Yahudiler

Yahudiler (İbranice

יְהוּדִים‎, ISO 259-2: Yehudim, İsrailli telaffuzu: [jehuˈdim]; Yidiş:ייִדן‎, Yidn; Ladino:ג׳ודיו‎, Djudios) veya Yahudi milleti, tarihî Kenan bölgesinde, İbrani din büyüğü ve atası Yakup'un on iki oğlundan biri olan Yehuda'nın soyundan gelen etno-dinî grup ve millettir. Yahudilik, Yahudi milletine özel etnik bir mistik din olduğundan Yahudi etnisitesi, milleti, ve inancı birbiriyle güçlü bir şekilde ilişki içerisindedir.

Yahudiler ilk defa Doğu Akdeniz kıyılarındaki Kenan bölgesinde, 'İsrail Diyarı' olarak bilinen topraklarda, yaklaşık MÖ ikinci milenyumda (dört bin yıl önce) etnik ve dinî bir grup olarak ortaya çıktılar. Merneptah Steli, MÖ 13. yüzyıla (Geç Tunç Çağı) kadar Kenan'daki, günümüz Yahudilerinin dedeleri olan İbrani kökenli inançlı İsraillilerin varlığını doğrulamaktadır. İsrailoğulları, nüfuslarının artmasıyla birlikte İsrail ve Yehuda krallıkları olarak ortaya çıkmış ve güçlerini sağlamlaştırmışlardır. Yahudilerin sürgün dönemlerinden çok az kaynak bahsetse de, Babil Eserati ve sürgünü ve Roma İşgali ve sürgünüyle Yahudiler ilk defa diasporada yaşamaya başlamışlardır, ancak anavatanları ile aralarındaki manevi bağ hep sağlam kalmıştır.

II. Dünya Savaşı'ndan önce, dünya çapındaki Yahudi nüfusu 16,7 milyonla döneminin zirvesine ulaşmıştı ve o zamanlar dünya nüfusunun yaklaşık %0,7'sini temsil ediyordu. Holokost'la yaklaşık 6 milyon Yahudi sistematik olarak öldürüldü. O zamandan sonra nüfus tekrar arttı ve 2018'de Berman Jewish DataBank tarafından toplam 14,6-17,8 milyon olarak tahmin edildi; bu, toplam dünya nüfusunun yaklaşık %0,2'sine eşdeğerdir. 20. yüzyılda yükselen ve Yahudi milliyetçiliğini temel alan Siyonistler, iki bin yıl önce dağılmış Yahudi devletleri olan İsrail Krallığı ve Yehuda Krallığı'ndan uzun zaman sonra aynı bölgede Modern İsrail Devleti'ni kurmuş ve zamanla toplam nüfusun en çoğunu Yahudilerin oluşturduğu bir ülke haline getirmişlerdi. Yeni kurulmuş İsrail Devleti, Geri Dönüş Kanunu ile İsrail'e yerleşmek isteyen Yahudilere doğrudan vatandaşlık hakkı verdi ve böylece Yahudiler, İsrail'e yerleşmeye teşvik edildiler.

Dünya nüfusuna oranla çok az yüzdeye sahip olmalarına rağmen Yahudiler, felsefe, edebiyat, politika dahil olmak üzere, hem eski hem de modern geçmişte birçok alanda insanî ilerlemeyi önemli ölçüde etkilemiş ve büyük katkılarda bulunmuşlardır. Yahudiler özellikle işletme, güzel sanatlar, mimarlık, müzik, tiyatro, sinema, tıp, teknoloji, doğa bilimleri, ve din gibi alanların gelişmesini sağlayan birçok başarıya imza atmışlardır. Hepsiyle beraber Yahudiler Kitâb-ı Mukaddes'i yazarak Hristiyanlığı kurmuş, İslam üzerinde derin bir iz bırakmış ve günümüz Batı medeniyetinin yüksek seviyelere ulaşmasında en büyük katkıyı sağlayan milletlerden biri olmuşlardır.

İsim ve etimoloji

Türkçedeki Yahudi kelimesi, Arapçadaki يهود (Yahud) kelimesinden gelmektedir. Musevi kelimesi ise, Arapçada "Musa'nın izindeki" anlamına gelen يهودي (Mūsawī) kelimesinden Türkçeye geçmiştir. İngilizcedeki Jew kelimesi ise, Eski Fransızcadaki Juieu (veya akronimi Jiu) kelimesinden, önce Orta İngilizceye (Gyw, Jewe) sonra Modern İngilizceye (Jew) geçmiştir. "Yahudi" terimi ilk defa Grekçe ile Avrupa dillerine girmiştir; Grekçedeki Ἰουδαῖος (Ioudaios) kelimesinden Latinceye (Iudaeus), oradan da önce Romenik konuşan Avrupaya, sonra da geri kalanına yayılmıştır. Grekçeye ise Orta Doğu'dan, Aramicedeki Y'hūdāi'dan veya İbranicedekiיְהוּדִי‎ (Yehudii)'dan geçtiği tahmin ediliyor. Etimolojik olarak "Yahudi" terimi, Yehuda Krallığı ve Yehuda kabilesinin kurucusu Yehuda'ya dayanmaktadır.

Ladinodaki tek.ג׳ודיו‎ (Djudio); çoğ.ג׳ודיוס‎ (Djudios) terimleri, Yidişteki tek.ייִד‎ (Yid); çoğ.ייִדן‎ (Yidn) terimleri ve diğer Yahudi dillerindeki "Yahudi" kelimesinin karşıkları, İbranice tek.יְהוּדִי‎ (Yehudii); çoğ.יְהוּדִים‎ (Yehudim) kelimelerinden türemiştir. Dillerdeki "Yahudi" çevrimli terimler sırasıyla Arapçada يَهُودِيّ (Yahūdī; Al-Yahūd), Almancada Jude, Portekizce ile İspanyolcada Judío, Felemenkçede Jood, Fransızcada Juive, Danca ile Norveççede Jøde, Lehçede żyd. Dillerdeki "İbrani" çevrimli terimler ise sırsıyla İtalyancada Ebreo, Farsçada عبرانی (Ebrani), Rusçada Еврей (Yevrey).

The American Heritage Dictionary of the English Language [en]'nin dördüncü baskısına (2000) göre,

Kim bir Yahudi'dir?

Kenan'ın haritası

Yahudilik, diğer çok uluslu dinlerden (İslam, Hristiyanlık, Budizm, v.b.) ziyade yalnızca Yahudi milletinin ve etnisitesinin sahip olduğu kültürün, ortak özelliklerini içeren bir çeşit mistik dindir. Kimliğe yönelik kimin Yahudi olduğunun tanımını yapmak, dinî veya ulusal bir yaklaşımın kullanılmasına bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Günümüzde genel olarak Yahudiler için üç grup bakış açısı kullanılır: dini takip edip etmediklerine bakmaksızın Yahudi bir ailede doğanlar, Yahudi atalara veya soylara sahip olanlar, herhangi bir Yahudi atalara veya soylara sahip olmayıp evlilik yolu ile Yahudiliğe kabul edilmiş insanlar.

Geleneksel olarak Yahudi kimliğinin tarihsel tanımı, kişi anasoyunun halakhatik dönüşümlerine dayanmaktadır. Kimin Yahudi olduğuna karar veren bu tanımlar, Sözlü Tevrat'nın MS 200'deki Babil Talmud'una yazılmasına kadar uzanmaktadır. Tanah'ın Tesniye 7:1‐5 gibi bölümleri, Yahudiler ve yerli Kenanlılar arasındaki evliliklere karşı bir uyarı olarak kullanıldı. Bu konuyla ilgili YHVH'nin emri şöyledir: "Yahudi olmayan koca ile yapılan evlilik, hiç kuşkusuz çocuklarınız benden yüz çevirmesine neden olacak ve putlara tapmalarına sebebiyet verecektir!". Levililer 24:10'da ise İbrani bir kadın ile Mısırlı bir adamın evliliği sonucu doğan erkek çocuklarının "İsrailliler arasında" olduğu anlatılır. Bu, Babil'den dönen İsraillilerin Yahudi olmayan eşlerini ve çocuklarını bir kenara bırakmaya yemin ettikleri Ezra 10:2‐3 ile tamamlanmaktadır. Popüler bir diğer teori ise esaret altındaki birkısım Yahudi kadınlara tecavüz edilmesi nedeniyle 'Yahudi kimliği' yasasının annelik soyundan miras alınmasını iddia eder. Ancak bilimciler bu teoriye sürgün öncesi dönemdeki Talmud yasasının kurulmasına atıfta bulunarak karşı çıkmaktadır. Diğer bir argüman ise: Hahamların, Romalı askerlerin Yahudi kadınlara yönelik yaygın tecavüzü nedeniyle babasoylu soy yasasını, anasoylu soy yasasına değiştirdiğidir. 18 ve 19. yüzyılın sonlarındaki anti-dinci Haskala hareketi, Yahudi kimliğinin geçmişten bu yana halakhatik yorumlanmasına karşı çıktı ve meydan okundu.

Kökenleri

Antik Mısır tasfirlerinde Aamu olarak etiketlenmiş, muhtemelen Kenanlılar olan bir grup Batı Asya yabancısı. İbrahim, Yakup, Yusuf gibi eski İbranilerin yaşadığı MÖ 1900'lü yıllara ait olduğu hesaplanan resim, Beni Hasan'daki 12. hanedan yetkilisi II. Hanumhotep'in mezarında bulundu.


Yahudilerin kökeni için yeniden yapılanmacı bir gerçekliğe dayalı sonuç elde etmeye çalışmak zor ve karmaşık bir çabadır. Bu çabalar, en az on Yakın Doğu dilinde yazılmış çok sayıda ve çeşitte belgeleri kullanarak en az 3000 yıllık eski insanlık tarihini incelemeyi gerektirir. Arkeolojik keşifler, farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların ve akademisyenlerin çalışmalarına dayandığından amaç, en tutarlı teoriye odaklanarak tüm olgusal verileri yorumlamaktır. Yahudilerin kökenine dair biyolojik ve etnogenetik bulgular, arkeolojik veya tarihsel metin kayıtlarının yanı sıra dinî, edebiyatsal, veya mitolojik çalışmalar ile de bulunabilir. Yahudilerin, izi sürülen asıl etnik kökeninin Levant'daki Sami halkı olan İbranilere ve onların inanç edinmiş varyantları olan İsrailoğullarına dayandığı doğrulanmıştır. Modern Yahudilerin etnik ve terimsel kökeninin ise İsrailoğu Yehuda'dan geldiği arkeolojik ve tarihsel bulgularca doğrulanmıştır.

Tanah anlatılarına göre Yahudilerin kökeni, Kenan'da yaşayan İbrahim, eşi Sarah, oğlu İshak, torunu Yakup ve Yakup'un eşi ve Yehuda'nın annesi Leah'ın soyundan gelir ve bu atalardan birçok defa bahsedilir. On İki Kabile'nin kurucularının ise Yakup'un on iki oğlu olduğu yazılır. Yakup'un oğlu Yusuf'un Mısır Azizi olmasından sonra Yakup ve ailesi Kenan'dan Eski Mısır'a göç ettiler. Mısır'da yaşayan ve zamanla köleleştirilen İbrahim'in, İshak'ın, ve Yakup'un torunları olan İsrailoğulları, Musa önderliğinde Mısır'dan çıktı ve Kenan'a geri döndü.

Yahudiler ve Yahudilik

Ağlama Duvarı'nda ibadet eden Yahudiler
Süleyman Mabedi'nin Kutsal Kitaplardaki tasvirlere dayanılarak hazırlanan çizimi
Tanah okuyup ibadet eden bir İsrail askeri

Yahudiler'in kökeni, geçmişsel olarak 2. milenyumda İbrahim, İshak ve Yakup'a (İsrail) kadar uzanır. 1200 yılları civarına ait olduğu saptanan Merneptah Steli, ilk tek tanrılı din olan Yahudiliğin binlerce yıllık süre zarfında geliştiği İsrail Diyarı'nda yaşayan Yahudi halkından bahsedilen en eski arkeolojik kayıtlardan biridir. Kutsal kitaplardaki kayıtlara göre, ilk olarak Othniel Ben Kenaz'dan Samson'a kadar geçen dönemde Biblik yargıçların yönetiminde, ardından da Kral Davud'un Kudüs'ü aynı zamanda Birleşik Monarşi olarak bilinen, İsrail ve Yehuda Birleşik Krallığı'nın başkenti yaparak İsrailoğulları'nin buradan yönettiği MÖ 1000 yılı civarında olmak üzere çeşitli dönemlerde Yahudiler bağımsız yaşamışlardır.

Milattan önce 970 yılında, Davud'un oğlu Süleyman İsrail Kralı olmuştur. On yıl içinde, Süleyman Birinci Tapınak olarak bilinen Kutsal Tapınak'ı inşa etmeye başlamıştır. Süleyman'ın ölümünün ardından (MÖ 930 civarı) kuzeydeki on kabile İsrail Krallığı'ndan ayrılmıştır. Milattan önce 722'de, Asurluların İsrail Krallığı'nı fethederek burada yaşayan Yahudileri sürmeleri ile Yahudi diyasporası da başlamıştır. Hareketlilik ve seyahat imkânlarının kısıtlı olduğu bir dönemde, Yahudiler ilk ve en dikkat çekici muhacirler olmuştur.

Birinci Tapınak dönemi, MÖ 586 yılı civarında, Babillilerin Yehuda Krallığı'nı fethederek Kudüs Tapınağı'nı yıkmaları ile son bulmuştur. Babil Sürgünü'nde geçen elli yılın ardından, MÖ 538 yılında, Pers Kralı Büyük Kiros Yahudilerin Kudüs'e geri dönerek şehri ve kutsal tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verir. İkinci Tapınak'ın inşası Birinci Tapınak'ın yıkılmasından yetmiş yıl sonra MÖ 516 yılında, I. Darius'un hükümdarlığı sırasında tamamlanmıştır. İsrail Diyarı, Büyük İskender'in Pers İmparatorluğu'nu fethetmesi ile Helenistik Yunanların, ardından Ptolemaios Hanedanı'nın, sonra da Selevkos İmparatorluğu'nun kontrolü altına girmiştir.

Selevkos İmparatorluğu'nun, Kudüs'ü Helenleşmiş bir şehir devlet olarak yeniden düzenleme teşebbüsü, Kohen Gadol Mattathias ve beş oğlunun IV. Antiokhos Epiphanes'e karşı gerçekleştirdiği Makkabi ayaklanması ile son bulmuştur. Milattan önce 152 yılında Haşmonayim Krallığı'nı kuran Mattathias, Kudüs'ü bir defa daha başkent yapmıştır. Haşmonayim Krallığı yüz yıldan uzun süre ayakta kalmışsa da, gücünü artıran Roma İmparatorluğu'nun tahta geçirdiği Herod'un krallığında bir uydu devlet hâline gelmiştir. Herod Krallığı da yüz yılı aşkın bir süre ayakta kalmıştır. Milattan sonra 70 yılındaki Yahudi-Roma savaşları'nın ilkini başlatan Birinci Ayaklanma'da ve MS 135 yılındaki Bar Kohba ayaklanmasında Yahudilerin yaşadığı yenilgiler diyasporanın gerek coğrafi yayılımını gerekse nüfusunu artırmıştır. Kayda değer sayıda Yahudi İsrail Diyarı'nı terk etmiş, sürülmüş veya köle edilerek Roma İmparatorluğu'nun dört bir yanında satılmıştır. O dönemden itibaren, Yahudiler başta Avrupa, Orta Doğu ve çevresi, daha sonraları da Kuzey Amerika olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yaşamıştır. Yaşadıkları çeşitli ülkelerde de, ayrımcılık, baskı, yoksulluk, hatta soykırım (bkz. Antisemitizm, Holokost) dönemlerinden sağ çıkmayı başarmışlardır. İslam hakimiyeti altındaki İspanya ve Portekiz, Yahudi Aydınlanması (Haskala) dönemi Almanya ve Polonya'sı ile Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gibi liberal veya anayasal demokrasi geleneğine sahip ülkelerin de aralarında bulunduğu çeşitli yer ve zamanlarda, kültürel, ekonomik ve bireysel refah dönemleri de yaşamışlardır.

İbranice Yehudi (çoğul Yehudim) ismi başlangıçta Yehuda kabilesine atıfta bulunmak üzere kullanılmaktaydı. Ancak, Kuzey İsrail Krallığı'nın Güney İsrail Krallığı'ndan ayrılmasının ardından, Güney Krallığı içindeki hakim kabilenin adını alarak, Yehuda Krallığı olarak isimlendirilmeye başlamıştır. Terim başlangıçta Güney Krallığı halkına gönderme yapmış olsa da, B'nei Yisrael (İsrailoğulları) terimi hâlen her iki grup için de kullanılmaktaydı. Asurluların Kuzey Krallığı'nı fethetmesinin ardından Güney Krallığı'nın tek İsrail devleti olarak kalması ile Yehudim kelimesi zamanla sadece Yehuda kabilesi veya Krallığı'nı değil, Yahudi halkının tümünü belirtmek için kullanılmaya başlamıştır. Yahudiliğin Kutsal Kitabı Tanah'ta ise tüm Yahudi halkına atıfta bulunmak amacı ile ilk olarak Ester Kitabı'nda kullanılmıştır.

Etnik bölünmeler

Yom Kippur bayramında Sinagog'da dua eden Aşkenazi Yahudiler
Maurycy Gottlieb, y. 1878

Dünyadaki Yahudi nüfus içinde, büyük ölçüde esas İsrailoğlu nüfusundan ayrılan kolların yerleştikleri farklı coğrafi bölgelerde birbirinden bağımsız evrimlerden geçmelerinden kaynaklanan, belirgin etnik bölünmeler bulunmaktadır. Eski Dünya'nın dört bir yanındaki çeşitli yerlerde Yahudi yerleşimciler tarafından çok sayıda Yahudi cemaati kurulmuş, bunlar arasında sıklıkla çok uzun mesafeler bulunduğundan cemaatler birbirinden genellikle uzun süre etkin bir şekilde tecrit olmuştur. Yahudi diyasporasının ilk binyılı boyunca, cemaatler yerel çevrelerinin siyasi, kültürel, doğal ve nüfusa dayalı etkisi altında gelişmiştir. Yahudiler arasındaki bu farklılıklar, günümüzde dilsel çeşitlilik, farklı damak tatları, litürjik uygulamalar ve dini yorumlar gibi noktaları içine alan her bir cemaatin Yahudiliğini kültürel olarak ifade etme tarzlarının yanı sıra zaman içinde dışarıdan alınan genetik katkının dereceleri ve kaynaklarında da görülebilir.

Yahudiler sıklıkla iki ana gruptan biri ile özdeşleştirilir: Aşkenaz (çoğ. Aşkenazim), yani "Almanlar" (Orta Çağ İbranicesi'nde "Almanya" anlamına gelen Aşkenaz, bu grubun Orta Avrupa'daki temellerine gönderme yapar) ve Sefarad (çoğ. Sefardim) veya "İspanyollar" (İbranice'de "İspanya" veya "İberya" anlamına gelen Sefarad, bu grubun İspanya ve Portekiz'deki temellerine gönderme yapar). Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı kapsayan bir coğrafyaya yayılan ve çeşitlilik içeren bir Yahudi grubunu içine alan Mizrahiler ya da "Doğulular" (İbranice'de Mizrah "Doğu" demektir) ise, üçüncü büyük grubu oluşturmakla birlikte litürjik sebeplerden ötürü kimi zaman Sefarad grubu içinde anılmaktadır.

Bene İsrail, Bnei Menaşe, Koçin Yahudileri ve Bene Efraim gibi Hindistan Yahudileri; Yunanistan'daki Romanyotlar; İtalyan Yahudileri ("İtalkim" veya "Bené Roma"); Yemen ve Umman'da Temaniler; önemli bir bölümünü Etiyopya'daki Beta İsrail'in oluşturduğu çeşitli Afrika Yahudi grupları; ve başta Kaifeng Yahudileri olmak üzere Çin Yahudilerinin yanı sıra, yine farklı ancak günümüzde yok olmaya yüz tutmuş diğer cemaatlerin de aralarında bulunduğu birçok küçük grup daha vardır.

Tüm bu gruplar arasındaki ayrımlar takribidir ve aralarında her zaman keskin sınırlar bulunmaz. Örneğin, Mizrahiler, aslında birbirlerine yukarıda sayılan gruplardan daha yakın olmayan Kuzey Afrika, Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu'daki Yahudi topluluklarından oluşan hetorojen bir gruptur. Öte yandan, Sefaradlardan bağımsız bir gelişme sürecinden geçmiş olmalarına rağmen, günümüzde litürjik tarzlarındaki benzerliklerden ötürü Mizrahilere kimi zaman Sefarad denmektedir. Mizrahiler arasında, Irak Yahudileri, Mısır Yahudileri, Berberi Yahudiler, Lübnan Yahudileri, Kürt Yahudileri, Libya Yahudileri, Suriye Yahudileri, Buhara Yahudileri, Dağ Yahudileri, Gürcü Yahudileri, İran Yahudileri ve diğer gruplar da vardır. Yemen ve Umman'dan gelen Temaniler de kendilerine özgü bir litürjik tarza sahip olmalarına ve Mizrahilere kıyasla cemaat dışından farklı genetik katkı almış olmalarına rağmen bazen bu gruba dahil edilirler. Ayrıca, 1490'lı yıllarda İspanya ve Portekiz'den gönderildikten sonra Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yerleşen Sefarad Yahudileri ile bu bölgelerde eskiden beri yaşamakta olan Yahudi toplulukları arasında da ayrım yapılmaktadır.

Tüm bu çeşitliliğe rağmen, günümüzde Yahudilerin büyük kısmını, dünyadaki Yahudilerin %70'i (II. Dünya Savaşı ve Holokost'tan önce bu oran %90'a yakındı) ile Aşkenaz Yahudileri oluşturmaktadır. Avrupa dışına yoğun göç verdiklerinden, Aşkenaz Yahudileri Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Arjantin, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerin bulunduğu Yeni Dünya'daki Yahudilerin de çok önemli bir kısmını teşkil ederler. Kuzey Afrika'dan Fransa'ya göç eden Mizrahiler, bu ülkede Aşkenaz ve Sefarad Yahudi nüfusunu geçmiştir. Tüm Yahudi gruplarının temsil edildiği tek Yahudi nüfusu, her bir grubun dünyadaki toplam Yahudi nüfusu içindeki oranından bağımsız olarak bir erime potası içinde bir araya geldiği İsrail'dedir.

Tel Aviv Üniversitesi tarih bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Şlomo Sand, 2008 yılında kaleme aldığı Yahudi Halkı Nasıl İcat Edildi (The Invention of the Jewish People) adlı, İsrail'de aylar boyunca en çok satılanlar listesinde kalan eserinde, Yahudilerin paylaşılmış ırksal veya biyolojik geçmişe sahip bir ulus oluşturmadıklarını kanıtlamayı hedeflemiştir. Her iki uçtan suçlama ve övgülerle karşılanan kitapta yazar, Yahudilerin İsrail topraklarında hak iddia etmelerinin önüne geçmeyi amaçladığını da belirtmiştir. Çalışmada ayrıca, ilk kez 19. yy. tarihçilerince ileri sürülmüş bir kuram yeniden canlandırılıyordu. Amerika Kıtasındaki Yahudilerin yüzde doksanının köklerini bağladıkları Orta ve Doğu Avrupalı Yahudilerin soyunun, 8. yüzyılda Kafkaslarda bir imparatorluk kurmuş ve çoğunlukla Yahudi dinine geçmiş bir Türk boyu olan Hazarlardan geldiğidir. Hazar kökeni savı, yazar ve tarihçilerin ilgisini çeken bir konudur ve bilimsel çevrelerde hâlen tartışılmaktadır. Örneğin Arthur Koestler bu konu bağlamında, Yahudi düşmanlığıyla mücadele de edebileceği umuduyla, Onüçüncü Kabile kitabını yazdı ve çağdaş Yahudilerin, soyu Hazarlardan geliyorlarsa, İsa'nın çarmıha gerilmesinden sorumlu tutulamayacaklarını ileri sürdü. Ancak genetik araştırmalar bu kuramın devre dışı kalmasına neden olmuştur.

Genetik çalışmalar

Dünyadaki farklı Yahudi grupları tarafından sergilenen bariz kültürel ve fiziksel çeşitliliğe rağmen, yapılan genetik çalışmalar bu toplulukların genetik olarak birbirleri ile akraba olduklarını, coğrafi kollara ayrılarak ardından birbirinden bağımsız evrelerden geçmiş ortak bir İsrailoğlu soyundan geldiklerini ortaya koymuştur.

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Ulusal Bilimler Akademisi tarafından yayımlanan bir çalışmada, "Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki Yahudi topluluklarının babadan gelen Y kromozomu gen havuzlarının kaynağının Ortadoğu'da yaşamış olan ortak bir grup olduğu" bulgusuna ulaşılmış ve "çoğu Yahudi topluluğunun Diyaspora sırasında ve sonrasında çevrelerindeki Yahudi olmayan topluluklardan nispeten tecrit hâlinde kaldığı" sonucuna varılmıştır. Diasporanın dünyanın dört bir yanına dağılmış olmasına rağmen, günümüzde Yahudiler arasında buldukları kayda değer genetik benzerlik araştırmacılar tarafından da şaşırtıcı bulunmuştur.

Buna ek olarak, DNA testleri çeşitli etnik Yahudi gruplarının çoğunda son 3.000 yıl içinde diğer topluluklara kıyasla çok daha az karma evlilik yapıldığını ortaya koymuştur. Bulgular, Yahudiler'in ortaya çıkışını sürgündeki İsrailoğulları ile ilişkilendiren geleneksel inanışı desteklerken dünyadaki Yahudi topluluklarının birçoğunun ya da çoğunluğunun, tarihi Hazarlar örneğinde olduğu gibi, Yahudi inancını benimseyen Yahudi soyundan gelmeyen gruplar tarafından kurulduğu teorileri ile de ters düşmektedir. Her ne kadar Hazarlar gibi gruplar modern Yahudi toplulukları -Hazarların durumunda Aşkenazlar- tarafından massedilmiş olabilirse de, bu grupların modern Aşkenaz Yahudileri'nin büyük bir oranını oluşturmuş olmaları düşük bir ihtimalken, Aşkenaz Yahudileri'nin kurucusu olma ihtimalleri ise bundan da azdır.

İsrailoğlu kökeninin temel örneği dahi yeni çalışmalar ile kimi Yahudi toplulukları için yeniden gözden geçirilmeye başlamıştır. Bundan önce, dünyadaki Yahudi topluluklarında belirlenen İsrailoğlu kökeni sadece Ortadoğu'dan göç ettikten sonra yerleştikleri yerlerde "kendilerine eş olarak alıp Yahudiliğe döndürdükleri yerel halktan kadınlar" ile bugün bilinen toplulukları kuran erkeklere dayandırılmaktaydı. Aşkenaz Yahudileri'ni konu alan bir araştırmada, erkek kuruculara ek olarak, kayda değer sayıda kadın kurucunun da Ortadoğu kökenli olabileceği, mevcut Aşkenaz nüfusunun yaklaşık %40'ının anne tarafından sadece dört kadından, veya MS birinci ve ikinci yüzyıllarda Yakın Doğu'dan gelen "bir İbrani/Levanten mtDNA havuzuna dayanması muhtemel" "kurucu soylara" uzandığı ortaya atılmıştır.

Yahudi grupların birbirinden ayrıldığı noktalar büyük ölçüde ev sahibi toplulukların genetik katkısının kaynağı ve oranına dayanır. Örneğin, Temaniler gen havuzlarına girmiş olan Sahra altı Afrika gen tiplerinin oranı ile gerek diğer Mizrahiler'den gerekse de Aşkenaz Yahudilerin'den ayrılırlar. Yemenliler arasında, son 3.000 yılda ortalama soy karışımı %35'tir. Yerel Yemenli ve İsrailli atalara sahip geleneksel olarak Arapça konuşan bir topluluk olarak Yemenli Yahudiler de bulgulara dahil edilmişse de, Yahudi olmayan Yemenli örneklerin ortalama olarak dörtte biri frekansa sahiptirler. Aşkenaz Yahudilerin'de Avrupa kökenli erkek genetik katkısının oranı, tahminen 80 kuşak boyunca, kuşak başına %0,5 civarında kalmakta, toplam katkı tahmini de "Motulsky'nin %12,5'lik ortalama tahminine çok yakın" çıkmaktadır.

DNA analizi, mabet görevlilerinin çıktığı Kohen kabilesinden gelen günümüzdeki Yahudilerin, yaklaşık 3.000 yıl öncesine giden ortak bir atayı paylaştıklarını da belirlemiştir. Bu, dünyanın her yerindeki Yahudi topluluklarında tutarlılık gösteren bir sonuçtur. Araştırmacılar, günümüzdeki kökenlerin en yakın zamandaki ortak atasının 1000 (kabaca Kutsal Kitap'ta sözü geçen Mısır'dan Çıkış sırasında) ile Babillilerin Birinci Tapınak'ı yıktıkları MÖ 586 yılları arasında yaşadığını tahmin etmektedir. Aşkenaz ve Sefarad Yahudilerinden alınan DNA örneklerinin incelenmesinden de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Bilimciler, genetik mutasyonları temel alarak ilk mabet görevlisinin yaşadığı zamana dair de bir tahmin ortaya atmışlardır: buna göre, ilk mabet görevlisi kabaca 106 kuşak önce yaşamış, bu ise, her kuşağın ortalama uzunluğunun 25 ya da 30 yıl olarak alınmasına bağlı olarak 2.650 – 3.180 yıl öncesine denk gelmektedir.

Yahudilerin kendi içindeki karşılıklı ilişkilerin ötesinde, diğer bulgular, Y-kromozomu ölçüt olarak alındığında, dünyadaki Yahudi topluluklarının İsrailli Araplar ve Filistinliler ile de yakın akraba olduklarını göstermektedir. Bunlar, ister Hristiyanlaşmış, isterse de daha sonraları İslamlaşmış ve her ikisi de sonunda kültürel olarak Araplaşmış olsunlar, tek bir grup olarak "tarih öncesi çağlardan bu yana bölgede yaşayan bir çekirdek topluluğun [modern] torunları"nı temsil etmektedir. Çalışmalardan birinin yazarları, "incelenen Yahudi olan ve olmayan Ortadoğu toplulukları arasındaki gözlemlenen son derece büyük yakınlı[ğın] … ortak bir Ortadoğu kökeni hipotezini desteklediği"ni ifade etmektedir.

Demografi

İsrail Devleti

Yahudi ulus devleti İsrail, Yahudilerin toplam nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu tek ülkedir. İsrail, 14 Mayıs 1948 tarihinde bağımsız ve demokratik bir ülke olarak kurulmuştur. Parlamentosu Knesset'teki 120 üyenin hâlen 12'si Arap asıllı İsrail vatandaşıdır. 1948 ve 1958 yılları arasında, Yahudi nüfusu 800.000'den iki milyona yükselmiştir. Hâlen Yahudiler 5,4 milyon kişi ile, İsrail nüfusunun %75,8'ini oluşturmaktadır. İlk yıllarında, İsrail Devleti Holokost'tan sağ kurtulanların ve Arap topraklarından kaçan Yahudilerin toplu göçüne de tanıklık etmiştir. İsrail'de birçoğu 1980'lerin sonları ve 1990'ların başlarında İsrail'e hava yoluyla nakledilmiş çok sayıda Etiyopya Yahudisi de yaşamaktadır. 1974 ve 1979 yılları arasında, yarıya yakını Sovyetler Birliği'nden olmak üzere, 227.258 göçmen İsrail'e gelmiştir. Bu dönemde, Batı Avrupa, Latin Amerika ve Amerika Birleşik Devletleri'nden İsrail'e göçte de artış yaşanmıştır. Aralarında Hindistan Yahudileri ve Holokost'tan kurtularak Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya ve Güney Afrika'ya yerleşen Aşkenazlardan bazılarının soyundan gelenlerin de bulunduğu diğer cemaatlerden de İsrail'e bir miktar göç olmuştur. Diğer yandan, ekonomik sorunlar, siyasi koşulların yarattığı hayal kırıklığı ve devam eden Arap-İsrail anlaşmazlığı yüzünden kimi Yahudiler de İsrail'den ayrılmıştır. İsrail'den göç eden Yahudiler yordim olarak adlandırılmaktadır.

Diaspora

On dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Amerika Birleşik Devletleri'ne ve diğer ülkelere göç, Siyonizm'in ortaya çıkması ve bunu takip eden, Rusya'daki pogromlar, Avrupa Yahudilerinin Holokost sırasında katledilmesi ve İsrail Devleti'nin kurulması, ardından da Yahudilerin Arap topraklarından bu ülkeye toplu göçü gibi olayların hepsi de 20. yüzyıl sonuna kadar dünya Yahudilerinin nüfus merkezlerinde önemli değişiklikler yaşanması ile sonuçlanmıştır.

20. yüzyılın başına ait Roşaşana kutlama kartında, ellerinde bohçaları ile Rusya Yahudiler'i, kendilerine kucak açarak onları Birleşik Devletler'e davet eden Amerikalı akrabalarına bakıyorlar. 1881–1924 yılları arasında, iki milyonu aşkın Yahudi Rus İmparatorluğu'ndaki pogromlardan kaçarak Birleşik Devletler'e sığınacaktı

Hâlen, dünyadaki en büyük Yahudi cemaati, yaklaşık 5,3 milyon kişi ile Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunmaktadır. Yine Amerika kıtasındaki Kanada, Arjantin ve Brezilya'da da büyük Yahudi cemaatleri varken, Meksika, Uruguay, Venezuela, Şili ve diğer birçok ülkede ise daha küçük cemaatler varlığını sürdürmektedir. (bkz. Latin Amerika'daki Yahudilerin tarihi).

Batı Avrupa'daki en büyük Yahudi cemaati ise, büyük bölümünü Cezayir, Fas ve Tunus gibi Kuzey Afrika'daki Arap ülkelerinden gelen göçmen ya da mültecilerin (ve onların soyundan gelenlerin) oluşturduğu 490.000 Yahudinin yaşadığı Fransa'dadır. Birleşik Krallık'ta 295.000 Yahudi yaşamaktadır. Doğu Avrupa'da, eski Sovyetler Birliği topraklarında 350.000 ila bir milyon arasında Yahudi'nin yaşadığı tahmin edilmekteyse de, kesin bir rakam vermek zordur. İsrail dışında, dünyada en hızlı büyüyen Yahudi cemaati, Almanya'da, özellikle de başkent Berlin'deki cemaattir. Bunun nedeni ise, Berlin Duvarı'nın yıkılmasından bu yana, eski Doğu Bloğu'ndan on binlerce Yahudi'nin Almanya'ya yerleşmesidir.

1945 yılında, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki Arap ülkelerinde 900.000 civarında Yahudi yaşamaktaydı. İsrail'in kuruluşunun ardından ortaya çıkan Siyonizm karşıtlığı ile başlayan sistematik baskılar bu Yahudilerin neredeyse tümünün 1950'li yıllarda İsrail'e, Kuzey Amerika'ya ve Avrupa'ya kaçmasına yol açmıştır (bkz. Yahudilerin Arap topraklarından toplu göçü). Günümüzde, Arap ülkelerinin tümünde kalan Yahudilerin toplam sayısı sadece 8.000'dir.

1979 devrimi öncesinde 100.000 kişilik Yahudi nüfusuna sahip olan İran'da ise, 10.800 Yahudi yaşamaktadır. Devrimden sonra, İran Yahudilerinin bir kısmı İsrail ve Avrupa'ya göç etmişse de, çoğunluk (Yahudi olmayan İranlı yurttaşları ile birlikte) Amerika Birleşik Devletleri'ne, özellikle de ana topluluğun Tahrangeles olarak adlandırıldığı Los Angeles'a göç etmiştir.

Avrupa, Amerika, Ortadoğu ve Asya'nın geriye kalanı dışında, Avustralya ve Güney Afrika'da da oldukça büyük Yahudi toplulukları bulunmaktadır.

Nüfus değişiklikleri: Asimilasyon

Antik Yunan'dan bu yana, Yahudilerin bir kısmı gönüllü veya zorunlu olarak kendilerini çevreleyen, Yahudi olmayan toplumlarla asimile olmuş, Yahudiliği uygulamayı bırakmış, kültürünü ve dilini unutmuş, Yahudi kimliğini kaybetmiştir. Asimilasyon tüm bölgelerde ve tüm zaman dilimlerinde gerçekleşmiş, hatta Çin'deki Kaifeng Yahudileri gibi, kimi Yahudi cemaatleri tümüyle yok olmuştur. 1700'lerdeki Yahudi Aydınlanması'nın (bkz. Haskala) ortaya çıkışı, sonrasında da 1800'lü yıllarda Avrupa ve Amerika'daki Yahudi gruplarının serbestliğe kavuşması ile bu durum ivme kazanmış, Yahudileri laik toplumda daha fazla rol oynamaya ve bu toplumun bir parçası olmaya teşvik etmiştir. Bunun sonucunda da Yahudilerin cemaat dışından eşler ile evlenmeleri ve Yahudi cemaatinde katılmamaya başlamaları, giderek artan bir asimilasyon eğilimini de beraberinde getirmiştir. Dinler arası evlilik oranları ülkeden ülkeye önemli farklılıklar göstermektedir: Amerika Birleşik Devletleri'nde %50'nin hemen altında, Birleşik Krallık'ta %53 civarında, Fransa'da %30 civarında olan karma evlilikler, Avustralya ve Meksika'da %10'a kadar düşebilmektedir. Birleşik Devletler'de, karma evliliklerden olan çocukların sadece üçte biri kendini Yahudilik dini ile ilişkilendirmektedir. Bunun sonucunda da, Yahudilerin içinde yaşadıkları ülkelere asimile olmaya devam etmesi yüzünden, Diyaspora'daki birçok ülkedeki dinen Yahudi olan nüfusu sabit kalmakta veya hafif bir düşüş eğilimi göstermektedir.

Nüfus değişiklikleri: Yahudilere karşı savaşlar

Tarih boyunca birçok hükümdar, imparatorluk ve ulus, toprakları üzerinde yaşayan Yahudilere baskı uygulamış ya da onları tümüyle ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Bu amaçla, Yahudilerin ülkeden kovulmasından soykırıma kadar uzanan bir yelpazede farklı yöntemler uygulanmış, ülkelerin içinde, sıklıkla bu aşırı yöntemlerin tehdidi muhalefeti sindirmeye yetmiştir. Antisemitizmin tarihi, Yahudilerin katli ile sonuçlanan Birinci Haçlı Seferi'ni; Torquemada'nın önderliğindeki İspanyol Engizisyonu ile Portekiz Engizisyonu'nu ve bunların Yeni Hristiyanlar ve Marrano Yahudilerine yönelik zulüm ve idamları; Ukrayna'da Bohdan Hmelnitski'nin Kazaklarının gerçekleştirdiği katliamları; Rus Çarları tarafından desteklenen pogromları ve Yahudilerin yerleşmiş oldukları İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğer ülkelerden kovulmalarını da içine almaktadır. Yapılan zulümler, 1942 ile 1945 yılları arasındaki Holokost'ta yaklaşık 6 milyon Yahudinin katledilmesi ile sonuçlanan Adolf Hitler'in Nihai Çözümü ile doruk noktasına ulaşmıştır.

James Carroll'a göre, "Yahudiler Roma İmparatorluğu'nun toplam nüfusunun %10'unu teşkil ediyordu. Bu orana göre, şayet diğer etkenlerin müdahalesi olmasaydı bugün dünyada 13 milyon yerine 200 milyon Yahudi olacaktı." Elbette, nüfus artış oranı, salgın hastalıklar, göç, asimilasyon ve din değiştirme gibi diğer birçok karmaşık demografik etken de küresel Yahudi nüfusunun mevcut boyutu üzerinde önemli roller oynamıştır.

Nüfus değişiklikleri: Nüfus artışı

Her ne kadar Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerindeki Yahudi nüfusları son dönemde göç sayesinde artmışsa da, doğal nüfus artış dinamiklerine bağlı olarak sürekli büyüme kaydeden tek Yahudi nüfusu İsrail'de bulunmaktadır. Diyaspora'daki hemen her ülkede, genel Yahudi nüfusu düşer veya sabit kalırken üyeleri sıklıkla dini sebeplerden ötürü doğum kontrolünden sakınan Ortodoks ve Haredi cemaatleri hızlı nüfus artışı yaşamaktadır.

Ortodoks ve Muhafazakâr Yahudilikte, Yahudi olmayanların Yahudiliğe geçişine izin verilmese de, birçok Yahudi grubu, Diyaspora'daki asimile olmuş Yahudi cemaatlerine ulaşarak Yahudi kökenleri ile yeniden bağ kurmalarını sağlamaya çalışmaktadır. Ayrıca, Reform Yahudiliği ilke olarak, dine yeni üyeler kazandırmaya olumlu bakmaktadır. Ancak, Reform Yahudiliği bu alandaki enerjisini aktif olarak yeni üyeler aramaktan ziyade karma evlilik yapan Yahudilerin eşlerine ulaşmaya çalışmaya harcamakla yetinmiştir. Ortodoks hareketler arasında ise, laik Yahudilere daha güçlü bir Yahudi kimliği kazandırarak karma evlilik ihtimalini azaltmaya yönelik çabalar görülmektedir. Bu ve diğer Yahudi grupları tarafından son 25 yılda yürütülen çalışmalar sonucunda, laik Yahudilerin dini akidelerini daha fazla yerine getirme eğilimine girdiği, Baal Teşuva adıyla bilinen hareket ortaya çıkmışsa da, bu eğilimin demografik sonuçları tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca, Yahudi olmak yönünde ilerleme kararı alan Yahudi olmayanlar arasında da Jews by Choice (Yahudi Olmayı Seçenler) hareketi de büyümektedir.

Diller

Yahudiliğin litürjik dili, İbrani kutsal metinlerinin (Tanah) yazıldığı ve yüzyıllardır Yahudi halkının günlük konuşma dilini oluşturan İbranice'dir (İbranice'de "kutsal dil" anlamına gelen laşon ha kodeş tabiri ile adlandırılır). Milattan önce 5. yüzyıla gelindiğinde, İbranice'ye çok yakın olan Aramice de Yehuda'da konuşulan bir diğer dil olmuştur. Milattan önce 3. yüzyıl itibarıyla, Diyaspora'daki Yahudiler Yunanca konuşuyordu. Modern İbranice, Arapça ile birlikte, İsrail Devleti'nin iki resmî dilinden biridir.

Konuşma dili olarak İbranice, 1881 yılında Filistin'e gelen Eliezer Ben-Yehuda tarafından yeniden diriltilmiştir. O zamana kadar yaklaşık on altı yüzyıl boyunca, İbranice neredeyse sadece litürjik dil ve Yahudilik üzerine yazılmış çoğu kitabın dili olarak kullanılır, Şabat'ta az sayıda insan İbranice konuşur olmuştu. Yüzyıllar boyunca, dünyanın her yerindeki Yahudiler göç ettikleri bölgelerin yerel veya hakim dillerini kullanmış, sıklıkla da ayrı dialektler geliştirmiş veya yeni bağımsız dil kolları yaratmışlardır. Yidiş, Orta Avrupa'ya göç eden Aşkenaz Yahudileri tarafından geliştirilen Yahudi-Alman dili, Ladino ise, İber Yarımadası'na göç eden Sefarad Yahudileri tarafından geliştirilen Yahudi-İspanyol dilidir. Holokost'un Avrupa Yahudileri üzerindeki yıkıcı etkisi, Yahudilerin Arap topraklarından toplu göçü ve dünyanın dört bir yanındaki diğer Yahudi cemaatlerinden yoğun göç gibi birçok etkene bağlı olarak, aralarında Gruzinik, Yahudi Arapçası, Yahudi Berbericesi, Kırımçakça, Yahudi Malayalamı ve birçok dilin bulunduğu çoğu cemaatin antik ve farklı Yahudi dili terk edilmiştir.

Günümüzde Yahudiler tarafından en yaygın olarak konuşulan üç dil İngilizce, Modern İbranice ve Rusçadır. Fransızca ve İspanyolca gibi bazı Latin dilleri de yaygın olarak kullanılmaktadır.

Kültür

Takipçilerine hem uygulamada hem de inançlarında yol gösteren Yahudilik, sadece bir din değil bir "dünya görüşü" olarak da görülür. Dolayısıyla Yahudilik, Yahudi kültürü ve Yahudi kimliği arasında açık bir ayrım yapılması da oldukça zordur. Tarih boyunca, antik Helenistik dünya, Aydınlanma Çağı (bkz. Haskala) öncesi ve sonrası Avrupa, İslam yönetimindeki İspanya ve Portekiz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu, Hindistan ve Çin ya da günümüzdeki Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail gibi çok farklı çağlar ve yerlerde hiç de dini olmadığı halde bir açıdan Yahudilere has olan kültürel fenomenler gelişmiştir. Burada rol oynayan etkenlerin kimileri dinden ziyade Yahudiliğin kendi içinden gelirken, kimileri Yahudilerin veya belirli Yahudi topluluklarının çevreleri ile etkileşiminden, kimileri de bu toplulukların kendi içlerindeki sosyal ve kültürel dinamiklerden kaynaklanmaktadır. Bu durum, her bir cemaate has birbirinden oldukça farklı Yahudi kültürlerinin ortaya çıkmasına neden olmuşsa da bunların her biri en az diğerleri kadar özgün bir şekilde Yahudilere aittir.

Geçmiş

Göçler ve sürgünler

Yahudilerin 23 Ağustos 1614 tarihinde Frankfurt'tan kovulmalarını betimleyen bir çizim. Metinde şunlar yazıyor: "Şehrin çıkışında genç ve yaşlı 1380 kişi sayıldı."
Romalıların Yahudileri, anavatanları olan Yahuda ve İsrail Krallığı topraklarından zorunlu göçe zorlaması ile, çizdikleri göç yolları.

Yahudiler, tarihleri boyunca gerek anavatanlarından gerekse daha sonra üzerinde yaşadıkları birçok defa bölgelerden doğrudan ya da dolaylı olarak çıkarılmışlardır. Hem göçmen hem de mülteci (bkz. Yahudi mülteciler) olarak yaşadıkları bu deneyim, Yahudi kimliğini ve dini uygulamalarını birçok yönden şekillendirmiş, bu yüzden de Yahudilerin tarihinde önemli bir unsur olmuştur. Bu tür göçlerin kısmi bir listesi aşağıdadır:

  • Yahudilerin atası İbrahim, Keldanilerin yaşadığı Ur'dan Kenaan ülkesine gelen bir göçmendi.
  • İsrailoğulları, Çıkış kitabında da belirtildiği gibi, antik Mısır'dan Çıkış'ı (Exodus: Yunancada "ayrılış" veya "çıkış" anlamına gelir) gerçekleştirmişlerdir.
  • İsrail Krallığı'nın sakinleri, Asurlular tarafından daimi sürgüne gönderilmiş ve tüm dünyaya (ya da en azından bilinmeyen bölgelere) dağılmışlardır.
  • Yehuda Krallığı'nın sakinleri, Babilliler tarafından sürgün edilmiş, daha sonra, Ahameniş İmparatoru Büyük Kiros'un hükümdarlığı döneminde, Yehuda'ya geri gönderilmişler, ancak Roma İmparatorluğu tarafından yeniden sürgün edilmişlerdir.
  • Yahudi diasporasının Roma İmparatorluğu döneminde başlayan 2.000 yıllık dağılmışlığı başlamıştır. Bu dönemde, Yahudiler Roma topraklarının dört bir yanına dağılmışlar, bir bölgeden diğerine sürülmüş, dinlerini özgürce uygulayacak kadar serbest yaşayabildikleri yerlere yerleşmişlerdir. Diaspora süresince, Yahudi yaşamının merkezi Babil'den İber Yarımadası'na, buradan Polonya'ya, Amerika Birleşik Devletleri'ne ve Siyonizm sonucunda da İsrail'e kaymıştır.
  • Orta Çağ ve Aydınlanma dönemi Avrupa'sında pek çok defa yaşadıkları topraklardan kovulmuşlardır: 1290'da 16.000 Yahudi İngiltere'den; 1396'da 100.000 Yahudi Fransa'dan; 1421'de, binlercesi Avusturya'dan kovulmuştur. Bu Yahudilerin büyük kısmı Doğu Avrupa'ya, özellikle de Polonya'ya yerleşmiştir.
  • 1492'deki İspanyol Engizisyonunun ardından, İspanya'daki yaklaşık 200.000 Sefarad Yahudisi İspanyol krallığı ve Katolik Kilisesi tarafından ülkeden kovulmuştur. Bunu Yahudilerin 1493 yılında Sicilya'dan (37.000 Yahudi) ve 1496 yılında Portekiz'den kovulmaları izlemiştir. Bu kişilerin büyük kısmı Osmanlı İmparatorluğu, Hollanda ve Kuzey Afrika'ya kaçarken bir bölümü de Güney Avrupa ve Ortadoğu'ya göç etmiştir.
  • 19. yüzyılda, Fransa'daki dine bakılmaksızın herkese eşit vatandaşlık tanıma politikası, (özellikle Orta ve Doğu Avrupa'dan) Yahudilerin bu ülkeye göç etmesine yol açmıştır.
  • Aralarında 1880-1925 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'ne göç eden iki milyonu aşkın Doğu Avrupa Yahudisinin de bulunduğu milyonlarca Yahudi Yeni Dünya'ya gelmiştir (bkz. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudilerin Tarihi ve Rusya ve Sovyetler Birliği'ndeki Yahudilerin Tarihi).
  • Doğu Avrupa'daki pogromlar, modern Antisemitizmin yükselişi, Holokost ve Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkışı gibi etkenlerin tümü, çok yüksek sayıda Yahudi'nin bir ülkeden diğerine, bir kıtadan diğerine hareket ve göç etmesine, sonunda da toplu olarak İsrail'e gelmesine neden olmuştur.
  • İran İslam Devrimi birçok İran Yahudisini İran'dan kaçmaya zorlamıştır. Bunların çoğu ABD'ye (özellikle de Los Angeles'a) ve İsrail'e sığınmıştır. Kanada ve Batı Avrupa'da da daha küçük İran Yahudi cemaati bulunmaktadır.
  • Sovyetler Birliği'nin yıkılması ile birlikte, o zamana kadar ülke sınırlarını terk etmesine müsaade edilmeyen Yahudilerin birçoğunun gitmesine bir anda izin verilmiştir. Bu, 1990'ların başında İsrail'e doğru bir göç dalgası yaratmıştır.

İsrail ve Yehuda Krallıkları

İsrail Diyarı'ndaki İsrailoğlu gruplarının yayılışını gösteren harita (1695 Amsterdam Hagada'sı)

Yahudilerin çoğunluğu İsrail Diyarı'na yerleşmiş olan (aynı zamanda İbraniler olarak da bilinen) eski İsrailoğullarının soyundan gelir. İsrailoğulları ortak soylarını İshak ve Yakub üzerinden biblik ataları İbrahim'e kadar izlerler. Saul'un hükümdarlığında bir Birleşik Monarşi kurulmuş, bu Kral Davud ve Süleyman'ın hükümdarlıkları altında da varlığını sürdürmüştür. Kral Davud (İlk olarak bir Kenaan sonra da Yevus şehri olan) Kudüs'ü fethederek burayı başkenti yapmıştır. Aynı zamanda Yahudiler, bu dönemde Zebur'un Davud'a indirildiğine inanır. Süleyman'ın hükümdarlığının ardından, ülke kuzeyde İsrail Krallığı, güneyde ise Yehuda Krallığı olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İsrail Krallığı'nın M.Ö. 8. yüzyılda, Asur hükümdarı V. Şalmaneser tarafından fethedilmesinin ardından sakinleri Asur İmparatorluğu'nun dört bir yanına yayılmıştır. Gittikleri yerlerdeki kültürlere asimile olan bu gruplara On Kayıp Kabile adı verilir. Yehuda Krallığı, M.Ö. 6. yüzyılın başlarında topraklarını fethederek Yahudi ibadetinin merkezinde bulunan Birinci Tapınak'ı yıkan Babil ordusu tarafından yıkılana kadar bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmüştür. Yehudalı seçkinler Babil'e sürülmüşlerse de, Babil Sürgünü olarak da bilinen, yetmiş yıl sonra Babil'in Persler tarafından fethedilmesinin ardından en azından bir kısmı memleketine dönebilmiştir. Yeni bir İkinci Tapınak Pers Krallarının desteği ile inşa edilmiş ve eski dini uygulamalar yeniden hayata geçirilmiştir.

Pers, Yunan ve Roma yönetimi

Perslerin Büyük İskender tarafından mağlup edilmesinin ardından ortaya çıkan Selevkos Krallığı, Pers dünyasına Yunan kültürünü sokmaya çalışmıştır. IV. Antiokhos Epiphanes yönetimindeki Yunanların, Helenleşmiş (Yunan kültürünü benimseyen) Yahudilerin de desteği ile, Kudüs Tapınağı'nı bir Zeus tapınağına dönüştürmeye kalkışmaları üzerine, Yahudiler Makkabilerin liderliğinde ayaklanmışlardır. Kazanılan zaferin ardından, Yahudiler Kudüs Tapınağı'nı yeniden Tanrı'ya adamışlar (Hanuka ya da Işık Bayramı'nın kökeni bu olaya dayanır) ve M.Ö. 165 yılında, M.Ö. 63'te Roma İmparatorluğu'nun nüfuzu altına girene kadar varlığını sürdüren Haşmonayim Krallığı olarak bilinen bağımsız Yahudi devletini kurmuşlardır. Roma yönetiminin ilk dönemlerinde, Haşmonayimler hanedanın Büyük Herod tarafından ortadan kaldırılmasına kadar başta kalmışlardır. Varlıklı bir Edom sülalesinden gelen Herod, Romalıların uydu kralı olarak çok başarılı olmuştur. Herod döneminde, Kudüs Tapınağı'na eklemeler de yapılmıştır.

Herod'un M.Ö. 4 yılındaki ölümünden sonra Romalıların doğrudan yönetimi altına giren Yehuda'da politikalar gaddarlıkları veya kendi servet ve güçlerini mümkün olduğunca artırma ihtirasları ile bilinen imparatorlar, generaller, valiler ve konsüller tarafından sık sık değiştiriliyordu. Bu tarihten itibaren İmparatorluğun her yerine dağılan Yahudi tebasına karşı Roma'nın tavrı hoşgörü ile saldırganlık arasında gidip gelmiştir. Geniş bir panteona tapınan Romalılar, Yahudiliğin tek tanrıcılığına kolay uyum sağlayamazken dindar Yahudiler de Romalıların çok tanrıcılığını kabullenememiştir. (Hristiyanlığın küçük bir Yahudi grubu arasından ilk ortaya çıkışı da işte bu kargaşa dolu iklimde meydana gelmiştir.)) Milattan sonra 66 yılında yaşanan kuraklık ve isyanların ardından, Yehuda'daki Yahudiler Roma'ya karşı genel bir ayaklanma başlatmışlardır. Ayaklanma, Roma İmparatoru Vespasian'ın oğlu ve varisi Titus Flavius tarafından bastırılmıştır. Üzerinde esir edilen Yehudalılar ile bir menoranın (yedi kollu şamdan) Kudüs'e getirilişinin betimlendiği Titus Takı Roma'da hâlen ayaktadır. Yahudiler genellikle bu takın altından geçmez, etrafından dolanırlar.

Titus Takı, Roma'ya getirilen esir edilmiş Yehudalıları ve Kudüs Tapınağı'ndan nesneler tasvir ediliyor

Kudüs'ün büyük bölümünü yıkan Romalılar, Tapınak Dağı'nın istinat duvarlarından olan Batı Duvarı'nı (ya da bugün bilinen adıyla Ağlama Duvarı) sağlam bırakmışlardır. İlk ayaklanmanın sona ermesinin ardından, Yahudilerin önemli bir bölümü kendi topraklarında yaşamayı sürdürmüş ve dinlerini uygulamalarına müsaade edilmiştir. İkinci yüzyılda, Roma İmparatoru Hadrianus Kudüs'ü bir pagan şehri olarak yeniden inşa ettirmeye başlamış, diğer yandan da bazı Yahudi adetlerine kısıtlamalar getirmiştir. Bu hakaret karşısında, Yahudiler bu sefer Simon Bar Kohba'nın önderliğinde bir defa daha ayaklanmışlardır. Hadrianus, buna muazzam bir güçle karşılık vermiş, yarım milyona yakın Yahudiyi öldürtmüştür. Roma lejyonlarının 135 yılındaki zaferinin ardından, Yahudilerin Kudüs şehrine girmeleri ve birçok Yahudi ibadeti Roma tarafından yasaklanmıştır. Kudüs'ün yıkılması ve Yahudilerin şehirden sürülmesinin ardından, Yahudi ibadeti de Tapınak çevresinde örgütlenmekten çıkmış ve bunun yerine hahamlar, cemaatlerin öğretmenleri ve önderleri olarak daha önemli roller almaya başlamışlardır. Roma döneminden sonra Yahudi Kutsal Kitabı'na yeni bir kitap eklenmemiş, bunun yerine, Halaha'nın ya da sözlü yasanın yorumlanıp geliştirilmesine ve bu geleneklerin, Yahudi hukukunun yorumlanmasında anahtar öneme sahip olan ve M.Ö. birinci ve beşinci yüzyıllar arasında kaleme alınan Talmud'a kaydedilmesine yoğun çaba harcanmıştır.

212 yılında, tüm Yahudilere Roma İmparatorluğu vatandaşlığı verilmiştir. Milattan sonra 395 yılında I. Theodosius'un tahta geçmesiyle, Hristiyanlık, çöküş dönemine girmiş olan Roma İmparatorluğu'nun tek devlet dini hâline gelmiştir. Roma İmparatorluğu'nun son yüzyıllarında Yahudi ve Hristiyan yaşamları "tamamiyle birbirinin zıddı yönlerde" gelişmiştir. Yahudi yaşamı otonom, ademi merkeziyetçi ve cemaat odaklı hale gelirken, Hristiyan yaşamı ise, Papa ve Roma İmparatoru'nun yüksek otoritesi altında katı bir hiyerarşik sistem halini almıştır.

İsrail'in çöküşünün ardından Yahudi yaşamı temelde demokratik bir karakter taşımıştır. Talmud'daki hahamlar, Tesniye'deki (29:9) "önderleriniz, oymak başlarınız, ileri gelenleriniz, görevlileriniz, bütün öbür İsrailli erkekler… Tanrınız Rab'bin önünde duruyorsunuz," pasajını, "Sizler için önderler, oymak başları, ileri gelenler, görevliler atadıysam da hepiniz nazarımda eşitsiniz" şeklinde yorumlamıştır (Tanhuma). Talmud'da, hakların her zaman beraberinde sorumlulukları da getirdiğinin altını çizilir: "hepiniz birbirinizden sorumlusunuz."

Yahudilerin Katolikliğe geçen Roma İmparatorluğu ve Zerdüştçü Pers İmparatorluğu'nun dış baskılarından kurtulabilmiş olması birçok tarihçi tarafından "gizemli" bir olay olarak nitelendirilmiştir. Örneğin, Wilhelm von Humboldt, bu konuyu "Nice parlak zekaların salt insani düzeyde açıklanabileceğinden şüphe duyduğu dünya ve dinler tarihindeki olağandışı bir fenomen" sözleri ile kaleme almıştır.

Ünlü Yahudi tarihçi Salo Wittmayer Baron'a göre, İsrail'in düşüşü ile Roma'nın çöküşü arasındaki önemli yüzyıllar boyunca, Yahudiler varlıklarını sürdürebilmek için bir dizi mekanizma geliştirmişlerdir. Baron, Yahudiliğe ve Yahudi topluluğuna güç kazandıran en az sekiz etken sayar:

  1. Mesih inancı. Nihayetinde hayırlı bir sonuç çıkacağına ve İsrail'in yeniden kurulacağına olan inanç.
  2. Ahiret doktrini üzerine giderek daha kapsamlı çalışılması. Kutsal Kitap zamanında büyük ölçüde göz ardı edilen ölümden sonra yaşam inancı artık daha fazla alim tarafından tartışılmaya başlamıştı. Bu inanç, Yahudilere bu dünyada çektikleri eziyete dayanma gücü vermiş ve din değiştirmenin cazibesine karşı koymalarına yardım etmiştir.
  3. Yahudi tarihi ve kaderinin yorumlanması yoluyla çekilen ıstıraplara anlam kazandırılmıştır.
  4. Gerek şehitlik doktrini gerekse zulüme uğramanın kaçınılmazlığı bir toplumsal dayanışma kaynağı hâline getirilmiştir.
  5. Yahudilerin günlük yaşamı oldukça tatmin ediciydi. Her ne kadar Roma ve Pers İmparatorluklarının dört bir yanında, hatta buraların da ötesinde yaşıyorlardıysa da, Yahudiler hep diğer Yahudiler ile bir aradaydılar. Uygulamada, birçok Yahudi hayatı boyunca sadece birkaç dramatik durumda aleni olarak zulümle karşı karşıya kalırdı. Çoğunlukla, herkesin etkilendiği ve alışık oldukları bir ayrımcılık altında yaşıyorlardı. Günlük yaşam, gün boyunca Tanrı ile ilişkilerinin sürekli farkında olmalarını sağlamak için çok çeşitli ritüel gereklilikler tarafından yönetilmekteydi. "Genellikle, bu her şeyi içine alan Yahudi yaşam tarzı bir Yahudi için öylesine tatmin ediciydi ki, kendini… bunun temellerinin korunması uğruna… feda etmeye hazırdı." Yahudilerin, putperestliğe ve domuz eti yemeye karşı çıkmak, çocuklarını sünnet ettirmek gibi uğrunda hayatlarını feda ettikleri emirler en katı şekilde uyulanlardı.
  6. Geç dönem Roma İmparatorluğu ile Pers İmparatorluğu'nun müşterek gelişimi ve ayrımcı politikaları, Yahudilerde cemaat örgütlenmelerinin güçlü kalmasını sağlamıştır.
  7. Talmud, doğumdan ölüme kadar Yahudi etiğinin, hukuk ve kültürünün, müşfik bir yargı ve sosyal refah sisteminin, herkes için eğitimin, güçlü, sevgi dolu ve cinsel açıdan tatminkar bir aile yaşamı geliştirilmesinin ve tatminkar bir dini yaşamın sürdürülmesinde son derece etkin bir güç olmuştur.
  8. Yahudi kitlelerin "alt orta sınıf"ta öbeklenmesi, orta sınıf erdemi olan cinsel özdenetimi sürdürmüştür. Etraflarını çevreleyen kültürlerin aksine, Yahudiler kendini dünya nimetlerinden çekmek ile cinsel aşırılık gibi iki uç arasında ılımlı orta yolu takip etmişlerdir. Yahudiler için, evlilik, etnik ve etik yaşamın güçlü temelini oluşturmuştur.

Bu şekilde saldırganlık, sadece Yahudilerin birliğini ve içsel güçleri ile bağlılıklarını daha da pekiştirmekten başka bir şey yapmamıştır.

Diasporanın başlangıcı

Her ne kadar Babilliler zamanından itibaren Yahudiler İsrail dışına da yerleşmişlerse de, Yahudi ayaklanmasına Romalıların verdiği tepki, Yahudi yaşamının merkezini kadim memleketlerinden diyasporaya kaydırmıştır. Yahudilerin bir kısmı Romalıların adını Filistin olarak değiştirdiği Yehuda'da kalırken, bazıları esir olarak satılmış, geriye kalanlar da Roma İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde vatandaş olmuştur. Yahudi diyasporasına getirilen bu geleneksel açıklama Yahudilerin neredeyse tamamen Yehuda'dan sürgün edilenlerin biyolojik torunları olduğuna inanan geçmişteki ve bugünkü Rabinik ve Talmud alimlerinin hemen hepsi tarafından kabul edilir. İslamın ortaya çıkışından altı yüzyıl önce, (gerek savaş gerekse İmparator Konstantin'in 313 yılında Hristiyanlığa geçişinin ardından, Hristiyan misyonunun uyguladığı baskı yüzünden harabeye dönen) Filistin'den Suriye, Babil ve İran Platosu'na kitlesel göç yaşanmış, bu yüzden, söz konusu bölgelerdeki nüfusa "muazzam ölçüde Yahudi kanı karışmıştır."

Bazı laik tarihçiler, Antik Çağ'daki Yahudilerin çoğunluğunun muhtemelen Greko-Romen dünyadaki, özellikle de İskenderiye ve Anadolu'daki şehirlerin din değiştiren sakinlerinin torunları olduğunu savunurlar. Buna göre, diyasporadan sadece ruhani açıdan ve Yahudi itikatının köşe taşı hâline gelen kayıp ve evsizlik hissinden etkilenmişler, dünyanın çeşitli yerlerinde gördükleri zulüm de bu hissiyatı desteklemiştir. Yahudilik dinini Helenistik medeniyetin dört bir yanına yayan bu tür din değiştirme politikaları Yahudi devletinin yıkılmasının ardından artmış ve ancak Hristiyanlığın güç kazanması ile sona ermiş görünmektedir. Miladi dönemde, Mısır Yahudilerinin sayısının toplam yedi buçuk milyonluk bir nüfus içinde yaklaşık bir milyona ulaştığı tahmin edilmektedir.

Bu teori ile sunulan genetik deliller sağlam olmasa da, kimi tarihçiler tarihi kayıtlara dayanarak Hristiyanlığın arifesinde, Roma İmparatorluğu nüfusunun %10'unu Yahudilerin oluşturduğuna inanmaktadır, ki böyle bir rakam ancak yerel halktan Yahudiliğe geçişler ile açıklanabilir.

Sefarad cemaatinin sinagogu olan Amsterdam Esnoga (Sinagogu)

Diyaspora'nın ilk birkaç yüzyılında, en önemli Yahudi cemaatleri, Babil Talmudu'nun kaleme alındığı ve nispeten hoşgörülü rejimlerin Yahudilere özgürlük sağladığı Babil'de bulunmaktaydı. Yahudilerin çok daha katı bir tutum ile karşı karşıya kaldığı ve resmî mevkilere gelmelerine veya ibadethaneler inşa etmelerine izin verilmediği Bizans İmparatorluğu'nda ise durum daha kötüydü. Eski topraklarına geri dönecekleri inancıyla, Yahudiler 614 yılında Filistin'i istila eden Persler ile ittifak kurup onların saflarında savaşmışlar ve Kudüs'teki Bizans garnizonunu yenerek üç yıl boyunca şehri idare etmişlerdir. Ancak Perslerin Bizans İmparatoru Herakleios ile barış yapmalarının ardından Hristiyan yönetimi yeniden tesis edilmiş ve bunu izleyen katliamdan sağ kurtulmayı başaran Yahudilerin Kudüs'e girmeleri bir defa daha yasaklanmıştır.

Bizans İmparatorluğu'nun büyük bölümü ile Babil'in İslam orduları tarafından fethedilmesi Yahudilerin yaşamını genel olarak iyileştirmiş olsa da ikinci sınıf vatandaş statüleri değişmemiştir. Bu İslami fetihlere tepki olarak, Batı 1096'daki Birinci Haçlı Seferi Kudüs'ü yeniden ele geçirmeye teşebbüs etmiş, bunun sonucunda bölgedeki birçok Yahudi cemaati de ortadan kaldırılmıştır. Yahudiler, Kudüs'ü Haçlılara kadar en gayretli şekilde savunanlar arasında yer almıştır. Şehir düştüğünde, Haçlılar bir sinagoga topladıkları Yahudileri burada yakmışlardır. Yahudiler, Haçlılara karşı Hayfa'yı neredeyse tek başlarına savunmuşlar, kuşatma altındaki şehri tam bir ay boyunca tutmuşlardır (Haziran-Temmuz 1099). O dönemde, son Yahudi devletinin yok olmasından bin yıl sonra, ülkenin her yerinde Yahudi cemaatleri bulunmaktaydı. Bunlardan, aralarında Kudüs, Tiberya, Ramla, Aşkelon, Caesarea ve Gazze'nin de bulunduğu ellisi tarihçiler tarafından bilinmektedir.

Orta Çağ: Avrupa

İslam hakimiyetindeki İberya'da, Pesah hikâyesini okuyan kantor çizimi (14. yüzyıla ait İberya Hagada'sından)

Yahudiler Avrupa'ya Roma İmparatorluğu döneminde yerleşmiştir. Kilisenin tam olarak örgütlenmesinden önce, erken Orta Çağ toplumu hoşgörülüydü. 800 ve 1100 yılları arasında, Hristiyan Avrupa'da 1,5 milyon Yahudi yaşıyordu. Serf veya şövalyeler olarak feodal sistemin parçası olmadıkları için şanslıydılar, zira bu şekilde birçok Hristiyan için hayatı çekilmez hale getiren baskı ve sürekli savaş halinin dışında kalıyorlardı. Sıradan Hristiyanların aksine, Yahudilerin çoğunluğu okuma yazma biliyordu. Finans, yönetim ve hekimlik alanlarında sağladıkları önemli hizmetlerden ötürü Hristiyan toplumu ile ilişkilerinde, krallar, prensler ve piskoposlar tarafından korunmaktaydılar. Hatta İncil üzerine çalışan Hristiyan alimler Talmudik hahamlara danışmaktaydı. Tüm bunlar, Roma Katolik Kilisesi'nin reformları ve güç kazanması, özellikle de vaazler veren Fransisken ve Dominiken keşişlerin uydurduğu hikâyeler ve şehirlerde yaşayan, kıskanç ve rekabetçi orta sınıf Hristiyanların yükselişi ile değişmiştir. 1300 yılına gelindiğinde, keşişler ve yerel rahipler, halka Yahudilerden nefret etmeyi ve onları öldürmeyi öğretmek için, Paskalya yortusu sırasında dönemin kıyafetleri içindeki Yahudileri İsa'yı öldürürken betimleyen sahne oyunlarından yararlanıyorlardı. Yahudiler üzerindeki baskılar ve yaşadıkları yerlerden kovulmaları işte bu noktada yaygın bir hal almıştır. On dördüncü yüzyılın ortalarında Kara Veba salgınlarının Avrupa'yı harap ederek nüfusun yarıdan fazlasının ölümüne yol açmasıyla, Yahudiler de günah keçisi seçilmiştir. Nihayet, 1500 yılı civarında, Yahudiler aradıkları güvenliği buldukları Polonya'da yeniden refaha kavuşmuşlardır.

Norman Roth, bir noktada İspanya'da diğer tüm Avrupa ülkelerinin toplamından daha fazla Yahudinin yaşadığını savunmaktadır. Kimi tarihçilerin hesaplamalarına göre, 12. yüzyılda Sefarad Yahudileri dünyadaki Yahudi nüfusunun %90'ını oluşturmaktaydı, ancak bu oran hızla düşmüştür.

Yahudi cemaatleri sürekli olarak Haçlı saldırılarının hedefi olmuş, giderek sertleşen yasalar da Yahudilerin ekonomik faaliyetlerin büyük bölümünden dışlanmasına ve toprak sahibi olmalarının yasaklanmasına neden olduğundan, Yahudilerin sadece aralarında borç para vermenin de bulunduğu birkaç mesleği yapmaları mümkün olmuştur. Yahudiler, 1300 yılından sonra İngiltere, Fransa ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu'ndan kovulmuşlar, nüfusun büyük bölümü Doğu Avrupa'ya, özellikle de 1700'lü yıllara kadar Yahudilere eşsiz şekilde hoşgörü ile yaklaşılan Polonya'ya gitmiştir. 1764 yılına gelindiğinde, Lehistan-Litvanya Birliği'nde 750.000 Yahudi yaşamaktaydı. O dönemde dünya üzerinde yaşayan Yahudilerin toplam nüfusunun ise 1,2 milyon olduğu tahmin edilmektedir.

Yahudileri hedef alan son ve en büyük toplu kovulma ise, İber Yarımadası'nın 1492 yılında Hristiyanlar tarafından yeniden fethedilmesinin (reconquista) ardından meydana gelmiştir (bkz. İspanya'daki Yahudilerin tarihi ve Portekiz'deki Yahudilerin tarihi). On yedinci yüzyılda, kovulmaların sona ermesinin ardından, bireysel koşullar ülkeden ülkeye ve dönemden döneme farklılıklar göstermiş, ancak genel bir kural olarak, Batı Avrupa'daki Yahudiler resmî kararlar veya gayriresmî baskılar yoluyla tecrit edilmiş gettolarda ve ştetllerde yaşamaya zorlanmışlardır. Yirminci yüzyılın başlarına gelindiğinde, çoğu Avrupa Yahudisi, genel olarak günümüzde Polonya, Litvanya, Beyaz Rusya ve komşu bölgeleri içine alan Rus İmparatorluğu'nun Batı sınırındaki Pale Yerleşimi'nde yaşıyordu.

Orta Çağ: İslam yönetimindeki Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu

Müslümanların yönetimindeki İber Yarımadası'nda, Yahudiler matematik, astronomi, felsefe, kimya ve filoloji alanlarında önemli ilerlemeler sağlayacak özgürlüğe sahiptiler. Bu dönem kimi zaman, İber Yarımadası'ndaki Yahudi kültürünün altın çağı olarak da adlandırılır.

Leon Poliakov, İslamın ilk dönemlerinde, Yahudilerin büyük ayrıcalıklara sahip olduklarını ve cemaatlerinin refaha erdiğini yazar. Ticari faaliyetler yürütmelerini engelleyecek herhangi bir kanun ya da sosyal engel bulunmamaktaydı. Birçok Yahudi Müslümanlar tarafından yeni fethedilmiş bölgelere göç ederek buralarda cemaatler oluşturmuştur. Bağdat veziri kendi sermayesini Yahudi bankerlere emanet etmişti. Deniz ve köle ticaretinin çeşitli kısımlarının başına Yahudiler getirilmişti. Milattan sonra 10. yüzyılda halifeliğin en önemli liman şehri olan Siraf'ın valisi de bir Yahudiydi.

On birinci yüzyıldan itibaren, Yahudilere yönelik pogromların yaşandığı örnekler de olmuştur. Bunlar arasında, Endülüs'teki Gırnata'da Yahudi mahallesinin tümüyle ortadan kaldırıldığı 1066 Gırnata katliamı da vardır. Orta Çağ Kuzey Afrika'sında ve Mısır, Suriye ve Yemen gibi diğer Arap ülkelerinde Yahudilere yönelik şiddet olayları yaşanmıştır.

1172 yılında İslam yönetimindeki İberya'nın büyük bölümünün kontrolünü ele geçiren ve Murabıtlardan çok daha köktenci olan Muvahhidler zımmilere karşı acımasızca davranmışlardır. Yahudiler ve Hristiyanlar Fas'tan ve İslam yönetimindeki İspanya'dan kovulmuşlardır. Aralarında ibn Meymun'un ailesinin de bulunduğu ölüm ile ihtida arasında bir seçim yapmaya zorlanan Yahudilerden bazıları güney ve doğudaki daha hoşgörülü Müslüman ülkelere kaçmış, diğerleri ise kuzeye giderek büyüyen Hristiyan krallıklarına yerleşmiştir.

Aydınlanma ve serbestleşme

Menora önündeki kadın ile temsil edilen Yahudilere serbestlik veren Napolyon (1804 tarihli bir Fransız resmi)

Aydınlanma Çağı boyunca, Yahudilerin kendi içinde de kayda değer değişimler yaşanmıştır. Avrupa genelindeki Aydınlanma'ya paralel olarak Haskala (Yahudi Aydınlanması) hareketi de ortaya çıkmış, 1700'lü yıllarda Yahudiler kendi içlerine kapanmayı bırakarak, genel Avrupa toplumunun bilgi birikimini almaya, görgü kurallarını ve ideallerini benimsemeye başlamıştır. Öğrencilerin aldığı geleneksel dini öğrenime laik ve bilimsel öğretim de eklenmiştir. Yahudi tarihi ve İbranice çalışmaları yeniden hayat bulmuş, ulusal Yahudi kimliğine olan ilgi büyümeye başlamıştır.

Günümüzdeki tüm Yahudi mezheplerinin doğuşu da Haskala hareketinden etkilenmiştir. Aynı zamanda, Haskala, Yahudilerin ikamet ettikleri ülkelere kültürel asimilasyonun teşvik edilmesine de ve on dokuzuncu yüzyılda Yahudilikteki Reform hareketine de katkıda bulunmuştur. Hemen hemen aynı zamanda, Haskala'nın neredeyse tam zıddını telkin eden Hasidik Yahudilik hareketi doğmuştur. 1700'lü yıllarda, İsrael ben Eliezer (Baal Şem Tov) tarafından başlatılan Hasidik Yahudilik, dine coşkulu ve mistik yaklaşımı ile hızla taraftar toplamıştır. Bu iki hareket ve içinden çıktıkları Yahudiliğe geleneksel ortodoks yaklaşım, çağımızda Yahudi görenekleri içindeki bölünmelerin temelini oluşturmuştur.

Bu esnada, dış dünyada da bir değişim yaşanmaktaydı. 1791'de, Fransa Yahudi nüfusuna serbestlik tanıyarak kanunlar nezdinde onlara eşit haklar veren ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Napolyon, Yahudileri Avrupa'daki Yahudi gettolarını terk edip yeni oluşturulan hoşgörülü siyasi rejimlere sığınmaya davet ederek bu serbestleşmeyi daha da yaymıştır (bkz. Napolyon ve Yahudiler). Danimarka, İngiltere ve İsveç gibi diğer ülkeler de Aydınlanma döneminde Yahudilere yönelik liberal politikaları yürürlüğe koymuşlar, bunun sonucunda da bu ülkelere bir miktar göç yaşanmıştır. On dokuzuncu yüzyıl ortasına gelindiğinde, Papalık Devleti haricinde neredeyse tüm Batı Avrupa ülkeleri Yahudi nüfuslarına serbestlik vermişler, ancak 19. yüzyılın sonunda Doğu Avrupa ve Pale Yerleşimi'nin her yerinde baskılar ve pogromlar yoğun olarak devam etmiştir. Antisemitizmin doğuda şiddet yoluyla, batıda ise sosyal olarak varlığını sürdürmesi yüzünden de, bir dizi Yahudi siyasi hareketi ortaya çıkmış, bunlar da Siyonizm ile sonuçlanmıştır.

Siyonizm ve Avrupa'dan göç

1930'larda Polonya'daki Siyonist Tarbut okullarından bir poster. Siyonist partiler Polonya siyasetinde son derece aktif bir rol oynuyordu. Polonya'daki 1922 genel seçimlerinde, parlamentoda Yahudilere ait 35 sandalyeden 25'i Siyonistler tarafından kazanılmıştı.

Siyonizm, Yahudilerin geldikleri topraklar olan Yeruşalim ve çevresinde 1900 yıl aradan sonra tekrar bir araya toplayıp bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayam sosyopolitik bir harekettir. Kökenleri daha eskiye dayanmakla birlikte, hareket resmî olarak Avusturya doğumlu Yahudi gazeteci Theodor Herzl tarafından 19. yüzyıl sonunda kurulmuştur. Uluslararası hareket sonunda 1948 yılında dünyada modern zamanların ilk ve tek Yahudi Devleti olan İsrail Devleti'ni kurmuştur. Siyonizm hâlen öncelikle İsrail devleti ve hükûmetini desteklemek ve Yahudi halkı için bir memleket olarak statüsünü korumak amacıyla varlığını sürdürmektedir. Bir "diyaspora milliyetçiliği" olarak tanımlanan Siyonizm destekçileri tarafından amacı Yahudi halkının kendi kaderini tayin etmesi olan bir ulusal kurtuluş hareketi olarak görülür.

Siyonizm, Yahudi halkı ile Yahudilerin ulus olduğu kavramının MÖ 1200 yılı ile İkinci Tapınak dönemi –yani MÖ 70'e kadar– arasında bir noktada ortaya çıktığı düşünülen İsrail Diyarı arasında bağ kuran dini gelenek üzerine kurulmuş olsa da, daha ziyade Avrupa Yahudilerinin kıtanın her yerindeki yoğun Antisemitizm'e bir tepki olarak başlayan modern hareket büyük ölçüde laik bir karaktere sahip olmuştur.

Politik yollardan tepki vermenin yanı sıra, 19. yüzyılın sonlarında çok sayıda Yahudi, Doğu Avrupa'daki baskılardan da kaçmaya başlamış, bunların çoğu Amerika Birleşik Devletleri'ne giderken bir kısmı da Kanada ve Batı Avrupa'ya yerleşmiştir. 1924 yılına gelindiğinde, sadece ABD'ye göç eden ve Avrupa'da yükselen Antisemitizm'in yol açtığı baskıların pek olmadığı bu ülkede büyük bir cemaat kuran Yahudilerin sayısı neredeyse iki milyona ulaşmıştı (bkz. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudilerin tarihi). I. Dünya Savaşı'nda, 450.000'i çarlık Rusya'sı, 275.000'i de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu saflarında olmak üzere, İttifak ve İtilaf devletleri ordularında 1.172.000'in üzerinde Yahudi asker hizmet vermiştir.

Holokost

Antisemitizm en yıkıcı şekline, Yahudilerin yok edilmesini öncelik olarak belirleyen ve 1941 - 1945 yılları arasında Holokost'ta yaklaşık 6 milyon Yahudinin öldürülmesi ile sonuçlanan Nazi Almanyası'nın politikalarında ulaşmıştır. Naziler işgal ettikleri topraklarda Yahudileri ve diğer grupları arazide toplu olarak öldürmek için başlangıçta Einsatzgruppen adını verdikleri ölüm taburlarından faydalanmışlardır. 1942 yılına girildiğinde, Nazilerin lider kadrosu Avrupa Yahudilerinin soykırımını öngören Nihai Çözüm'ü hayata geçirmeye ve özellikle Yahudileri öldürmek için imha kampları kurarak Holokost'un hızını artırmaya karar vermiştir. Bu, sınai ölçekte bir soykırım yöntemiydi. O zamana kadar hastalıkların kol gezdiği, aşırı kalabalık gettolara kapatılmış olan milyonlarca Yahudi, (sıklıkla trenle) Nazi ölüm kamplarına naklediliyor, buralarda bir kısmı belirli bir yere (çoğunlukla gaz odalarına) yönlendiriliyor, ardından da ya gaz verilerek ya da vurularak öldürülüyordu. Cesetleri ise gömülüyor ya da yakılıyordu. Diğerleri ise kendilerine çok az yemek verilen ve salgın hastalıkların yaygın olduğu kamplarda tutuluyordu.

II. Dünya Savaşı sırasında Müttefik ordularında savaşan Yahudilerin sayısının %40'ı Kızıl Ordu'da olmak üzere, 1,4 milyon olduğu tahmin edilmektedir.

İsrail'in kuruluşu

Ağlama Duvarı'nda dua eden Yahudiler

1948 yılında, İsrail Devleti'nin kurulması ile, Yeruşalim'in Romalı'lar tarafından yıkılmasından sonra ilk Yahudi devleti kurulmuş oluyordu. 1948 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından, daha önceleri Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşayan 850.000 Yahudinin büyük çoğunluğu da İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa'dan gelen artan sayıda göçmene katıldı. Yirminci yüzyılın sonuna gelindiğinde, Yahudi nüfus merkezleri muazzam ölçüde değişmiş, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail laik ve dini Yahudi yaşamının merkezleri hâline gelmiştir.

Baskılar

Yahudi tarihi boyunca Yahudi halkı ve Yahudilik çeşitli baskılara maruz kalmıştır. Geç Antik Çağ ve erken Orta Çağ'da, Roma İmparatorluğu (sonrasında da Bizans İmparatorluğu), ilk olarak pagan Roma döneminde yaşadıkları topraklardan kovdukları ardından da Hristiyan Roma döneminde resmen ikinci sınıf vatandaş statüsüne soktukları Yahudi nüfuslarına defalarca baskı uygulamıştır. Orta Çağ'ın sonraki dönemlerinde, Hristiyan Batı Avrupa'da, özellikle de Almanya'nın dört bir yanında Yahudilerin katledildiği Haçlı Seferleri sırasında, Yahudilere Hristiyanlık adına zulüm yapılmış, Yahudiler İngiltere, Almanya ve Fransa'dan kovulmuştur. En büyük çaplı sürgün ise, İber Yarımadası'nın Katolikler tarafından yeniden fethedilmesinin (reconquista) ardından İspanya ve Portekiz'de yaşanmış, hem Sefarad Yahudileri hem de Müslümanlar kovulmuştur. 1870 yılına kadar varlığını sürdüren Papalık Devleti'nde ise, Yahudilerin sadece getto adı verilen belirli mahallelerde yaşamasına izin verilmiştir. On dokuzuncu yüzyılda ve (İkinci Dünya Savaşı sona ermeden önce) 20. yüzyılın ilk yarısında, Roma Katolik Kilisesi, "iyi Antisemitizm" ve "kötü Antisemitizm" arasında bir ayrım yapmıştır. Buna göre, "kötü" Antisemitizm, Yahudilere karşı nefreti soylarından ötürü savunurdu. Bu, Hristiyanlık karşıtı addediliyordu, zira Hristiyanlığın mesajı etnik kimliğine bakılmaksızın tüm insanlığa gönderilmişti ve herkes Hristiyan olabilirdi. "İyi" Antisemitizm ise, gazeteleri, bankaları ve diğer kurumları kontrol altına alma komplolarını, sadece servet birikimine önem vermeleri gibi Yahudilere isnat edilen suçlamaları doğru kabul eder ve bunları eleştirirdi.

İslam ve Yahudilik arasında ise karmaşık bir ilişki var olmuştur. Geleneksel olarak, Yahudiler ve Hristiyanlar Müslüman topraklarında zımmi statüsünde yaşıyor, dini akidelerini yerine getirmelerine ve kendi iç işlerini yönetmelerine, belirli koşullar çerçevesinde izin verilmiştir. Bu koşullardan biri de, zımmilerin Müslüman devlete cizye (özgür yetişkin gayrımüslüm erkeklerden alınan vergi) ödemesi gerekiyordu. İslami yönetim altında, zımmiler düşük bir statüye sahiptiler. Silah taşımalarının ve Müslümanları ilgilendiren davalarda şahitlik etmelerinin yasaklanması gibi bazı sosyal ve yasal engelleri vardı. Ancak bu engellerin büyük bölümü sembolikti. Bernard Lewis'in tabiriyle "en onur kırıcı" olanı ise, Kuran'a ya da hadislere dayanmayan ancak Orta Çağ başlarında Bağdat'ta ortaya çıkan ve son derece düzensiz bir şekilde uygulanan ayırt edici kıyafet giyme zorunluluğuydu. Öte yandan, Yahudiler dinleri yüzünden öldürülme ya da sürülme veya zorla din değiştirmeleri yönünde baskı ile nadiren karşılaşmışlar, çoğunlukla da ikamet ve meslek tercihlerinde serbest olmuşlardır. Nitekim, Emeviler ve Abbasilerin yönetimi altında 712-1066 yılları arası dönem İspanya'daki Yahudi kültürünün Altın Çağı olarak adlandırılır. Bu duruma yönelik önemli istisnai durumlar ise, 12. yüzyıl Endülüs'ünde (daha sonraları da Müslüman İran'da) Muvahhid hanedanının hükümdarları tarafından Yahudilerin öldürülmesi ya da din değiştirmeye zorlanması, Yahudilerin 15. yüzyıldan başlayarak, özellikle de 19. yüzyıl başlarından itibaren Fas'ta mellah adı verilen duvarlarla çevirili mahallelerde yaşamaya zorlanmasıdır.

Modern çağda Yahudilere yönelik en büyük ölçekli zulüm Holokost olmuştur: İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi Almanyası ve işbirlikçileri tarafından Avrupa Yahudileri (ve Kuzey Afrika'nın Avrupalıların kontrolü altında olan bölümlerindeki çeşitli Yahudi cemaatleri) ve diğer azınlık grupları devlet kontrolünde sistematik olarak öldürülmüştür. Zulümler ve soykırım kademeli olarak gerçekleştirilmiştir. Yahudileri sivil toplumun dışına çıkarmaya yönelik yasalar II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden yıllar önce yürürlüğe konmuştur. Toplama kampları kurulmuş, buralara hapsedilenler yorgunluktan veya hastalıktan ölene kadar köle olarak çalıştırılmıştır. Nazi Almanya'sı tarafından işgal edilen Doğu Avrupa topraklarında, Einsatzgruppen adı verilen özel birimler Yahudileri ve siyasi muhalifleri kitlesel olarak kurşuna dizerek öldürmüştür. Yahudiler ile Çingeneler sıkışık gettolara hapsedilmişler, ardından da trenlerle yüzlerce kilometre uzaklıktaki imha kamplarına taşınmışlardır. Yolculuktan sağ çıkmayı başaranların büyük bölümü bu kamplardaki gaz odalarında öldürülmüştür. Alman bürokrasisinin her kolu bu kitle katliamının lojistiğinde yer almış, bir Holokost uzmanının sözleri ile, ülke "soykırımcı bir ulus" halini almıştır.

Ayrıca bakınız

Bibliyografya

Dış bağlantılar

Genel
Laik örgütler
Dinî örgütler
Siyonist örgütler
Uses material from the Wikipedia article Yahudiler, released under the CC BY-SA 3.0 license.