
Makedonya eyaleti (Macedonia) Romalı general Quintus Caecilius Metellus'un Makedon Andriskos'u MÖ 148'de yenilgiye uğratmasının ve bölgede Roma tarafından kurulmuş dört kukla cumhuriyetin dağılmasının ardından MÖ 146 yılında kuruldu. Eyalet Epirus, Tesalya, İllirya'nın bazı bölümleri ve Trakya'dan oluşuyordu.
Diocletianus'un 3. yüzyılın sonlarında yaptığı reformların ardından Epirus eyaletten ayrıldı ve 4. yüzyılda Makedonya eyaleti güneyde "Macedonia Prima" ve kuzeyde "Macedonia Salutaris" olarak ikiye ayrıldı. Bu eyaletlerin hepsi de 318'de İlliryum idari bölgesine dahil edilen üç piskoposluktan biri olan Makedonya piskoposluğuna bağlıydı. 379'da İlliryum idari bölgesi Batı ve Doğu İmparatorlukları arasında bölündü. Makedonya eyaletleri Doğu İlliryum'a dahil edildi. 395'te imparatorluğun ebediyen bölünmesinin ardından Doğu Roma İmparatorluğu'nun içinde kaldı.

İmparator Diocletianus’un M.S. 293 yılı civarında hayata geçirdiği köklü idari reformlar, Roma İmparatorluğu’nun mülki idare sisteminde yepyeni bir dönemin kapısını araladı. Bu dönemde geleneksel eyalet yapısı terk edilerek, imparatorluğun birinci derece idari bölünmesi niteliğindeki diyosez ve "praefectura praetorio" (prefektörlük) sistemlerine geçildi; mevcut eyaletler ise daha küçük ve yönetilebilir birimlere ayrıldı.
Makedonya eyaleti, bu yeni yapılanmanın ilk aşamasında Mezya diyosezine bağlansa da ilerleyen süreçte merkezi Thessalonica (Selanik) olan yeni Dioecesis Macedoniae’nin bir parçası haline geldi. Bu diyosez, Illyricum praetoria idaresi'ni oluşturan üç ana idari bölgeden biriydi (prefektörlük merkezi M.S. 379 yılına kadar Sirmium, bu tarihten sonra ise Selanik olmuştur). Bu reform rüzgârıyla birlikte Makedonya toprakları da kendi içinde daha küçük eyalet birimlerine bölündü:
M.S. 379 yılında Makedonya Prefektörlüğü Batı ve Doğu Roma imparatorlukları arasında paylaşıldığında, Makedonya eyaletleri Doğu Illyricum’un sınırları içinde kaldı. İmparatorluğun M.S. 395’teki kesin ve kalıcı bölünmesiyle birlikte Makedonya, bütünüyle Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun egemenlik sahasına geçti.
Bu idari dönüşüm sürecinde, Balkanlar’daki kentsel merkezlerde köklü bir Yahudi varlığının mevcudiyeti dikkat çekmektedir. Helenistik diasporanın bir parçası olan ve Koine Grekçesi konuşan bu Yahudi topluluklarının; Illyricum ve Makedonya’nın yeniden yapılandırılan eyalet sınırları içindeki Stobi, Naissus (Niş) ve Salona gibi önemli şehirlerde yaşadıkları belgelenmiştir.
Bölgedeki Yahudi nüfusunun, doğudaki Babil merkezli halaha (Yahudi hukuku) geleneklerinden ziyade, doğrudan Kudüs merkezli dinsel geleneklere bağlı bir inanç pratiği sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Stobi’de gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan ve üzerinde Yunanca mozaik yazıtlar barındıran sinagog kalıntıları, bu toplulukların Roma kentsel yaşamıyla ne denli bütünleşmiş, ancak aynı zamanda kültürel özgünlüklerini korumayı başarmış bir yapıda olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Eyaletlerdeki diğer topluluklar gibi imparatorluğun şehir reformlarından ve idari düzenlemelerinden doğrudan etkilenen bu cemaatlerin, Geç Antik Çağ boyunca varlıklarını kesintisiz sürdürmüş olmaları, Roma’nın merkezi dinsel şemaları içerisinde yerel bir özerkliğe ve güçlü bir uyum kabiliyetine sahip olduklarına işaret etmektedir.

Makedonya, İmparator Augustus’un saltanatıyla (M.Ö. 27 – M.S. 14) birlikte uzun soluklu bir barış, istikrar ve refah dönemine adım atmıştır. Her ne kadar Roma dünyasındaki ekonomik ağırlığı, yanı başındaki zengin Asia eyaleti (Anadolu) ile kıyaslandığında zamanla bir miktar gölgede kalmış olsa da bölge kendi içinde büyük bir kalkınmaya sahne olmuştur.
M.Ö. 130’lar ve 120’lerde inşa edilen Via Egnatia (Egnatia Yolu), Roma kolonilerinin kurulması ve Romalı tüccarların kent merkezlerine yerleşmesiyle birleşerek bölge ekonomisine muazzam bir dinamizm kazandırmıştır. İmparatorluk idaresi, geliştirdiği gelişmiş yol ağları ve idari sistem sayesinde hem yönetici elit tabakayı hem de alt sınıfları ihya eden topyekûn bir ekonomik sıçrama yaratmıştır. Geniş tarım arazileri ve verimli otlaklar sayesinde, köle emeğine dayalı bu toplumsal düzende büyük mülk sahibi aileler devasa servetler edinmiştir.
Üretici sınıfların yaşam standartlarındaki bu iyileşme, bölgedeki zanaatkâr ve usta sayısında da gözle görülür bir artışı beraberinde getirmiştir. Taş ustaları, madenciler ve demirciler başta olmak üzere pek çok meslek grubu, her türlü ticari faaliyet ve zanaat kolunda istihdam edilmiştir. Bunun yanı sıra eğitimli Grek nüfusu; Roma dünyasının dört bir yanında öğretmen, eğitmen ve hekim olarak yaygın bir şekilde talep görmüştür.
Eyaletin ihracata dayalı ekonomisinin temel sütunlarını tarım ve hayvancılık oluşturmaktaysa da demir, bakır ve altın gibi değerli madenlerin yanı sıra kereste, reçine, zift, kenevir, keten ve balık gibi stratejik ürünler de yoğun bir şekilde ihraç edilmekteydi. Bölgenin bir diğer önemli zenginlik kaynağı ise şüphesiz Thessalonica (Selanik) ve Cassandreia gibi, Akdeniz ticaret rotalarını birbirine bağlayan büyük liman kentleriydi.
| Antik Roma ile ilgili bu madde taslak seviyesindedir. Madde içeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkı sağlayabilirsiniz. |