| Nefîr | |
|---|---|
Mevlânâ Müzesi'nde sergilenen ejderha ağzı ve boyuna yivlerle bezeli 19. yüzyıla ait boynuz derviş nefîri | |
| Diğer adları | Kernefîr, Borguy, Nây-ı Türkî, Nây-ı Rûyîn, Derviş borusu, Yuf borusu, Añafil |
| Hornbostel-Sachs sınıfı | 423.121.12 |
| Hornbostel-Sachs tanımı | Uçtan üflemeli, doğal düz/kıvrık borular |
| Geliştirilmesi | Orta Asya, İslam dünyası, Endülüs |
| Çalma aralığı | Mehter, Nevbet, askerî seferberlik, savaş işaretleri, tasavvuf geleneği |
| Çalgı ailesi | Boru, Kurrenây, Zurna, Buisine, Trompet |
Nefîr (Arapça: نفير), tarih boyunca Türk ve İslam devletlerinde, özellikle Osmanlı askerî mûsikisi (mehter) ile tasavvuf çevrelerinde kullanılmış; boynuz, pirinç veya bronzdan imal edilen, perde delikleri bulunmayan konik veya kıvrımlı bir doğal nefesli çalgıdır. Üzerinde parmak delikleri yer almadığından ezgi icrasına elverişli olmayıp, icracının nefes basıncı ve dudak gerilimi (ambujür) sayesinde bir temel ses ile bu sesin doğal harmoniklerini (doğurgan sesler) üretebilmektedir.
Orta Çağ İslam ordularında savaşa hücum, ricat ve yürüyüş işaretlerini iletmek amacıyla çalınan nefîr, Osmanlı mehter takımında tören ve intikal esnasında en ön safta yer almıştır. Savaş meydanında düşmana mehabet ve dehşet salmanın yanı sıra ordunun göç hareketini bildiren "nefîr-i rıhlet", savaşı başlatan "nefîr-i gazâ" ve halkı topyekûn savunmaya çağıran "nefîr-i âm" (seferberlik) gibi tarihî askerî usullerin merkezinde bulunmuştur. Mûsiki heyetinde ise zurna ve hanendelerin icralarına pes perdelerden sürekli ses vererek "dem tutma" vazifesi görmüştür.
Nefîr, 13. yüzyıldan itibaren Endülüs ve Haçlı Seferleri vasıtasıyla Batı Avrupa'ya intikal etmiş; İspanyolca ve Portekizcede Arapça tanımlığıyla birlikte añafil (okunuşu: anyafil) adını alarak Orta Çağ Avrupa şövalye ve hanedan mûsikisinde kullanılan düz ve uzun heraldik boruların (buisine) temel öncülü olmuştur. Askerî alanın haricinde Kalenderî, Haydarî ve Bektâşî gibi tarikatlara mensup gezgin dervişler tarafından bellerine asılarak taşınmış; dergâh ve şehirlere girişte veya ıssız yollarda yırtıcı hayvanları ürkütmek gayesiyle çalındığı için halk arasında "derviş borusu" veya "yuf borusu" adıyla da anılmıştır.
Arapça kökenli nefîr (Arapça: نفير) kelimesi sözlükte "topluluk, kalabalık, bir iş için toplanıp harekete geçen insan grubu, savaşa veya cihada çağrı alarmı" anlamlarına gelir. Kelime, İslam dünyasında erken dönemlerden itibaren "boynuz veya madenden mamul savaş borusu" manasında bir organolojik terim kazanmıştır.
Tarihî Türk ve İslam mûsikisi literatüründe nefîr için farklı terimler de kullanılmıştır:
Mütercim Âsım, meşhur Burhân-ı Kātı' Tercümesi adlı eserinde nefîri şu şekilde tarif etmiştir:
"Nefîr, Hasîr vezninde ma'rûf borıdır ki mehterler çalarlar. Kurrenâyın küçüğüdür... Nây-ı rûyîn ve nây-ı rûyîne dahi derler. Nefîr dedikleri budur, hâlâ vüzera mehterleri dahi çalar."
Nefîr, organolojinin "doğal çalgılar" (natural trumpets/horns) sınıfına giren ve dudak titreşimiyle ses üretilen bir aerofondur. Çalgının gövdesi tarih boyunca kullanım amacına ve icracısına göre iki ana grupta üretilmiştir:
Nefîr hakkında tarihî kaynaklardaki en ayrıntılı teknik bilgiyi 14. ve 15. yüzyıl müzik bilgini Abdülkâdir-i Merâgī vermiştir. Merâgī, Câmiʿu’l-elḥân ve Makāṣıdü’l-elḥân adlı eserlerinde nefîrin yaklaşık 170 cm (yaklaşık bir buçuk arşın) boyunda olduğunu, nefesli sazlar ailesinin en uzun üyesi sayıldığını ve parmak delikleri bulunmadığından icrasının fevkalade zahmetli olduğunu kaydetmiştir.
Çalgı form olarak ağızlıktan itibaren ince ve düz bir boru olarak başlar; kimi modellerde düz bir hat izleyerek uca doğru konik biçimde genişler, kimi mehter nefîrlerinde ise boru gövdesi geriye doğru bir veya iki kıvrım ("deveboynu" kavisi) yaparak öne yönelir ve ağız (kalak) kısmında geniş bir çan şeklinde son bulur.
Nefîr üzerinde perde veya parmak deliği, sübap ya da piston gibi mekanik ses değiştiriciler bulunmaz. Bu sebeple modern trompetlerde olduğu gibi kromatik veya tam diyatonik makam melodileri çalınamaz. İcracı (nefîrî / borazen), dudağının ağızlığa uyguladığı gerilim, ağız boşluğu hacmi ve akciğerden gelen hava basıncını değiştirerek çalgının boy uzunluğuna bağlı olan doğal harmonik serisindeki (doğurgan sesler) notaları elde eder:
Çalgının melodi çalmaya uygun olmaması, Türk halk diline ve atasözlerine de yansımıştır. Halk arasında yaygınlaşan "Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına" deyiminin aslının mûsiki çevrelerinde "Boruda (nefîrde) peşrev olmaz..." şeklinde olduğu, peşrev ve semâî gibi makam formlarının nefîrle icra edilemeyeceği gerçeğinden neşet ettiği belirtilmektedir.
17. yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatnâmesinde nefîrin "kamış sîsi" (kamış sipsi / ağızlık) takılarak üflendiğini nakletmiştir. Ancak Osmanlı çalgılarını inceleyen İngiliz müzikolog Henry George Farmer, nefîrin doğrudan madenî ağızlıklı düz bir doğal boru (trompet) olduğunu, kamışlı bir saz olmadığını savunmuştur. Müzikolog Fikret Karakaya, Evliya Çelebi'nin nefîri kamış sipsili olarak nitelemesine karşılık Farmer'ın çalgıyı madenî tabii boru saymasının nedeninin tam olarak aydınlatılamadığını, bazı yerel veya törensel nefîrlere ses çıkarmayı kolaylaştırmak amacıyla kamış yerleştirilmiş olabileceğini ya da Evliya Çelebi'nin dilli zurna ağızlığı ile madenî nefîr ağızlığını teşbihen andığını ifade etmiştir.
Askerî haberleşme ve hâkimiyet sembolü olarak madenî boru kullanımı kadim Türk kültüründe derin köklere sahiptir. Hunlar ve Göktürkler döneminde tuğ takımlarında yer alan ve "buğ", "burguy" veya "borı" olarak anılan çalgılar nefîrin doğrudan atası kabul edilir. Dede Korkut Kitabındaki destanlarda savaşa girilirken vurulan davulun yanında "burması altın tunç borular"dan hürmetle bahsedilmektedir.
Evliya Çelebi, Doğu İslam dünyasında askerî mehter borusunun mucidi olarak Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan'ın kabul edildiğini aktarır; nitekim Avrupa organolojisinde Orta Çağ'dan bu yana ağaç kabuğundan burularak yapılan kıvrık dağ çoban borularına "Alp borusu" (Alphorn) denilmesi ile bu rivayet arasında dikkat çekici bir ad ve biçim paralelliği bulunmaktadır.
Emevî, Abbâsî, Fâtımî, Gazneli, Büyük Selçuklu, Hârizmşah ve Memlûk ordularında nefîr; davul (tabl), kös, nakkâre ve zurna ile birlikte resmî askerî mızıka heyetinin (nevbet) asli beş nefesli ve vurmalı unsurundan biri olmuştur. Memlûk Sultanı I. Baybars'ın resmî nevbet takımında 4 büyük davul, 4 standart davul, 4 kavalın yanında 20 nefîrî (borazen) görev yapmaktaydı.

Nefîr, 13. yüzyıldan itibaren Endülüs Emevîleri ve Haçlı Seferleri kanalıyla Avrupa kıtasına geçmiş ve kıtanın askerî müzik tarihinde köklü bir dönüşüm başlatmıştır.
İspanyollar, Mağribî İslam ordularında gördükleri bu uzun ve düz boruyu Arapça harf-i tarifli adı olan en-nefîr kelimesinden türeterek añafil şeklinde adlandırmışlardır. Kastilya Kralı X. Alfonso (1221–1284) için 13. yüzyılın ikinci yarısında hazırlanan ünlü şarkı derlemesi Cantigas de Santa Maria el yazmasında yer alan renkli minyatürlerde, Müslüman ve Hristiyan nefîrzenler yan yana bu uzun boruları üflerken resmedilmiştir (örneğin 320. ve 350. kantiga minyatürleri).
Añafil, Orta Çağ boyunca İspanya ve Portekiz ordularında krallık ve şövalye alaylarının resmî tören borusu haline gelmiş; Fransa ve İngiltere'de ise buisine (veya busine) adıyla yaygınlaşarak modern tören trompetlerinin ve fanfarların doğrudan tarihî öncülü olmuştur.
Osmanlı saray teşkilatında Mehterhâne-i Âmire (Tabl u Âlem Mehterleri) bünyesinde nefîr üfleyen sanatkârlara nefîrî, nefîrzen veya çoğul şekliyle nefîrciyân (daha sonraları borazen) denilirdi.
Nefîr melodik olarak hareketli nağmeler çalamasa da klasik mehter fasıllarında vazgeçilmez bir armonik ve tınısal işleve sahipti. Zurnazenlerin icra ettiği ana melodinin altında, makamın karar ve durak perdelerinde uzun, kesintisiz ve gür tonlarla "dem tutarlardı".
Tarihî nota mecmualarında doğrudan nefîrlerin icrasına yönelik bestelenmiş eserler yer almaktadır. Bunların başında, boruların uzun seslerle icraya katıldığı ve makam zeminini döşediği meşhur "Nefîr-i Dem" peşrevi ile aynı üslupta kaleme alınan "Nazîre-i Nefîr-i Dem" peşrevi gelmektedir.
16. yüzyılda yaşamış Osmanlı saray bestekârı ve mehter icracısı Nefîrî Behram Ağa, nefîr sazının mûsikideki en büyük virtüözü ve temsilcisi olarak tarihe geçmiştir. Behram Ağa'nın bestelediği peşrevler dönemin güfte ve nota mecmualarında muhafaza edilmiştir.

Nefîr, askerî kimliğinin yanı sıra Orta Çağ ve erken modern dönem İslam dünyasında tasavvuf hayatının belirgin bir sembolü olmuştur. Özellikle melâmet neşvesine sahip gezginci dervişler (Kalenderîler, Abdallar, Haydarîler ve Bektâşîler), deriden veya kumaştan mamul kılıflar içinde, boyunlarına ya da bellerine zincirle asarak birer boynuz nefîr taşırlardı.
Dervişlerin nefîr taşımasının başlıca pratik ve sembolik sebepleri şunlardı:
Klasik Türk edebiyatında ve tekke şiirinde nefîr bu tasavvufi ve uhrevi çağrışımlarıyla sıkça işlenmiştir. Nesîmî:
diyerek nefîri ilahi ikaz olarak nitelerken, 18. yüzyıl Mevlevî şeyhi ve divan şairi Şeyh Galip beytinde nefîri ariflerin sırlarına mazhar olan sazlar arasında zikretmiştir:
Osmanlı ve Doğu İslam mehterhanelerinde nefîr ile birlikte adı sıkça anılan bir diğer madenî üflemeli saz kurrenâydır (veya kerrenây). Çoğu zaman birbiriyle karıştırılan bu iki çalgı ebat ve icra bakımından belirgin farklara sahipti: