar ve Revizyonist Parti saflarından geliyordu. Revizyonist Hareket, yeraltı örgütüne geniş bir halk desteği sağlıyordu. Revizyonist Siyonizm’in kurucusu Ze’ev Jabotinsky, 1940’ta hayatını kaybedene kadar örgütü komuta etti. Jabotinsky, örgütün genel faaliyet alanını, "Havlaga" yani "Dizginlenme" politikasını ve bu politikanın daha sonra sona erdirilmesini şekillendirdi. Jabotinsky ayrıca örgüte genel anlamda esin kaynağı oldu. Bir diğer önemli ideolojik esin kaynağı ise Uri Zvi Greenberg’in şiirleriydi. Örgütün, ön planda bir tüfek tutan el figürünün altında רק כך (“Yalnızca Böyle”) sloganının yer aldığı ve hem İngiliz mandası altındaki Filistin’i ve yine Londra yönetimi altında olan Ürdün mandası topraklarını gösteren bir harita üzerine yerleştirilmiş sembolü, askeri yollarla güç kullanmanın "anavatanı özgürleştirmenin" tek yolu olduğu düşüncesini ifade ediyordu.
İrgun’un üye sayısı birkaç yüz ile birkaç bin arasında değişiyordu. Üyelerinin çoğu, örgütün komutasına katılan ve bu komuta altında çeşitli operasyonlar gerçekleştiren ve çeşitli görevler üstlenen kişilerdi. Bu faaliyetlerin büyük bölümü İngiliz yasalarına karşı yürütülüyordu. Üyelerin çoğu düzenli işlerde çalışan “sıradan” insanlardı. İrgun’da tam zamanlı olarak çalışanların sayısı ise yalnızca birkaç düzineydi.
İrgun, hem strateji ve temel ideoloji bakımından hem de halkla ilişkiler ve askerî taktikler açısından, Yişuv’un ve Dünya Siyonist Örgütü’nün politikalarına katılmıyordu. Bu anlaşmazlıklar arasında Siyonist hedeflere ulaşmak için silahlı güç kullanılması, ayaklanmalar sırasında Araplara yönelik operasyonlar ve İngiliz manda hükümetiyle ilişkiler de bulunuyordu. Bu nedenle İrgun, Siyonist liderlik ile Yişuv kurumlarının aldığı kararları göz ardı etme eğilimindeydi. Bu durum, seçilmiş kurumların bağımsız örgütü tanımamasına yol açtı ve örgüt, varlığının büyük bölümünde sorumsuz bir yapı olarak görülerek eylemlerinin engellenmeye değer olduğu kabul edildi. Buna karşılık İrgun, silahlı operasyonlarına, kamuoyunu kendi yaklaşımının ve Yişuv’un resmî siyasi liderliğinin sorunlarının haklılığına ikna etmeyi amaçlayan halkla ilişkiler kampanyaları eşlik ettirdi. İrgun çok sayıda ilan ve bir yeraltı gazetesi yayımladı. Ayrıca ilk bağımsız İbranice radyo istasyonu olan Kol Tsion HaLohemet’i (“Savaşçı Siyon’un Sesi”) işletmeye başladı.
İrgun’un ilk adımları 1929 Filistin Olayları’nın ardından atıldı. Kudüs’teki Hagana şubesinde, hareketlerin liderliğine ve o dönemde Hagana’yı yöneten sendikal örgüt olan Histadrut’a karşı hayal kırıklığı ve iç huzursuzluk baş göstermişti. Bu duygular, Hagana’nın bölgedeki Yahudi çıkarlarını yeterince savunmadığı yönündeki görüşten kaynaklanıyordu. Bunun yanı sıra, liderliğin silahların sayısı, hareketin hazırlık düzeyi ve kendini savunmama ve karşılık vermeme yönündeki itidal politikası konusunda başarısız olduğu iddiasını dile getiren eleştiriler de vardı. 10 Nisan 1931’de komutanlar ve teçhizat sorumluları, daha önce Nebi Musa bayramından önce kendilerine teslim edilmiş olan silahları Hagana’ya iade etmeyi reddettiklerini açıkladılar. Bu silahlar daha sonra İrgun Kudüs şubesi komutanı Avraham Tehomi (diğer adıyla “Gideon”) tarafından iade edildi. Ancak Hagana liderliğine karşı isyan etmeye karar veren komutanlar, istifalarını Ulusal Komite olan Vaad Leumi’ye bildirdiler ve böylece bu bölünme yeni ve bağımsız bir hareketin ortaya çıkmasına yol açtı.
Yeni yeraltı hareketinin lideri, Hagana’nın kıdemli komutanları olan ve HaPoel HaTzair (Genç İşçi) ile Histadrut üyesi diğer kurucu üyelerle birlikte Avraham Tehomi’ydi. Aralarında Revizyonist Parti’de faaliyet gösteren Eliyahu Ben Horin de bulunuyordu. Bu grup, daha önce Odessa’daki Hagana Ha’Atzmit’in (Nefs-i Müdafa) üyeleri oldukları için "Odessa Çetesi" olarak biliniyordu. Yeni hareket, Hagana’nın aksine aktif niteliğini vurgulamak amacıyla İrgun Tsvai Leumi (“Ulusal Askerî Örgüt”) adını aldı. (İbranice kısaltma: "Etzel") Ayrıca örgüt, o dönemde Hagana’nın sahip olduğu milis niteliğinin ötesinde, gerçek anlamda bir askerî örgüt olma amacıyla kurulmuştu.
Aynı yılın sonbaharında Kudüs grubu, Betar’a bağlı diğer silahlı gruplarla birleşti. Betar gruplarının faaliyet merkezi Tel Aviv’di. Bu gruplar 1928’de “Betar Subaylar ve Eğitmenler Okulu”nun kurulmasıyla faaliyetlerine başlamıştı. Bu kurumun öğrencileri daha önce siyasi nedenlerle Hagana’dan ayrılmış ve yeni grup kendisini “Ulusal Savunma” (Hagana HaLeumit, הגנה הלאומית) olarak adlandırmıştı. 1929 Ayaklanmaları sırasında Betar gençliği, Tel Aviv belediye yönetiminin talebi üzerine Yirmiyahu Halperin’in komutasında Tel Aviv mahallelerinin savunmasına katıldı. Ayaklanmaların ardından Tel Aviv grubu genişledi ve “Sağ Kanat Örgütü” olarak tanındı.
Tel Aviv’deki genişlemenin ardından Hayfa’da da bir şube kuruldu. 1932’nin sonlarına doğru Safed’deki Hagana şubesi de ayrılarak İrgun’a katıld. Maccabi spor birliğinin çok sayıda üyesi de aynı şekilde örgüte dahil oldu. Bu dönemde hareketin yeraltı bülteni Ha’Metsuda (“Kale”) de yayımlanmaya başladı ve hareketin aktif eğilimini yansıttı. İrgun ayrıca Betar’ın askere alma alaylarını - iki yıl boyunca güvenlik ve öncü faaliyetlerde bulunmayı taahhüt eden gönüllü grupları - genişleterek üye sayısını artırdı. Bu alaylar, Yesod HaMa’ala, Mişmar HaYarden, Roş Pina, Metula ve kuzeyde Nahariya; merkezde Hadera, Binyamina, Herzliya, Netanya ve Kfar Saba; bunların güneyinde ise Rishon LeZion, Rehovot ve Ness Ziona gibi birçok yerde daha sonra yeni İrgun kalelerinin ortaya çıkacağı yerleşimlerde bulunuyordu. Daha sonraki dönemde alaylar, diğer yerlerin yanı sıra Kudüs’ün Eski Şehri’nde (“Kotel (Ağlama Duvarı) Tugayları”) de faaliyet gösterdi. Başlıca eğitim merkezleri Ramat Gan, günümüzde Kiryat Malahi yakınlarında bulunan Qastina ve diğer yerlerde kurulmuştu.

1933’te, yerel Arap liderliğinin yetkililere karşı harekete geçme yönündeki kışkırtmalarıyla kendini gösteren bazı huzursuzluk belirtileri ortaya çıktı. İngilizlerin güçlü tepkisi, karışıklıkları kısa sürede bastırdı. Bu dönemde İrgun, Hagana’ya benzer şekilde faaliyet gösteriyor ve bir muhafız örgütü olarak hareket ediyordu. İki örgüt, mevzilerin koordinasyonu ve hatta istihbarat paylaşımı gibi konularda iş birliği yapıyordu.
İrgun içinde Avraham Tehomi, “Karargâh Başkanı” veya “Başkomutan” olarak görev yapan ilk kişiydi. Tehomi’nin yanında hareketin kıdemli komutanları karar alma mekanizmasında aktif görev alıyordu. Örgüt büyüdükçe bölge komutanlıklarına ayrıldı.
Ağustos 1933’te İrgun için bir “Denetim Komitesi” oluşturuldu. Komitede Siyonist siyasi partilerin çoğunun temsilcileri yer alıyordu. Komite üyeleri Meir Grossman (İbrani Devlet Partisi), Haham Meir Bar-İlan (Mizrachi Partisi), Immanuel Neumann veya Yehoshua Supersky (Genel Siyonistler) ve Ze’ev Jabotinsky veya Eliyahu Ben Horin (Hatzohar) idi.
1936-39 Arap ayaklanmaları, Filistin’e Yahudi göçüne karşı bir tepki olarak ve bu göçün durdurulması talebiyle 19 Nisan 1936’da başladı. Ayaklanmalar; Arap isyancıların ana yollarda pusu kurarak saldırılar düzenlemesi, yolların ve yerleşimlerin bombalanması, ayrıca mülk ve tarım alanlarının tahrip edilmesi biçiminde gerçekleşti. Başlangıçta İrgun ve Hagana, birkaç münferit olay dışında genel olarak itidal politikasını sürdürdü. Bu politika bazı kesimlerde hoşnutsuzluğa yol açarak her iki örgüt içinde de iç huzursuzluğun artmasına neden oldu. İrgun daha sık misilleme yapma eğilimindeydi. Kimi zaman İrgun üyeleri, saldırganlarla önceden karşılaşmak amacıyla kendi mevzilerinin ötesindeki bölgelerde devriye geziyordu. Bununla birlikte Hagana içinde de nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda görüş ayrılıkları vardı. Çok sayıda Betar gencinin İrgun’a katılması nedeniyle, Betar’ın kurucusu Jabotinsky’nin İrgun politikası üzerinde önemli bir etkisi bulunuyordu. Bununla birlikte Jabotinsky, ahlaki gerekçelerle şiddet yoluyla misillemeye başvurulmaması gerektiği görüşündeydi.
Kasım 1936’da Peel Komisyonu, ayaklanmaların nedenlerini araştırmak ve sona erdirilmesi için bir çözüm önermek üzere gönderildi. 1937’nin başlarında Yişuv içinde hâlâ komisyonun Filistin mandasının bölünmesini - yani Ürdün Nehri’nin batısındaki toprakların paylaşılmasını ve böylece arazinin bir bölümünde bir Yahudi devleti kurulmasını - önereceğine inananlar vardı. İrgun liderliği ile “Denetim Komitesi” de benzer bir görüşe sahipti. Hagana ve Yahudi Ajansı’nın bazı üyeleri de bu görüşü paylaşıyordu. Bu inanç, itidal politikasını güçlendirdi ve gelecekte kurulacak Yahudi devletinde savunma kurumlarına yer olmayacağı yönündeki görüşün benimsenmesine yol açtı. Tehomi’nin şu sözleri aktarıldı: "Büyük olayların arifesindeyiz: bir Yahudi devleti ve bir Yahudi ordusu. Tek bir askerî güce ihtiyaç vardır." Bu tutum, hem İrgun içinde hem de örgütle bağlantılı siyasi çevrelerde itidal politikası konusundaki görüş ayrılıklarını derinleştirdi. İrgun’un liderlik komitesi, Hagana ile birleşmeyi destekliyordu. 24 Nisan 1937’de İrgun üyeleri arasında örgütün bağımsız varlığını sürdürüp sürdürmemesi konusunda bir referandum düzenlendi. David Raziel ve Avraham (Yair) Stern, İrgun’un varlığını sürdürmesi yönünde kamuoyu önünde desteklerini açıkladılar:
“İrgun ... bir karar vermek zorunda bırakılmıştır: Hükümetin ve Yahudi Ajansı’nın otoritesine boyun eğmek mi, yoksa çifte bir fedakârlığa ve tehlikeye hazırlanmak mı? Dostlarımızdan bazıları bu güç durum karşısında gereken iradeye sahip değildir. Yahudi Ajansı’na boyun eğmiş ve mücadeleden çekilmiştir... Güçlerimizi birleştirmek için yapılan bütün girişimler ... başarısız olmuştur; çünkü Sol, birleşme temelinde değil, güçlerden birinin diğerine boyun eğmesi temelinde müzakerelere girmiştir....”
Nisan 1937’de, referandumun ardından İrgun bölündü. İrgun üyelerinin yaklaşık yarısını oluşturan 1.500–2.000 kişi; üst düzey komuta kadrosu, bölge komitesi üyeleri ve İrgun’un silahlarının büyük bölümüyle birlikte, o dönemde Yahudi Ajansı’nın yönetimi altında bulunan Hagana’ya geri döndü. Denetim Komitesi’nin İrgun üzerindeki denetimi sona erdi ve Jabotinsky örgütün komutasını üstlendi. Bu kesimin görüşüne göre Hagana’nın Yahudi Ajansı’nın yönetiminden çıkarılarak ulusal kurumların yönetimine bağlanması, kendilerinin Hagana’ya dönmesini gerekli kılıyordu. Ayrıca iki hareket arasında artık önemli ideolojik farklılıklar görmüyorlardı. İrgun’da kalanlar ise esas olarak örgütün bağımsız varlığını sürdürmesinden yana olan genç aktivistler ve çoğunlukla sivil kişilerdi. Gerçekte kalanların çoğu başlangıçta Betar mensubuydu. Moşe Rosenberg, yaklaşık 1.800 üyenin İrgun’da kaldığını tahmin ediyordu. Teorik olarak İrgun herhangi bir siyasi partiyle bağlantısı olmayan bir örgüt olarak varlığını sürdürdü. Ancak gerçekte Denetim Komitesi lağvedildi ve İrgun’un bundan sonraki ideolojik çizgisi, hareket sonunda Revizyonist Siyonizm’in askerî koluna dönüşünceye kadar, Ze’ev Jabotinsky’nin düşünceleri ve kararları doğrultusunda şekillendi. Jabotinsky’nin politika alanındaki başlıca değişikliklerinden biri, itidal politikasına son vermesiydi.
27 Nisan 1937’de İrgun, başına Moşe Rosenberg’in getirildiği yeni bir karar alma mekanizması oluşturdu. Avraham (Yair) Stern sekreter, David Raziel Kudüs şubesi başkanı, Hanoch Kalai Hayfa komutanı ve Aharon Haichman Tel Aviv komutanı olarak görevlendirildi. Yeraltı hareketinin yeniden örgütlenmesini kutlamak amacıyla, Theodor Herzl’in ölüm günü olan 20 Tammuz’da (29 Haziran) bir tören düzenlendi. Güvenlik gerekçeleriyle tören Tel Aviv’deki bir inşaat alanında gerçekleştirildi.
Ze’ev Jabotinsky, Albay Robert Bitker’i İrgun’un başına getirdi. Bitker daha önce Çin’de Betar komiseri olarak görev yapmış ve askerî deneyim kazanmıştı. Ancak birkaç ay sonra, muhtemelen göreve tamamen uygun olmaması nedeniyle, Jabotinsky Bitker’in yerine Moşe Rosenberg’i getirdi. Peel Komisyonu raporunun birkaç ay sonra yayımlanmasının ardından Revizyonist çevre, komisyonun tavsiyelerini kabul etmeme kararı aldı. Bunun yanı sıra Betar, Hatzohar ve İrgun, Yahudilerin İsrail topraklarına yasa dışı yollarla getirilmesine yönelik çabalarını artırmaya başladı. Bu göç hareketi עליית אף על פי, “Af Al Pi” (“Buna rağmen Aliyah”) olarak biliniyordu. Buna karşılık Yahudi Ajansı, siyasi cephede Siyonist çıkarlar doğrultusunda hareket etmeye ve itidal politikasını sürdürmeye başladı. Bu noktadan itibaren Hagana ile İrgun arasındaki farklılıklar çok daha belirgin hâle geldi.

Jabotinsky'nin, milyonlarca Avrupalı Yahudinin aynı anda İsrail topraklarına getirilmesini öngören "Tahliye Planı" doğrultusunda, İrgun Avrupalı Yahudilerin İngiliz kanunlarına göre yasa dışı olarak tabir edilen göçüne yardımcı oldu. Jabotinsky bu faaliyeti "Ulusal Spor" olarak adlandırdı. II. Dünya Savaşı öncesinde bu göçün en önemli bölümü Revizyonist kamp tarafından gerçekleştirildi; bunun başlıca nedeni, Yişuv kurumları ile Yahudi Ajansı'nın maliyet gerekçeleri ve Britanya'nın gelecekte geniş kapsamlı Yahudi göçüne izin vereceği yönündeki inançları nedeniyle bu tür faaliyetlerden kaçınmalarıydı.
İrgun, Eylül 1937'de Hatzohar ve Betar ile güçlerini birleştirdi ve 54 Betar üyesinden oluşan bir grubun Tantura Sahili'ne (Hayfa yakınlarında) çıkarılmasına yardımcı oldu. İrgun, "Olim" olarak adlandırılan Yahudi göçmenlerin gizlice sahillere çıkarılmasından ve çeşitli Yahudi yerleşimleri arasında dağıtılmasından sorumluydu. İrgun ayrıca göç girişiminin örgütlenmesine katılmaya başladı ve gemilere refakat etme sürecini üstlendi. Bu faaliyet, Eylül 1938'de Britanya Mandası altındaki İsrail toprakları kıyılarına ulaşan Draga gemisiyle başladı. Aynı yılın Ağustos ayında, Betar temsilcisi Ari Jabotinsky (Ze'ev Jabotinsky'nin oğlu) ile İrgun temsilcisi Hillel Kook arasında göç faaliyetlerini koordine etmek üzere (Ha'apala olarak da bilinir) bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşma, Ze'ev Jabotinsky ve David Raziel'in de hazır bulunduğu Şubat 1939'daki "Paris Konvansiyonu"nda da teyit edildi. Bunun ardından Hatzohar, Betar ve İrgun temsilcilerinden oluşan "Aliyah Merkezi" kuruldu ve böylece İrgun sürece tam anlamıyla dahil oldu.
Gemilerdeki güç koşullar, yüksek düzeyde disiplin gerektiriyordu. Gemilerde bulunan kişiler çoğu zaman komutanların liderlik ettiği birliklere ayrılıyordu. Günlük yoklamanın yapılması ve yiyecek ile suyun (genellikle her ikisinin de çok az miktarda) dağıtılmasının yanı sıra, İsrail topraklarına fiilî varışla ilgili bilgi vermek amacıyla düzenli bilgilendirme toplantıları gerçekleştiriliyordu. En büyük gemilerden biri, 2.300 yolcu taşıyan Sakaria idi; bu sayı, İsrail topraklarındaki Yahudi nüfusunun yaklaşık %0,5'ine eşitti. İlk gemi 13 Nisan 1937'de, son gemi ise 13 Şubat 1940'ta ulaştı. Toplamda yaklaşık 18.000 Yahudi, Revizyonist örgütlerin ve diğer Revizyonistlerin özel girişimlerinin yardımıyla göç etti. Bunların çoğu Britanyalı yetkililer tarafından yakalanmadı.

Yerleşimleri savunmaya devam eden İrgun üyeleri, Nisan 1936 civarında Arap köylerine yönelik saldırılar düzenlemeye başladı. Bu şekilde İrgun'un itidal politikası sona erdi. Bu saldırıların amacı, Arap tarafında korku yaratmak ve Arapların barış ve sükûnet istemelerini sağlamaktı. Mart 1938'de David Raziel, yeraltı gazetesi Kılıçla'da İrgun'un genel yaklaşımına ilişkin kurucu nitelikte bir makale yayımladı ve burada "Aktif Savunma" terimini ortaya attı:
Hagana'nın tek başına gerçekleştireceği eylemler hiçbir zaman gerçek bir zafer sağlayamaz. Savaşın amacı düşmanın iradesini kırmaksa - ki bu, onun ruhunu yok etmeden gerçekleştirilemez - yalnızca savunma operasyonlarıyla yetinemeyeceğimiz açıktır... Düşmanın istediği zaman saldırmasına, yeniden örgütlenmesine ve tekrar saldırmasına izin veren ve onun ikinci kez saldırma kapasitesini ortadan kaldırmayı amaçlamayan böyle bir savunma yöntemi, pasif savunma olarak adlandırılır. Bu tutum yenilgi ve yıkımla sonuçlanacaktır.... Yenilmek istemeyen kişinin saldırmaktan başka seçeneği yoktur. Zulmetmeyi değil, özgürlüğünü ve onurunu kurtarmayı amaçlayan savaşan tarafın da önünde yalnızca bir yol vardır: saldırı yolu. Düşmanı saldırma seçeneğinden mahrum bırakmak amacıyla saldırı yoluyla savunma yapmak, aktif savunma olarak adlandırılır.
II. Dünya Savaşı'nın sonuna gelindiğinde 250'den fazla Arap öldürülmüştü. İrgun üyeleri 1936 yılı boyunca yaklaşık on saldırı gerçekleştirdi. İrgun, 1937'de de bu operasyon çizgisini sürdürdü.
Bununla birlikte, o dönemde bu eylemler henüz İrgun tarafından formüle edilmiş bir politikanın parçası değildi. Yukarıda belirtilen operasyonların tümü bir komutanın onayını almamıştı. Jabotinsky de o dönemde bu tür eylemleri desteklemiyordu. Jabotinsky hâlâ yeraltında faaliyet göstermek zorunda kalmayacak, açıkça faaliyet gösterecek bir Yahudi silahlı gücü kurmayı umuyordu. Bununla birlikte, Peel Komisyonu'nun başarısızlığı ve Araplar tarafından şiddetin yeniden başlatılması, İrgun'un resmî politikasını yeniden değerlendirmesine yol açtı.
14 Kasım 1937, İrgun'un faaliyetleri açısından bir dönüm noktası oldu. Bu tarihten itibaren İrgun misilleme eylemlerini artırdı. Yahudilere yönelik saldırıların, aralarında Kiryat Anavim yakınlarında (günümüzde Ma'ale HaHamisha kibbutzu) beş kibbutz üyesinin öldürülmesinin de bulunduğu saldırıların artmasının ardından İrgun, Kudüs'te çeşitli yerlerde bir dizi saldırı düzenleyerek beş Arap'ı öldürdü. Hayfa'da (Arap nüfusun yaşadığı Vadi Nisnas mahallesine ateş açılması) ve Herzliya'da da operasyonlar gerçekleştirildi. Bu tarih, itidal politikasının (Havlagah) sona erdiği gün veya operasyonlar sonucunda 10 Arap'ın öldürüldüğü Kara Pazar olarak bilinir. Bu noktada örgüt, Jabotinsky ile karargâhın onayıyla, İrgun'un eylemleri bakımından "aktif savunma" politikasına tamamen geçti.
İngilizler buna, İrgun üyesi olduklarından şüphelenilen Betar ve Hatzohar mensuplarını tutuklayarak karşılık verdi. Askerî mahkemelerin "Olağanüstü Hal Düzenlemeleri" kapsamında faaliyet göstermesine ve kişileri ölüm cezasına çarptırmasına izin verildi. Bu şekilde, Tel Aviv'deki Nahalat Yitzhak mahallesinde bir Betar taburunda muhafız olarak görev yapan Yehezkel Altman, komutanlarının bilgisi olmaksızın bir Arap otobüsüne ateş açtı. Altman bu eylemi, bir gün önce Tel Aviv-Kudüs yolunda Yahudi araçlarına yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıya karşılık olarak yapmıştı. Daha sonra teslim oldu ve ölüm cezasına çarptırıldı; bu ceza sonradan ömür boyu hapis cezasına çevrildi.
Tutuklamalara rağmen İrgun üyeleri mücadeleye devam etti. Jabotinsky bu faaliyetlere manevi destek verdi. 18 Mart 1938'de Moshe Rosenberg'e yazdığı mektupta şöyle diyordu:
Onlara söyle: Uzaktan, hayatlarınıza ilişkin haberleri değerli hazineler gibi topluyor ve saklıyorum. Ruhunuzu engelleyemeyen engelleri biliyorum; eylemlerinizi de biliyorum. Böylesine öğrencilerle kutsanmış olmaktan büyük sevinç duyuyorum.
İrgun, Rosenberg'in emirleri doğrultusunda bu tür faaliyetlerini sürdürse de bunlar büyük ölçüde sınırlandırıldı. Ayrıca silah taşıdığı tespit edilen herkes için İngilizlerin ölüm cezası uygulama tehdidinden duyulan korku nedeniyle tüm operasyonlar sekiz ay süreyle askıya alındı. Bununla birlikte, bu politikaya yönelik muhalefet giderek arttı. Nisan 1938'de, altı Yahudinin öldürülmesine misilleme olarak, bölge komutanlarının onayı olmaksızın hareket eden üç İrgun üyesi, Safed yakınlarında bir Arap otobüsüne karşı izinsiz bir pusu düzenledi. Saldırganlar ateşli silah ve el bombası kullanarak aracı dağ yolundan çıkarmaya çalıştı; ancak el bombası patlamadı ve otobüs kaçmayı başardı. Olay herhangi bir can kaybı olmadan sona ermesine rağmen üç kişi yakalandı ve bunlardan biri olan Shlomo Ben-Yosef ölüm cezasına çarptırıldı. Ülke genelindeki gösteriler ile Dr. Hayim Weizmann ve Manda Filistin'i Başhahamı Yitzhak HaLevi Herzog gibi kurum ve kişilerin baskısı, cezasının hafifletilmesini sağlamadı. Shlomo Ben-Yosef'in İbranice yazılarında daha sonra şu ifadeler bulundu:
Öleceğim ve bundan hiç pişman değilim. Neden mi? Çünkü ülkemiz için ölüyorum. - Shlomo Ben-Yosef.
29 Haziran 1938'de idam edildi. "Urgana gidenler" (Oley HaGardom) olarak da tabir edilen "İrgun şehitlerinin" ilki oldu. İrgun, ölümünün ardından onu yüceltti ve birçok kişi onu bir örnek olarak gördü. Bunun üzerine ve İrgun liderliğinin o zamana kadar itidal politikasının benimsenmesine duyduğu öfke nedeniyle Jabotinsky, Rosenberg'i görevden alarak yerine David Raziel'i getirdi. Raziel, Menachem Begin'e kadar İrgun'un en önde gelen komutanı olarak öne çıktı. Jabotinsky aynı zamanda İrgun'a itidal politikasına son verme talimatı verdi. Böylece 1939'da Arap Ayaklanması'nın sonuna kadar silahlı saldırı operasyonları yürütülmeye başlandı. Bu dönemde İrgun, Araplara ve Arap köylerine karşı yaklaşık 40 operasyon düzenledi. Bunlar arasında şunlar vardı:
Bu eylem, Britanya Parlamentosu'nun İngiliz mandası altındaki Filistin'deki karışıklıkları görüşmesine yol açtı. 23 Şubat 1939'da Sömürgeler Bakanı Malcolm MacDonald, Britanya'nın mandayı sona erdirme ve Arapların haklarını koruyacak bir devlet kurma niyetini açıkladı. Bu açıklama, Arapların Yahudilere yönelik ayaklanma ve saldırılarında yeni bir dalgaya yol açtı. İrgun buna dört gün sonra Arap otobüslerine ve diğer hedeflere yönelik bir dizi saldırıyla karşılık verdi. İngilizler Arap isyancılara karşı askerî güç kullandı. Filistin'deki Arap toplumunun ayaklanmasının son aşamalarında ise çatışmalar, bir dizi iç çete savaşına dönüştü.

Aynı dönemde İrgun, Avrupa'da da örgütlenmesini geliştirdi. İrgun, İsrail topraklarına göçün örgütlenmesine katılan yeraltı hücreleri kurdu. Bu hücrelerin neredeyse tamamı Betar üyelerinden oluşuyordu. Temel faaliyetleri, Filistin'e göç hazırlığı kapsamında askerî eğitim vermekti. Polonya makamlarıyla kurulan ilişkiler sonucunda İrgun komutanlarının Polonyalı subaylar tarafından gerilla savaşı, taktikler ve kara mayını döşeme gibi ileri askerî konularda eğitildiği kurslar düzenlendi. Avrupa'daki hücrelerin örgütleyicileri arasında Avraham (Yair) Stern öne çıkıyordu. 1937'de Polonya makamları yeraltı örgütüne büyük miktarlarda silah sağlamaya başladı. İrgun aktivistlerinin ifadelerine göre Polonya, 1939 yazına kadar örgüte 25.000 tüfek ile ek malzeme ve silah sağladı. Bu tarihte Varşova'daki İrgun depolarında 5.000 tüfek ve 1.000 makineli tüfek bulunuyordu. Polonya'nın sağladığı eğitim ve destek, örgütün 30.000–40.000 kişiyi seferber edebilmesini mümkün kılacaktı. Tabanca, tüfek, patlayıcı ve mühimmat sevkiyatı II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla durdu. İrgun'un faaliyet gösterdiği bir diğer alan ise, gelecekteki bağımsızlık savaşında Hava Kuvvetleri'nde görev yapabilmeleri amacıyla pilotların eğitilmesiydi. Bu eğitim Lod'daki uçuş okulunda gerçekleştiriliyordu.
1938'in sonlarına doğru İrgun ile Hagana'nın ideolojilerini birbirine yaklaştırma yönünde ilerleme kaydedildi. Birçok kişi, toprakların bölüneceğine ve kısa süre içinde bir Yahudi devletinin kurulacağına ilişkin inancını terk etti. Hagana, Arapların gerçekleştirdiği şiddet eylemlerinin ardından misilleme saldırıları düzenleyen özel bir operasyon birimi olan Pum'u kurdu. Bu operasyonlar 1939'a kadar devam etti. Ayrıca Yişuv içerisinde yasa dışı göçe yönelik muhalefet önemli ölçüde azaldı. Hagana, geçmişte İrgun'un yaptığı gibi kiralanmış gemileri kullanarak Yahudileri İsrail topraklarına getirmeye başladı.
1939 Beyaz Kitabı'nın yayımlanması, Yahudiler ile Araplar arasında daha adil bir uzlaşmaya ulaşılması amacı taşıyan yeni düzenlemeleri beraberinde getirdi. Bununla birlikte, bazı Yahudiler bu düzenlemelerin Filistin'deki Yahudi toplumunun gelişiminin sürdürülmesi üzerinde olumsuz bir etki yaratacağını düşünüyordu. Bunların başlıcaları, Yahudilere toprak satışının yasaklanması ve Yahudi göçüne getirilen daha düşük kotalardı. Tüm Yişuv, Beyaz Kitap'ın içeriğine öfkelendi. Filistin'de bir Yahudi yurdunun kurulmasını engelleyeceği düşünüldüğünden, "Haince Belge" olarak nitelendirilen bu belgeye karşı gösteriler düzenlendi.
Hanoh Kalay'ın geçici komutası altında İrgun; elektrik tesisleri, radyo ve telefon hatları gibi stratejik altyapıya sabotajlar düzenlemeye başladı. Ayrıca faaliyetlerini ve amaçlarını kamuoyuna duyurmaya başladı. Bu amaçla sokak ilanları, gazeteler ve yeraltı radyo istasyonu Kol Tsion HaLohemet (Türkçesi: "Savaşan Siyon'un Sesi") kullanıldı. İngiliz Filistin Mandası Polisi Yahudi Dairesi başkanı Ralph Cairns'in, Avraham Stern'in faaliyetlerini engellemeye yönelik operasyonlar yapması nedeniyle İrgun tarafından 26 Ağustos 1939 tarihinde öldürdü. İrgun, Cairns'i çok sayıda İrgun üyesine işkence yapmakla suçlamıştı. Cairns ve bir diğer İnigiliz polis memuru olan Ronald Barker, İrgun tarafından uzaktan patlatılan bir kara mayınıyla öldürüldü.
Tüm bu saldırıların ardından İngilizler İrgun'a yönelik kovuşturma çabalarını artırdı. Bunun sonucunda 31 Ağustos'ta Britanya polisi, İrgun karargâhında toplantı yapan üyeleri tutukladı. Ertesi gün, 1 Eylül 1939'da II. Dünya Savaşı başladı.
Savaşın başlamasının ardından Ze'ev Jabotinsky ve Yeni Siyonist Örgüt, Nazi Almanyası karşısında Britanya ve Fransa'ya desteklerini açıkladı. Eylül 1939'un ortalarında Raziel, Tzrifin'deki tutuklu tutulduğu karakoldan serbest bırakıldı. Bu ve diğer gelişmeler, İrgun'un Britanya'ya karşı faaliyetlerini durdurduğunu açıklamasında etkili oldu. İrgun'un bu siyaset değişikliğindeki ana amaç Britanya'nın, dünya üzerinde Yahudilerin en büyük düşmanı olan Nazi Almanyası ile olan mücadelesine engel olmamaktı. Açıklama, savaşın ardından "özgürleştirilmiş yurdun tarihsel sınırları içinde" bir İbrani devletinin kurulacağı umuduyla sona eriyordu. Bu açıklamanın ardından Raziel ve İrgun liderliği de dahil olmak üzere İrgun, Betar ve Hatzohar üyeleri tutukluluklarından kademeli olarak serbest bırakıldı. İrgun, İngiliz ordusuna katılma olasılığını dışlamadı. İrgun üyeleri çeşitli İngiliz birliklerine katıldılar. Ayrıca İrgun üyeleri Romanya, Bulgaristan, Fas ve Tunus'ta Britanya kuvvetlerine istihbarat desteği sağladı. Bir İrgun birliği Suriye ve Lübnan'da da faaliyet gösterdi. David Raziel daha sonra bu operasyonlardan biri sırasında hayatını kaybetti.
Holokost sırasında Betar üyeleri, işgal altındaki Avrupa'da Nazilere karşı birçok kez ayaklandı. Bu ayaklanmaların en büyüğü, Betar ve Hatzohar tarafından oluşturulan ve Żydowski Związek Wojskowy (ŻZW) (Yahudi Askerî Birliği) olarak bilinen silahlı bir yeraltı örgütünün savaştığı Varşova Gettosu Ayaklanması idi. Siyasi kökenlerine rağmen ŻZW, siyasi aidiyet gözetmeksizin üye kabul etti ve savaş öncesinde Polonya ordusunun bazı unsurlarıyla kurulmuş bağlantılara sahipti. Hedefler ve strateji konusundaki farklılıklar nedeniyle ŻZW, gettodaki ana akım direniş örgütü olan Żydowska Organizacja Bojowa ile ortak bir cephe oluşturamadı ve askerî olarak Paweł Frenkiel'in, siyasi olarak ise Dawid Wdowiński'nin liderliğinde bağımsız olarak savaştı.
1939'dan itibaren Amerika Birleşik Devletleri'nde faaliyet gösteren bir İrgun delegasyonu, Müttefik Kuvvetler'in yanında savaşmak üzere Yahudi mülteciler ile Filistin'deki Yahudilerden oluşan bir Yahudi ordusu kurulması için çalıştı. Temmuz 1943'te "Avrupa'daki Yahudi Halkını Kurtarmak için Acil Durum Komitesi" kuruldu. Komite, savaşın sonuna kadar Avrupa Yahudilerini Nazilerden kurtarmak ve bir Yahudi devletine yönelik kamuoyu desteği sağlamak amacıyla faaliyet gösterdi. Bununla birlikte, ABD Başkanı Franklin Roosevelt'in Avrupa Yahudilerinin kurtarılmasında bazı başarılar elde eden Savaş Mültecileri Kurulu'nu kurması ancak Ocak 1944'te gerçekleşti.
Bu dönemin tamamı boyunca İngilizler, Yahudilere toprak satışının yasaklanması, Yahudi göçüne getirilen kısıtlamalar ve yasa dışı göçe karşı denetimlerin artırılmasını içeren 1939 Beyaz Kitabı'nın hükümlerini uygulamaya devam etti. İngilizlerin toprak satışını (herhangi bir kişiye) yasaklamasının nedenlerinden biri, Osmanlı sonrası dönemde tapu kadastrosunun karmaşık durumda olmasıydı. Satışa çıkarılan arazinin gerçekte kime ait olduğunu belirlemek güçtü.
Bu durum İrgun saflarında, Yeni Siyonist Örgütü'nün liderliği, David Raziel ve İrgun Karargâhı ile ilgili anlaşmazlığın merkezinde yer aldığı büyük bir hayal kırıklığı ve huzursuzluk yarattı. 18 Haziran 1939'da Avraham (Yair) Stern ve diğer liderlik üyeleri hapishaneden serbest bırakıldı. Bu gelişmeler neticesinde İrgun ve Hatzohar liderlikleri arasında bir ayrılık ortaya çıktı. Tartışmanın merkezinde, yeraltı hareketinin kamuya açık siyasi liderliğe tabi olması ve İngilizlere karşı mücadele edilmesi meseleleri bulunuyordu. Raziel, hapishaneden serbest bırakılmasının ardından karargâhtaki görevinden istifa etti. Kendisinin üzüntüsüne rağmen, İrgun'un üst düzey üyeleri tarafından bağımsız operasyonlar düzenlendi. Bazı komutanlar Raziel'in sadakatinden dahi şüphe etmeye başladı.
Raziel'in yerine Stern liderliğe seçildi. Stern daha önce, Jabotinsky'nin bilgisi olmaksızın ve onun isteklerine karşı çıkarak Polonya'da gizli İrgun hücreleri kurmuştu. Ayrıca Stern, İrgun'un, liderliği Raziel'in İrgun komutanlığına dönmeye çağıran Yeni Siyonist Örgütü'nün otoritesinden çıkarılmasını savunuyordu. Raziel sonunda bunu kabul etti. Jabotinsky, Raziel'e ve Stern'e mektuplar yazdı; bu mektuplar İrgun'un şubelerine dağıtıldı:
... Size çağrıda bulunuyorum: Hiçbir şey birliğimizi bozmasın. Güvendiğim komiseri (Raziel) dinleyin ve bana, hayatımdaki en büyük başarı olan sizin ve Betar'ın güçlü ve birlik içinde kalacağınızı ve eski Makabi hayalimizi gerçekleştirecek savaşta zafer umudumu sürdürmeme izin vereceğinizi vaat edin....
Stern'e, yeniden atanan Raziel'e itaat etmesini emreden bir telgraf gönderildi. Ancak bu gelişmeler örgütün bölünmesini engellemedi. Üyeler arasında kuşku ve güvensizlik yaygındı. İrgun'dan 17 Temmuz 1940'ta yeni bir örgüt ortaya çıktı. Bu örgüt ilk olarak "İsrail'deki Ulusal Askerî Örgüt" adını aldı. Bu ad, "İsrail Toprakları'ndaki Ulusal Askerî Örgüt" adından farklıydı. Daha sonra adı, Lohamey Herut Yisrael ("İsrail'in Özgürlük Savaşçıları") ifadesinin kısaltması olan Lehi'ye (לח"י – לוחמי חירות ישראל) çevrildi. Jabotinsky 4 Ağustos 1940'ta New York'ta öldü. Ancak bu durum Lehi'nin bölünmesini engellemedi. Jabotinsky'nin ölümünün ardından İrgun ile Yeni Siyonist Örgüt arasında ilişkiler kuruldu. Bu ilişkiler, İrgun'un İngilizlere karşı ayaklanma ilan ettiği 1944 yılına kadar sürdü.
İrgun ile yeni kurulan örgüt arasındaki temel fark, yeni örgütün Nazi Almanyası'na karşı yürüttükleri savaştan bağımsız olarak İsrail topraklarındaki Britanyalılara karşı savaşma niyetiydi. Daha sonra, İrgun'un bazı temel ilkeleriyle çelişen başka operasyonel ve ideolojik farklılıklar da ortaya çıktı. Örneğin Lehi, İrgun'un aksine, yerel Araplarla nüfus mübadelesini destekliyordu.
Bölünme, İrgun'a hem örgütsel hem de moral açıdan zarar verdi. Örgütün İdeolojisinin temelini oluşturan Jabotinsky'nin ölümü de bu duyguyu güçlendirdi. Bu etkenlerin bir araya gelmesi, üyelerin büyük ölçüde örgütten ayrılmasına yol açtı. İngilizler bu zayıflıktan yararlanarak istihbarat topladı ve İrgun aktivistlerini tutukladı. Meridor, Yerachmiel Ha'Levi, Haham Moshe Zvi Segal ve diğerlerinin de yer aldığı yeni İrgun liderliği, faaliyetlerdeki zorunlu kesintiyi zarar gören örgütü yeniden yapılandırmak için kullandı. Bu dönem aynı zamanda İrgun ile Yahudi Ajansı arasındaki iş birliğinin artmasıyla da karakterize edildi. Ancak David Ben-Gurion'un İrgun'un Ajansın komutasını kabul etmesi yönündeki tavizsiz talebi, daha ileri düzeyde bir iş birliğini engelledi.
Hem İrgun hem de Hagana saflarında Britanyalılarla herhangi bir iş birliğine karşı çıkan sesler giderek daha fazla duyulmaya başladı. Bununla birlikte, İrgun'un İngiltere'nin hizmetinde gerçekleştirdiği bir operasyon, Irak'taki Nazi yanlısı güçlerin faaliyetlerini sabote etmeyi, bunlar arasında Hacı Emin el-Hüseyni'ye yönelik suikastı da amaçlıyordu. Operasyona Raziel ve Yaakov Meridor'un da aralarında bulunduğu kişiler katıldı. 20 Nisan 1941'de, Bağdat yakınlarındaki RAF Habbaniya'ya düzenlenen bir Luftwaffe hava saldırısı sırasında İrgun komutanı David Raziel operasyon esnasında öldürüldü.
1943'ün sonlarında, herhangi bir siyasi partiyle bağlantısı olmayan tek bir savaş örgütü oluşturmak amacıyla ortak bir Hagana-İrgun girişimi geliştirildi. Bu örgüte עם לוחם (Savaşan Ulus) adı verildi.[55][56] Yeni örgütün ilk planı, Filistin Yüksek Komiseri Sir Harold MacMichael'i kaçırarak Kıbrıs'a götürmekti. Ancak Hagana planlanan operasyonu sızdırdı ve operasyon başlamadan önce engellendi. Bununla birlikte, bu aşamada İrgun İngilizlerle iş birliğini sona erdirdi. Eliyahu Lankin'in kitabında aktardığı üzere:
Savaşan Ulus'un başarısızlığının hemen ardından, İrgun Karargâhı'nda savaş ilan edilmesine ilişkin pratik görüşmeler başladı.
1943'te Władysław Anders komutasındaki Polonya II. Kolordusu Irak'tan İsrail topraklarına geldi. İngilizler, ordu bünyesinde Yahudi birlikleri oluşturulmasında ısrarla karşı çıktı. Sonunda, orduyla birlikte gelen Yahudi kökenli askerlerin çoğu serbest bırakıldı ve Filistin'de kalmalarına izin verildi. Bunlardan biri, Menahem Begin'di.[57] Begin'in Filistin'e gelişi, İrgun ve Betar içerisinde yeni beklentilerin oluşmasına yol açtı. Begin, Polonya'daki Betar hareketinin başkanlığını yapmış[58] ve saygın bir lider olarak kabul edilmişti. O dönemde İrgun komutanı olan Ya'akov Meridor, Begin'in bu göreve atanması fikrini gündeme getirdi. 1943'ün sonlarında Begin görevi kabul ettiğinde yeni bir liderlik oluşturuldu. Meridor, Begin'in yardımcısı olurken yönetim kurulunun diğer üyeleri Aryeh Ben Eliezer, Eliyahu Lankin ve Şlomo Lev Ami oldu.
İrlanda ve Hindistan bağımsızlık hareketlerini incelemiş olan Begin, Britanya yönetimine karşı bir ayaklanma planlamaya başladı. Bu aşamada Nazi Almanyası'nın yenilgisinin yalnızca bir zaman meselesi olduğu açıktı ve Britanya'nın göç kısıtlamalarına yönelik hoşnutsuzluk devam ediyordu. Begin'in planı, Britanya'nın itibarına zarar verecek bir dizi gerilla saldırısı başlatmak, dünyanın dikkatini çekmek ve böylece Filistin'i kendi deyimiyle bir "cam ev" haline getirerek Britanyalıların giderek daha baskıcı önlemlere başvurmasını sağlamaktı. İngiltere'nin geliştireceği bu katı siyaset Yişuv'u İngilizlere karşı tahammülsüz hale getirecekti. Begin, artan baskı ile geri çekilme arasında bir seçim yapmak zorunda kaldıklarında İngilizlerin ülkeyi terk etmeyi tercih edeceklerinden emindi. Nazilere karşı savaş çabalarına zarar vermemek amacıyla İrgun, Almanya'nın yenilgisine kadar askerî hedeflere saldırmaktan kaçınacak ve yalnızca idarî hedeflere odaklanacaktı.
1 Şubat 1944'te İrgun, ülkenin dört bir yanında afişler asarak Britanya'nın manda yönetimine karşı bir ayaklanma ilan etti. Afişler, tüm Siyonist hareketlerin Müttefik Kuvvetler'in yanında yer aldığını ve 25.000'den fazla Yahudinin İngiliz ordusuna katıldığını belirterek başlıyordu. Bir Yahudi ordusu kurma umudu sona ermişti. Avrupa Yahudileri mahsur kalmış ve yok edilmekteydi. Ancak Britanya, kendi payına, herhangi bir kurtarma operasyonuna izin vermiyordu. Belgenin bu bölümü şu sözlerle sona eriyordu:
1939 Beyaz Kitabı hâlâ yürürlüktedir. Arapların ihanetine ve Yahudilerin sadakatine rağmen; İngiliz Ordusu'na kitlesel katılıma rağmen; İsrail Toprakları'ndaki ateşkese ve sükûnete rağmen; Avrupa'da Yahudi halkının büyük kitlelerinin katledilmesine rağmen uygulanmaktadır... Gerçekler basit ve tek bir biçimde korkunçtur. Savaşın son dört yılında halkımızın en iyi evlatlarından milyonlarcasını kaybettik. Milyonlarcası daha yok edilme tehlikesi altındadır. Ve İsrail Toprakları, Beyaz Kitap'ı uygulayan ve halkımızın son umudunu yok etmeye çalışan Britanya tarafından yönetildiği için kapatılmış ve karantinaya alınmıştır.
İrgun daha sonra kendi açısından ateşkesin sona erdiğini ve artık İngilizlerle savaş halinde olduğunu ilan etti. Yönetimin, on maddelik bir politikayı uygulayacak bir Yahudi hükümetine devredilmesini talep etti. Bu maddeler arasında Yahudilerin Avrupa'dan kitlesel olarak tahliye edilmesi, Britanya da dahil olmak üzere Yahudi devletinin egemenliğini tanıyan her devletle antlaşmalar imzalanması, devlet sakinlerine sosyal adalet sağlanması ve Arap nüfusa tam eşitlik tanınması bulunuyordu. Bildiri şu sözlerle sona eriyordu:
İsrail'in Tanrısı, Orduların Tanrısı yanımızda olacaktır. Geri dönüş yoktur. Özgürlük ya da ölüm... Mücadele eden gençlik, fedakârlık ve acıların, kan ve işkencenin karşısında geri çekilmeyecektir. Eski günlerimiz yeniden yaşanmadıkça, milletimize bir yurt, özgürlük, onur, ekmek, adalet ve hukuk güvence altına alınmadıkça teslim olmayacaktır.
İrgun bu kampanyaya oldukça zayıf bir durumda başladı. Ayaklanmanın başladığı sırada örgütün toplam gücü yalnızca yaklaşık 1.000 kişiydi ve bunların yaklaşık 200'ü savaşçıydı. Örgütün yaklaşık dört hafif makineli tüfeği, 40 tüfeği, 60 tabancası, 150 el bombası ve 2.000 kilogram patlayıcı maddesi bulunuyordu; mali kaynakları ise yaklaşık 800 sterlindi.
İrgun, yönetimin işleyişine ve itibarına zarar vermek amacıyla hükümetin simge ve kurumlarına yönelik silahlı bir operasyon başlattı. İlk saldırı, göç yasalarının bir simgesi olan hükümet göçmenlik bürolarına 12 Şubat 1944'te düzenlendi. Saldırılar sorunsuz gerçekleşti ve can kaybı yaşanmadı; çünkü operasyonlar binaların boş olduğu cumartesi gecesi gerçekleştirildi. Kudüs, Tel Aviv ve Hayfa olmak üzere üç büyük şehirde eş zamanlı saldırılar düzenlendi. 27 Şubat'ta gelir vergisi daireleri bombalandı. Aynı şehirlerin bazı bölümleri yine cumartesi gecesi havaya uçuruldu; binaların yakınlarına önceden uyarılar asıldı. 23 Mart'ta Kudüs'teki Rus Yerleşkesi'nde bulunan Britanya polisinin ulusal karargâhına saldırıldı ve binanın bir bölümü havaya uçuruldu. İlk aylarda gerçekleştirilen bu saldırılar, Yişuv'un örgütlü liderliği ve Yahudi Ajansı tarafından tehlikeli provokasyonlar olarak görülerek sert biçimde kınandı.
Aynı dönemde Lehi de Britanyalılara yönelik saldırılarını yeniden başlattı. İrgun ise polis karakollarına ve karargâhlara, ayrıca müstahkem bir polis karakolu olan Tegart Kalesi'ne saldırmaya devam etti (günümüzde Latrun'un bulunduğu yer). Görece karmaşık operasyonlardan biri, 17 Mayıs 1944'te Ramallah'taki radyo istasyonunun ele geçirilmesiydi.
İrgun'un gerçekleştirdiği sembolik eylemlerden biri, 1944 Yom Kippur Bayramı'ndan önce gerçekleşti. Örgüt, şehir çevresine ilanlar asarak Britanyalı subayların Yom Kippur günü Ağlama Duvarı'na gelmemeleri konusunda uyarıda bulundu. Manda yönetiminin başlamasından bu yana ilk kez, Yahudilerin oruç sonunda geleneksel Şofar'ı çalmalarını engellemek üzere hiçbir Britanyalı polis memuru orada bulunmadı. O yılki orucun ardından İrgun, Arap yerleşimlerindeki dört polis karakoluna saldırdı. Silah elde etmek amacıyla İrgun, "el koyma" operasyonları düzenledi; Britanya silah depolarını soydu ve ele geçirilen silahları kendi gizli depolarına kaçırdı. Bu faaliyet aşamasında İrgun, yeraltı örgütündeki kaderini Yeni Siyonist Örgüt'ün kaderine bağlamamak amacıyla örgütle olan tüm resmî bağlarını da kesti.
Begin, anı kitabı The Revolt'ta şöyle yazdı:
Tarih ve deneyim bize, Filistin'deki Britanya'nın itibarını yok edebilirsek rejimin çökeceğini öğretti. Köleleştirici hükümetin zayıf noktasını bulduğumuz için onu bırakmadık.
16 Nisan 1947'de İrgun üyeleri Dov Gruner, Yehiel Dresner, Eliezer Kashani ve Mordechai Alkahi, Akka Hapishanesi'nde Hatikvah marşını söylerken idam edildi. 21 Nisan'da ise Meir Feinstein ile Lehi üyesi Moşe Barazani, planlanan idamlarından birkaç saat önce, kaçak yollarla içeri sokulan bir el bombası kullanarak kendilerini havaya uçurdular.
4 Mayıs'ta İrgun'un en büyük operasyonlarından biri gerçekleştirildi: Akka Hapishanesi baskını. Operasyon, "Şimşon" olarak da bilinen Dov Cohen komutasındaki 23 kişi tarafından, hapishanedeki İrgun ve Lehi tutuklularının yardımıyla gerçekleştirildi. İrgun, hapishanedeki tutukluları plan hakkında önceden bilgilendirmiş ve patlayıcıları gizlice içeri sokmuştu. Hapishane duvarında bir delik açılmasının ardından, kaçmaları planlanan 41 İrgun ve Lehi üyesi bu deliğe doğru koştu ve kaçak yollarla içeri sokulan patlayıcılarla hapishanenin iç kapılarını havaya uçurarak geçti. Bu sırada İrgun ekipleri, müdahale edecek Britanya kuvvetlerinin gelişini geciktirmek amacıyla yollara mayın döşedi ve yakındaki bir İngiliz Ordusu kampına havan topu saldırısı düzenledi.
Kaçması planlanan 41 kişi hapishaneden çıkmayı ve kaçış kamyonlarına binmeyi başarsa da, bunların bazıları kısa süre içinde yeniden yakalandı. Dokuz kaçak ve saldırıyı düzenleyen İrgun üyesi öldürüldü. Saldırı ekibindeki beş İrgun mensubu da yakalandı. Toplamda, kaçması planlanan 41 kişiden 27'si kaçmayı başardı. Yeraltı hareketlerinin üyelerinin yanı sıra, aralarında 214 Arap'ın da bulunduğu diğer mahkûmlar[70] da kaçtı. Yakalanan beş saldırgandan üçü - Avşalom Haviv, Meir Nakar ve Yaakov Weiss - ölüm cezasına çarptırıldı.
Üç kişinin ölüm cezalarının onanmasının ardından İrgun, onları kurtarmak amacıyla rehineler kaçırmaya çalıştı. Netanya sokaklarında İngiliz çavuşlar Clifford Martin ve Mervyn Paice kaçırıldı. İngiliz kuvvetleri bölgeyi kapatarak iki çavuşu bulmak amacıyla kapsamlı bir arama başlattı, ancak onları bulamadı.
29 Temmuz 1947'de öğleden sonra İrgun üyeleri Meir Nakar, Avshalom Haviv ve Yaakov Weiss idam edildi. Yaklaşık on üç saat sonra İrgun, misilleme amacıyla iki İngiliz askerini astı. Daha sonra cesetleri, patlayıcılarla tuzaklanmış hâlde Netanya'nın güneyindeki ormanlık alanda ağaçlara asıldı. Bu eylem İngiltere'de büyük tepkiye yol açtı. Hem Britanya'da hem de İsrail topraklarındaki Yahudi liderler tarafından kınandı.
Bu olayın, İngiltere'nin manda yönetimine son verme ve Filistin'den çekilme kararında önemli bir etkisi olduğu belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) de bu olaydan ve diğer eylemlerden etkilendi. Aynı dönemde başka bir olay daha gelişmekteydi: Exodus 1947 gemisi olayı. Gemide bulunan 4.500 Holokost mağdurunun İsrail topraklarına girmesine izin verilmedi. UNSCOP bu olayları da ele aldı. Komite üyelerinden bazıları, göçmenlerin gemilerinden zorla çıkarılarak sınır dışı edilmek üzere gönderildikleri sırada Hayfa Limanı'nda hazır bulunuyordu. Geminin daha sonra bazı yolcular tarafından el yapımı patlayıcı düzenekle donatıldığı tespit edildi. Komite üyeleri daha sonra bu güçlü görüntünün, Yahudi göçü ve Filistin meselesine acil bir çözüm bulunması yönündeki baskılarını güçlendirdiğini belirttiler. İki hafta sonra Avam Kamarası, Filistin'deki olaylar hakkında özel bir görüşme gerçekleştirdi ve Britanya askerlerinin mümkün olan en kısa sürede geri çekilmesi gerektiği sonucuna vardı.

Birleşmiş Milletler Filistin Özel Komitesi (UNSCOP), İngiliz Mandası'nın sona erdirilmesi konusunda oybirliğiyle görüş birliğine vardı. Komite ayrıca, Ürdün Nehri'nin batısındaki manda yönetimi altındaki Filistin topraklarının bir Yahudi devleti ile bir Arap devleti arasında bölünmesini öngören planı çoğunlukla kabul etti. Birleşmiş Milletler'in komitenin tavsiyelerini görüştüğü süreçte İrgun, Yahudi devleti fikrine ilişkin Birleşmiş Milletler'in tutumunu olumsuz yönde etkilememek amacıyla herhangi bir saldırı başlatmaktan kaçındı. 29 Kasım'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, mandanın sona erdirilmesi ve topraklarda iki devlet kurulması lehinde oy kullandı. Aynı gün İrgun ve Lehi, Britanya hedeflerine yönelik saldırılarını yeniden başlattı. Ertesi gün yerel Araplar Yahudi toplumuna yönelik saldırılara başladı. Böylece 1948 İsrail Bağımsızlık Savaşı'nın ilk aşaması başlamış oldu. Yahudilere yönelik ilk saldırılar Kudüs'teki Yahudi mahallelerinde, Yafa ve çevresinde, ayrıca Bat Yam, Holon ve Tel Aviv'deki Ha'Tikvah Mahallesi'nde gerçekleşti.

1947 sonbaharında İrgun'un yaklaşık 4.000 üyesi bulunuyordu. Örgütün o dönemdeki amacı, gelecekte kurulması öngörülen Yahudi devleti için Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki toprakların ele geçirilmesi ve Arap güçlerinin Yahudi toplumunu bölgeden çıkarmasının engellenmesiydi. İrgun, Ramat Gan ve Petah Tikva'da askerî üsler kurarak neredeyse açık faaliyet gösteren bir örgüte dönüştü. Açık biçimde üye toplamaya başladı ve bunun sonucunda mevcudunu önemli ölçüde artırdı. Savaş sırasında İrgun, Arap saldırılarına karşı cephede Lehi ve Hagana ile aynı safta birlikte savaştı. Başlangıçta Hagana, o zamana kadar izlediği savunma politikasını sürdürdü. Bu siyaset, Gush Etzion bölgesindeki kibbutzlara erzak ulaştırmak amacıyla yola çıkan 35 Hagana ve Palmah savaşçısından oluşan konvoya düzensiz Arap güçleri ve yerel köylüler tarafından pusu kurulup savaşçıların öldürülmesinin ardından terk edildi..
İrgun da David Raziel'in komutası altında daha önce uyguladığı misilleme operasyonlarına yeniden başladı. Bununla birlikte, Arapları silahlarını bırakmaya ve ateşkesi sürdürmeye çağıran bildiriler de yayımladı:

Ulusal Askerî Örgüt (İrgun) sizi uyardı: Yahudi sivillere yönelik ölümcül saldırılar devam ederse askerleri faaliyet merkezlerinize girecek ve sizi rahatsız edecektir. Uyarıyı dikkate almadınız. Kardeşlerimize zarar vermeye ve onları vahşi bir zulümle öldürmeye devam ettiniz. Bu nedenle Ulusal Askerî Örgüt askerleri, sizi uyardığımız üzere saldırıya geçecektir. ... Bununla birlikte, Arap ve Yahudi kanının sömürgeci İngilizler tarafından döküldüğü bu çılgın günlerde dahi sizi ... saldırıları durdurmaya ve aramızda barış oluşturmaya çağırıyoruz. Sizinle savaşmak istemiyoruz. Eminiz ki siz de bizimle savaşmak istemiyorsunuz...
Bununla birlikte karşılıklı saldırılar devam etti. İrgun, Hayfa yakınlarındaki Tira, merkez bölgedeki Yehudiya ('Abassiya) ve Kudüs yakınlarındaki Shuafat gibi Arap köylerine saldırdı. Ayrıca Hayfa'daki Wadi Rushmiya Mahallesi'ne ve Yafa'daki Abu Kabir'e yönelik saldırılar gerçekleştirdi. 29 Aralık'ta İrgun birlikleri tekneyle Yafa kıyılarına ulaştı ve birliklerle Arap çeteleri arasında çatışma çıktı. Ertesi gün, İrgun'a ait hızla ilerleyen bir araçtan Hayfa petrol rafinerisinde işe alınmak üzere bekleyen bir grup Arap erkeğin üzerine bomba atıldı. Saldırıda yedi Arap öldü, onlarcası yaralandı. Buna karşılık bazı Arap işçiler bölgedeki Yahudilere saldırarak 41 kişiyi öldürdü. Bu olay, Hagana'nın Balad al-Şeyh'e yönelik bir misilleme operasyonu düzenlemesine yol açtı ve operasyonda 60 sivil öldü. İrgun'un çatışmalardaki amacı, savaşları Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden Arapların yaşadığı bölgelere taşımaktı.
1 Ocak 1948'de İrgun, Yafa'ya yeniden saldırdı. Militanları Britanya üniformaları giyiyordu. Aynı ayın ilerleyen günlerinde, çok sayıda Arap savaşçının üssü olarak kullanılan Beit Nabala'ya saldırdı. 5 Ocak 1948'de İrgun, Yafa'daki Osmanlı döneminden kalma Belediye Binası'nın önünde bir kamyon bombası patlattı. Saldırıda 14 kişi öldü ve 19 kişi yaralandı. İki gün sonra Kudüs'te İrgun üyeleri, çalıntı bir polis minibüsüyle Yafa Kapısı yakınında otobüs bekleyen kalabalık bir sivil grubunun arasına varil bombası bıraktı. Saldırıda yaklaşık 16 kişi öldü. Takip sırasında İrgun üyelerinden üçü öldürüldü, ikisi ise esir alındı.
6 Nisan 1948'de İrgun, Pardes Hanna'daki İngiliz ordusu kampına baskın düzenledi ve altı İngiliz asker ile komutanlarını öldürdü.
9 Nisan'da Kudüs'ün batısında bulunan Deir Yassin köyüne yaklaşık 120 İrgun ve Lehi üyesi köyü ele geçirmek amacıyla bir operasyon başlattı. Operasyon sırasında köylüler saldırıya şiddetli biçimde direndi ve çatışma başladı. Sonunda İrgun ve Lehi güçleri, ev ev gerçekleştirilen çatışmalar sonucunda kademeli olarak ilerledi. Köy, İrgun'un sistematik biçimde evleri dinamitlemeye başlamasının ve bir Palmach birliğinin müdahale ederek köylülerin keskin nişancı mevzilerini susturmak amacıyla havan ateşi kullanmasının ardından ele geçirilebildi. Operasyonda beş Yahudi savaşçı öldü ve 40 kişi yaralandı. Ayrıca yaklaşık 100 ila 120 köylü öldürüldü. Bazı değerlendirmelere göre bu olay, Arapların Filistin'den kitlesel olarak ayrılmasını hızlandıran gelişmelerden biri oldu.
İrgun, Hayfa'nın ele geçirilmesinde Hagana ile iş birliği yaptı. Bölge komutanının talebi üzerine İrgun, 21 Nisan'da Hadar Ha'Carmel'in üzerindeki bir Arap mevzisini ve Aşağı Şehir'e bitişik Arap mahallesi Wadi Nisnas'ı ele geçirdi.
İrgun, Birleşmiş Milletler Taksim Planı'na göre önerilen Arap devletinin sınırları içerisinde yer alması öngörülen Yafa'nın ele geçirilmesinde bağımsız hareket etti. 25 Nisan'da yaklaşık 600 kişiden oluşan İrgun birlikleri, Ramat Gan'daki İrgun üssünden Yafa'ya doğru harekete geçti. Şiddetli çatışmalar yaşandı. İrgun hem Arapların hem de Britanya kuvvetlerinin direnişiyle karşılaştı.[86] İrgun'un baş operasyon subayı Amihay "Gidi" Paglin'in komutasındaki birlikler, Tel Aviv kentini tehdit eden Manshiya Mahallesi'ni ele geçirdi. Ardından birlikler denize, liman bölgesine doğru ilerledi ve havan topları kullanarak güney mahallelerini bombaladı.
Yerel Arap askerî komutanı Mişel Issa, Yafa'nın düşüşüyle ilgili raporunda şu ifadeleri kullandı: "25 Nisan'dan başlayarak dört gün boyunca Yahudilerin kenti sürekli havan toplarıyla bombalaması, [...] böylesi bir bombardımana alışık olmayan kent sakinlerinin paniğe kapılarak kaçmasına neden oldu." Morris'e göre bombardıman İrgun tarafından gerçekleştirilmişti. Örgütün amacı "kentteki sürekli askerî hareketliliği engellemek, düşman birliklerinin moralini bozmak [ve] kitlesel bir kaçış yaratmak amacıyla sivil halk arasında kaos meydana getirmekti." Yüksek Komiser Cunningham birkaç gün sonra, "İrgun'un havan saldırısının ayrım gözetmeksizin gerçekleştirildiği ve sivil halk arasında panik yaratmak üzere tasarlandığının açıkça belirtilmesi gerekir" diye yazdı.
İngilizler, yeni ele geçirilen kentin boşaltılmasını talep etti ve askerî müdahalede bulunarak İrgun'un saldırısını sona erdirdi. İrgun'un Yafa'daki mevzilerine yönelik yoğun İngiliz bombardımanı onları yerlerinden çıkaramadı. İngiliz zırhlı birlikleri kente girdiğinde İrgun direniş gösterdi. Bir bazuka ekibi bir tankı etkisiz hâle getirmeyi başardı; zırhlı birlikler ilerlerken binalar patlatılarak sokaklara yıkıldı. İrgun mensupları tankların üzerine canlı dinamit çubukları atmak suretiyle sürünerek ilerledi. İngilizler geri çekildi ve Yahudi makamlarıyla müzakerelere başladı.
Bir anlaşmaya varıldı. Buna göre Hametz Operasyonu durdurulacak ve Hagana, Mandanın sona ermesine kadar Yafa'ya saldırmayacaktı. İrgun, Manshiya'dan çekilecek ve yerini Hagana savaşçıları alacaktı. İngiliz birlikleri mahallenin güney ucunda devriye gezecek ve polis karakolunu işgal edecekti. İrgun daha önce Hagana ile, İngiliz baskısının Yafa'dan çekilmelerine yol açmayacağı ve ele geçirilen bölgelerin kontrolünün Hagana'ya devredileceği konusunda anlaşmıştı.
Kent, Hagana güçlerinin kente girmesi ve kentin geri kalan bölümünün güneyden kontrolünü ele geçirmesiyle nihayet 13 Mayıs'ta Yahudi güçlerin kontolüne geçti. Bu gelişme, bölgedeki çok sayıda köyün ele geçirilmesini de içeren Hametz Operasyonu'nun bir parçasıydı.
Yafa'daki çatışmalar İrgun açısından önemli bir askerî başarı olarak değerlendirildi. Örgütün tarihindeki en büyük operasyon olan bu harekât, çok sayıda militanın ateş mevzilerine sahip olduğu yoğun biçimde yapılaşmış bir bölgede gerçekleşti. Çatışmalar sırasında evlere girmek ve ilerleme güzergâhı oluşturmak amacıyla patlayıcılar kullanıldı. Ayrıca bu, İrgun'un zırhlı araçlar ve ağır silahlarla desteklenen Britanya kuvvetleriyle doğrudan çatıştığı ilk olaydı.
Çatışmaların başında Yafa'nın Arap nüfusunun yaklaşık 70.000 olduğu tahmin ediliyordu. Büyük çatışmaların sonunda kentte yaklaşık 4.100 Arap sakin kalmıştı. İrgun, Manshiya Mahallesi'ni tek başına ele geçirmesi ve bunun Yafa sakinlerinin önemli bir bölümünün kaçmasına yol açması nedeniyle Yafa'nın ele geçirilmesinin sorumluluğunu üstlendi. Çatışmalar sırasında 42 İrgun mensubu öldü ve yaklaşık 400 kişi yaralandı.
14 Mayıs 1948'de İsrail Devleti'nin kuruluşu ilan edildi. Bağımsızlık ilanının ardından İsrail Savunma Kuvvetleri (İSK) kuruldu ve tüm silahlı örgütlerin İSK bünyesine alınması süreci başlatıldı. 1 Haziran'da Menahem Begin ile Yisrael Galili arasında İrgun'un İSK'ye katılması konusunda bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın maddelerinden biri, İrgun'un silah kaçakçılığına son vermesini öngörüyordu.
Bu sırada Fransa'da İrgun temsilcileri bir gemi satın aldı. Gemiye, Ze'ev Jabotinsky'nin takma adı olan Altalena adını verdi. Silahlarla yüklü gemi 11 Haziran'da Fransa'dan ayrıldı. Gemi, 1948 İsrail Bağımsızlık Savaşı'nın ilk ateşkesi sırasında, 20 Haziran'da İsrail kıyılarına ulaştı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bölgede silah ambargosu ilan eden 50 sayılı Kararı'na rağmen, çatışmanın taraflarından hiçbiri bu karara tam olarak uymadı.
Gemi İsrail'e ulaştığında, David Ben Gurion liderliğindeki İsrail hükümeti İrgun'un silahları teslim etmesi ve gemiyi hükûmete devretmesi konusunda ısrar etti. Ben Gurion bu durumu şu sözlerle ifade etti: "Begin'e yetkiyi devredip devretmeyeceğimize veya faaliyetlerine son vermesini emredip emretmeyeceğimize karar vermeliyiz. Bunu yapmazsa ateş açacağız! Aksi takdirde kendi ordumuzu dağıtmaya karar vermemiz gerekir."

Yeni kurulan İSK ile İrgun arasında iki ayrı çatışma yaşandı. Bunlardan ilki, Altalena'nın 20 Haziran Pazar günü öğleden sonra Kfar Vitkin'e ulaşmasıyla meydana geldi. Aralarında Menahem Begin'in de bulunduğu çok sayıda İrgun mensubu kıyıda gemiyi bekliyordu. Dan Even (Epstein) komutasındaki Alexandroni Tugayı ile İrgun arasında çıkan çatışmada her iki taraftan da kayıplar verildi. Çatışma ateşkesle sona erdi ve kıyıya çıkarılan silahlar yerel İSK komutanına teslim edildi.
Bunun ardından, Begin'in de aralarında bulunduğu yerel İrgun mensuplarıyla takviye edilen Altalena, İrgun'un daha fazla destekçisinin bulunduğu Tel Aviv'e doğru hareket etti. Aynı ayın başında İSK'ye katılmış olan çok sayıda İrgun mensubu birliklerinden ayrılarak Tel Aviv sahilinde toplandı. Burada İrgun mensupları ile İSK birlikleri arasında yeni bir çatışma başladı. Bunun üzerine Ben Gurion, vekâleten Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüten Yigael Yadin'e Tel Aviv sahiline büyük bir askerî güç sevk etmesi ve gemiyi zor kullanarak ele geçirmesi emrini verdi. Bölgeye ağır silahlar getirildi ve saat 16.00'da Ben Gurion, Altalena'nın bombalanması emrini verdi. Mermilerden biri gemiye isabet etti ve gemi yanmaya başladı.
Ordu ile yaşanan çatışmalarda 16 İrgun savaşçısı öldü. Bunların altısı Kfar Vitkin bölgesinde, onu ise Tel Aviv sahilinde hayatını kaybetti. Çatışmalarda üç İSK askeri de öldü; bunların ikisi Kfar Vitkin'de, biri ise Tel Aviv'de öldürüldü.
Altalena'nın bombalanmasının ardından 200'den fazla İrgun mensubu tutuklandı. Bunların çoğu birkaç hafta içerisinde serbest bırakıldı. Ardından İrgun mensupları İSK'ye tamamen entegre edildi ve ayrı birlikler hâlinde tutulmadı.
İrgun'un İSK'ye entegrasyonuna ilişkin ilk anlaşma Kudüs'ü kapsamıyordu. Kentte, yaklaşık 400 savaşçıdan oluşan ve İrgun'un küçük bir kalıntısı olan Kudüs Taburu ile Lehi, hükûmetten bağımsız olarak faaliyet göstermeye devam etti. Eylül 1948'de Lehi'nin Birleşmiş Milletler Barış Elçisi Folke Bernadotte'u öldürmesinin ardından İsrail hükûmeti yeraltı örgütlerini derhâl dağıtmaya karar verdi.
İrgun'a bağımsız bir örgüt olarak faaliyetlerine son vererek İSK'ye katılması veya yok edilmesi yönünde bir ültimatom verildi. İsrail birlikleri, Kudüs'ün Katamon Mahallesi'ndeki İrgun kampını kuşattı. İrgun, 22 Eylül 1948'de ültimatomu kabul etti. Kısa süre sonra Kudüs'te kalan İrgun savaşçıları İSK'ye katılmaya ve sil ahlarını teslim etmeye başladı. Begin'in emriyle diaspora ülkelerinde faaliyet gösteren İrgun, 12 Ocak 1949'da resmen dağıtıldı. İrgun'un Paris'teki eski genel merkezi ise Herut hareketinin Avrupa bürosuna dönüştürüldü.

İrgun, örgütün ve ideolojisinin kamuoyundaki desteğini artırmak amacıyla propaganda faaliyetlerinden yararlandı. Bu propaganda esas olarak Britanya'yı hedef alıyor ve "Eretz Israel Şlema" fikrini öne çıkarıyordu. İrgun'un propaganda afişlerinde Yahudi devletinin yalnızca Filistin mandası topraklarından müteşekkil olmayıp, aynı zamanda Ürdün Emirliği'ni de kapsaması gerektiği savunuluyordu.[92]
Britanya'da İşçi Partisi'nin Temmuz 1945'te iktidara gelmesinin ardından İrgun, "İşçi Hükûmetine Sözünü Tutması İçin Bir Şans Vereceğiz" başlıklı bir bildiri yayımladı. İrgun bu bildiride, "İktidara gelmeden önce bu parti, İsrail Toprağı'nı özgür bir devlet olarak İsrail halkına geri verme taahhüdünde bulundu..." ifadelerine yer verdi. Bildiride ayrıca, muhalefette bulunan veya rakipleriyle mücadele eden kişi ve partilerin 25 yıl boyunca Yahudilere çok sayıda söz ve açık taahhütte bulunduğu, ancak iktidara geldiklerinde bu sözlerinden geri döndükleri ileri sürüldü.
Britanya'nın Filistin'deki Yahudi örgütlerine yönelik bir karşı operasyonunun ardından yayımlanan başka bir bildiride İrgun, "Milleti Seferber Edin!" başlıklı bir belge yayımladı. İrgun bu bildiride Britanya yönetimini Yahudi halkına düşman bir rejim olarak tasvir etti ve Britanyalıları Nazilerle dahi karşılaştırdı. Örgüt, Britanya'nın saldırgan olarak nitelendirdiği politikalarına karşılık olarak bir İbrani Geçici Hükûmeti ve bir İbrani Kurtuluş Ordusu kurulması çağrısında bulundu.
One of the main developments in the initial period of the State was the growth of the Herut party.... It developed from the older Revisionist groups, the 'terrorist' groups of the Irgun Zvai Leumi and members of the Revisionist party ... in 1965 Herut founded, together with the great part of the Liberals, a parliamentary bloc ... in 1973, with the addition of other small groups, it became transformed into Likud
It killed fourteen Arabs and wounded forty others.