|
| |||
| Adlandırmalar | |||
|---|---|---|---|
Tetraklorometan | |||
Diğer adlar Dört klorlu karbon Karbon(IV) klorür Karbon klorür Metan tetraklorür Perklorometan Tetraklorokarbon Ticari adlar: Asordin, Benzinoform, Boncarine, Carbona, Carbon-Tet, Didakol, Fabriklene, Flukoids, Halon-104, Katharin, Necatorina, Necatorine, Neo-necatorina, Phenoxin, Phoenixin, Seretin, Spectrol, Tetra, Tetraform, Tetrasol, Thawpit, Univerm, Vermoestricid Tarihî adlar: Karbon perklorür; Klorokarbon (Simpson, 1865); Karbon biklorür; Carboneum Tetrachloratum / Carbonei Tetrachloridum / Carbo Tetrachloratus, Carboneum Chloratum / Carbonei Chlorurum, Tetrachloretum Carbonicum (Latince) | |||
| Tanımlayıcılar | |||
3D model (JSmol) |
|||
| ChEBI | |||
| ChEMBL | |||
| ChemSpider | |||
| ECHA InfoCard | 100.000.239 | ||
| EC Numarası |
| ||
| KEGG | |||
PubChem CID |
|||
| RTECS numarası |
| ||
| UNII | |||
| UN numarası | 1846 | ||
CompTox Bilgi Panosu (EPA) |
|||
| |||
| |||
| Özellikler | |||
| Kimyasal formül | CCl4 | ||
| Molekül kütlesi | 153,82 g mol−1 | ||
| Görünüm | Renksiz sıvı | ||
| Koku | Tatlı, kloroform benzeri | ||
| Yoğunluk | 1,59 g/cm3 (20 °C) 1,631 g/cm3 (0 °C) | ||
| Erime noktası | -22,99 °C (-9,38 °F; 250,16 K) | ||
| Kaynama noktası | 76,54 °C (169,77 °F; 349,69 K) | ||
| Çözünürlük (su içinde) | 0,8 g/1000 mL (20 °C) | ||
| Çözünürlük | Aseton, benzen, dietil eter, etanol, kloroform, karbon disülfür, nafta, petrol eteri ve piridin içerisinde çözünür | ||
| log P | 2,64 | ||
| Buhar basıncı | 100 mmHg (23 °C) | ||
Henry yasası sabiti (kH) |
3,04×10−2 atm·m3/mol | ||
| −66.60×10−6 cm3/mol | |||
| Kırınım dizimi (nD) | 1,4601 | ||
| Akmazlık | 0.86 mPa·s | ||
| Yapı | |||
| Monoklinik | |||
| Dört açılı | |||
| Dört yüzlü | |||
| Dipol momenti | 0 D | ||
| Termokimya | |||
Isı sığası (C) |
132,6 J/mol K | ||
Standart molar entropi (S⦵298) |
214,42 J/mol K | ||
Standart formasyon entalpisi (ΔfH⦵298) |
-139,3 kJ/mol | ||
Gibbs serbest enerjisi (ΔfG⦵) |
-686 kJ/mol | ||
| Tehlikeler | |||
| İş sağlığı ve güvenliği (OHS/OSH): | |||
| Ana tehlikeler | Akut maruziyet bilinç kaybına, karaciğer ve böbrek hasarına neden olabilir. Ozon tabakası için zararlı. | ||
| GHS etiketleme sistemi: | |||
| Piktogramlar | |||
| İşaret sözcüğü | Tehlike | ||
| Tehlike ifadeleri | H301, H311, H331, H351, H372, H412, H420 | ||
| Önlem ifadeleri | P201, P202, P260, P261, P264, P270, P271, P273, P280, P281, P301+P310, P302+P352, P304+P340, P308+P313, P311, P312, P314, P321, P322, P330, P361, P363, P403+P233, P405, P501, P502 | ||
| NFPA 704 (yangın karosu) |
|||
| Parlama noktası | Yanıcı değil | ||
| Öldürücü doz veya konsantrasyon (LD, LC): | |||
LD50 (medyan doz) |
7,75 g/kg (oral, fare) 5,76 g/kg (oral, tavşan) 2,35 g/kg (oral, sıçan) | ||
LC50 (medyan konsantrasyon) |
5400 ppm (memeli) 8000 ppm (sıçan, 4 sa) 9526 ppm (fare, 8 sa) | ||
LCLo (yayınlanan en düşük) |
20000 ppm (gine domuzu, 2 sa) 38110 ppm (kedi, 2 sa) 50000 ppm (insan, 5 dk) 14620 ppm (köpek, 8 sa) | ||
| NIOSH ABD maruz kalma limitleri: | |||
| PEL (izin verilen) | TWA 10 ppm C 25 ppm 200 ppm (Herhangi bir 4 saatte 5 dakikalık maksimum tepe) | ||
| Benzeyen bileşikler | |||
Benzeyen |
Klorometan Diklorometan Kloroform | ||
Benzeyen bileşikler |
Tetrakloroetilen Karbon tetraflorür Karbon tetrabromür Karbon tetraiyodür | ||
| Aksi belirtilmediği sürece madde verileri, Standart sıcaklık ve basınç koşullarında belirtilir (25 °C [77 °F], 100 kPa). | |||
| Bilgi kutusu kaynakları | |||
Karbon tetraklorür ya da tetraklorometan (IUPAC), CCl4 formülüne sahip kimyasal bileşik. Renksiz ve sudan ağır bir sıvıdır. Kloroform benzeri tatlı bir kokusu vardır. Suda çözünmezken birçok organik çözücü içinde çözünürlük. Yanıcı değildir. Yangın söndürücülerde, kuru temizlemede, soğutucu gazların üretiminde, lav lambalarında, çözücü, fumigant ve kurt düşürücü olarak yaygın şekilde kullanılmıştır.
Victor Regnault tarafından 1839 yılında kloroformun klorlanmasıyla keşfedilen karbon tetraklorür, sanayide büyük ölçekte metan veya karbon disülfürün klorlanması ile üretilmekteydi.
Karbon tetraklorür solunduğunda ya da yutulduğunda merkezi sinir sistemini baskılayarak rehavet ve bilinç kaybına yol açar, yüksek konsantrasyonlarda ölümcül olabilir. Özellikle karaciğer ve böbrekler için çok zehirlidir. Toksik etkileri nedeniyle, kullanıldığı birçok alanda yerini daha güvenli maddeler aldı. Yüksek hepatotoksisitesi nedeniyle bazen laboratuvar hayvanlarında kasıtlı karaciğer hasarı oluşturmak için kullanılır. 2010 yılında, ozon tabakasının incelmesinde rol oynadığı için büyük ölçekli üretimi birçok ülkede yasaklanmıştır.
Bir karbon tetraklorür molekülünde dört klor atomu, merkezî bir karbon atomuna tek kovalent bağlarla birleştirilmiş dört yüzlü konfigürasyonda köşeler simetrik olarak konumlandırılır. Metan ile aynı tetrahedral yapıya sahiptir, bu simetrik geometriden dolayı, CCl4 apolardır. Karbon atomunun yükseltgenme seviyesi +4'tür; metanınkinin (-4) tersi, karbon dioksitle aynıdır. 153,82 olan molekül ağırlığının %7,81'i karbondan, %92,19'u klordan oluşur.
Karbon tetraklorür renksiz, şeffaf, uçucu bir sıvıdır. Kloroforma benzer bir kokusu vardır. Sıvı yoğunluğu oda sıcaklığında 1,59 g/cm3, buhar yoğunluğu havaya kıyasla 5,3'tür. Karbon tetraklorür içinde ses hızı saniyede 926 metredir.
Karbon tetraklorür aseton, asetilaseton, anilin, benzaldehit, benzen, benzin, benzil alkol, 1-bütanol, bütil asetat, dietil eter, etanol, izoamil alkol, karbon disülfür, metil izobütil keton, nitrometan, petrol eteri ve piridin gibi organik çözücülerle karışırken; diaseton alkol, dietanolamin, etilen glikol, formamid, gliserol, hidroksietil-etilendiamin ve 1,3-propandiolde çözünmez. Etil selüloz, klorlanmış kauçuk, polivinil asetat, damla sakızı, kolofan, damar reçinesi, ester zamkı, kumaron reçinesi ve bitkisel yağları çözer.
Suda çözünürlüğü sınırlıdır ve suya katıldığında yoğunluğundan ötürü dibe çöker. Sıcaklık arttıkça karbon tetraklorürün sudaki çözünürlüğü artar ve aynı şekilde suyun karbon tetraklorürdeki çözünürlüğü de artar:
| Karbon tetraklorür ve suyun çözünürlüğü | ||||||||||||
| Sıcaklık (°C) | Suda CCl 4 (binde) | CCl 4'te su (binde) | ||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 0 | 0,89 | 0,086 | ||||||||||
| 10 | 0,63 | 0,102 | ||||||||||
| 20,5 | 0,6 | 0,124 | ||||||||||
| 31 | 0,72 | 0,156 | ||||||||||
| 41,3 | 0,68 | 0,194 | ||||||||||
| 52,5 | 0,78 | 0,263 | ||||||||||
| 64 | 0,96 | 0,284 | ||||||||||
| 75 | 1,15 | 0,304 | ||||||||||
Katı karbon tetraklorür, iki polimorfa sahiptir: −47.5 °C altında kristal II ve −47.5 °C üstünde kristal I. −47.3 °C'de, C2/c uzay grubuna ve kafes sabiti a = 20.3, b = 11.6, c = 19.9 (.10−1 nm), β = 111° olan monoklinik kristal yapıya sahiptir.
Karbon tetraklorüre, diğer klorlu çözücülere kıyasla, daha az miktarlarda stabilizatör eklenir. Genellikle stabilizatör olarak korozyon önleyici kimyasallar kullanılır ve stabilizatör miktarı %1'den azdır. Karbon tetraklorür için en etkili bulunan stabilizatörler; amin, imin, amid ve hidrazin türevleridir.
Karbon tetraklorür içinde görülen en yaygın safsızlıklar arasında trikloroetilen, tetrakloroetilen, 1,2-dikloroetan, fosgen ve karbon disülfür bulunur.
Karbon tetraklorür kararlı (stabil) bir bileşiktir. Yanmaz ve genel olarak güneş ışığına karşı dayanıklıdır. Sıvı fazda hidrolize dirençlidir ve sıvı karbon tetraklorürün tahminî yarı ömrü 70 bin yıldır. Nemli ortamda oluşan ana hidroliz ürünleri karbon dioksit ve hidrojen klorürdür.
Karbon tetraklorür havada, demir gibi metallerin varlığında 300 C'ye kadar ısıtıldığında yüksek konsantrasyonlarda fosgen oluşturabilir. Susuz ortamda karbon tetraklorür 400 C'de parçalamaya başlar, 500-700 C civarında klor ve tetrakloroetilene bozunur:
İnsan sağlığı ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, günümüzde karbon tetraklorürün kullanımları kısıtlanmış olup neredeyse yalnızca laboratuvarlarda ve kimyasal üretiminde kullanılmaktadır. Karbon tetraklorürün evsel kullanımlarına karşı ilk kısıtlama, insanlarda karbon tetraklorür kaynaklı zehirlenmeler nedeniyle ABD'de 1970 yılında getirilmiş, daha sonraki yıllarda ozon tabakasına zararı ve genel olarak çevre kirletici etkileri nedeniyle diğer ülkelerde de yasaklanmıştır.
Karbon tetraklorürün en yaygın tarihsel uygulamaları arasında yangın söndürme, kuru temizleme (hem ticari, hem de evsel leke çıkarıcı olarak), endüstriyel yağ alma, tahıl fumigasyonu ve soğutucu akışkan üretimi bulunur. 1974'te ABD'nin toplam görünür tüketimi 535 bin tona ulaşmıştı; bunun %80'i kimyasal ara madde, %6,8'i fumigant ve %0,13'ü metal temizliğinde kullanılıyordu. Karbon tetraklorür ayrıca benzin katkısı olarak, Naylon-7'nin ve yarı iletkenlerin üretiminde, plütonyumun zenginleştirilmesinde, gemi jeneratörlerinin yıkanmasında kullanılmıştır. Karbon tetraklorür çiçek ve tohumlardan, kemik ve deriden yağ ile bitkilerden alkaloid ekstraksiyonunda kullanılmıştır. Kâğıttan mürekkep gidermede, kauçuk üretiminde, zemin cilası ve mobilya verniği formülasyonlarında da yer almıştır. Metal temizlemede ise metal yüzeylerini korozyona açık bırakması nedeniyle diğer çözücülere kıyasla dezavantajlı konumdaydı. Klorun tepkimeye girmediği tek çözücü olduğundan, klorlu kauçuğun üretiminde de çözücü olarak kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarında cerrahi dezenfeksiyon için iyot çözeltisi hazırlanmasında kullanılmıştır.
Karbon tetraklorür, geçmişte lav lambalarında kullanılmaktaydı. 1968 tarihli bir Amerikan patentinde lav lambası formülasyonunda su ve karbon tetraklorür içinde çözünmüş parafin ve mineral yağı geçiyordu. 1970 yılından sonra Amerikan üretimi lav lambalarında karbon tetraklorür kullanımı bırakılmıştır.
Pul koleksiyoncuları, posta pullarına zarar vermeden filigranları ortaya çıkarmada karbon tetraklorür kullanıyordu. Küçük bir miktar sıvı, siyah bir cam veya obsidyen tepsi üzerine konan bir pulun arkasına damlatılıyordu. Daha sonra filigranın harfleri veya tasarımı açıkça görülebiliyordu.
Nötrinoların bulunmasında da kullanılmıştır. Raymond Davis Jr. kendisine Nobel Fizik Ödülü kazandıran tetrakloroetilenli Homestake deneyini yapmadan önce 1950'lerin başında, antinötrinoları tespit etmek için karbon tetraklorür kullandı. 1954-1955 yıllarında Davis, Brookhaven Grafit Araştırma Reaktörü'nde 200 ve 3800 litrelik karbon tetraklorür tanklarını ışınladı, ancak reaktörün akışı çok düşük çıktı ve daha sonra anlaşıldığı üzere, reaktörler reaksiyonu için gerekli olan nötrinolar yerine antinötrinolar yaymaktaydı. Daha sonra 3800 litrelik karbon tetraklorür tankını Güney Carolina'daki Savannah River reaktörüne taşıdı ve burada elde edilen sonuç, nötrinoların ve antinötrinoların farklı parçacıklar olduğunu ortaya koymaya yardımcı oldu. Aynı tank, 1960 yılında Ohio'daki Barberton Kireçtaşı Madeni'ne taşındı ve bu, tekniğin ilk derin yeraltı uygulaması oldu. Burada güneş nötrino akısına üst sınır koydu ve derinlikteki kozmik ışın müon arka planını ölçtü. Bahcall'ın hesaplamaları, ölçülebilir bir sinyal yakalamak için yaklaşık 378 bin litrelik bir dedektöre ihtiyaç duyulacağını gösterdiğinde, Davis CCl
4'ten tetrakloroetilene geçti.
Karbon tetraklorür, laboratuvarlarda sık kullanılan bir çözücüydü. Ancak insan sağlığı ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kullanımı kısıtlanmıştır. Çözücü olarak, diğer apolar bileşikleri ve yağları çözmek için uygundur.[kaynak belirtilmeli] Ayrıca klor, brom ve iyotu da çözebilir.[kaynak belirtilmeli]
Önemli bir emilim bandı (>1600 cm−1) olmadığından bazen kızılötesi spektroskopisi için bir çözücü olarak kullanışlıdır. Hidrojen atomu içermediğinden önceden proton NMR spektroskopisinde kullanılmıştır. Yerini büyük ölçüde döterokloroform gibi döteryumlu çözücüler, endüstriyel kullanımda ve kuru temizlemede ise yerini tetrakloroetilen gibi daha güvenli diğer çözücüler almıştır.
C-H bağı olmayan karbon tetraklorür, kolayca serbest radikal reaksiyonuna girmez. Elemental halojenler veya N-bromosüksinimid gibi halojenleme reaktifleriyle halojenlemeler için kullanışlıdır (Wohl-Ziegler brominasyonu).
Karbon tetraklorür, apolar özelliğinden ötürü yağlar gibi suda çözünmeyen birçok organik malzeme için iyi bir çözücüdür.[kaynak belirtilmeli] Yaklaşık 80 yıl boyunca temizlik malzemesi olarak yaygın şekilde kullanıldı. Yanıcı ve patlayıcı değildi; geçmişte yaygın olarak temizlik amacıyla da kullanılan benzinin aksine, temizlenen malzeme üzerinde koku bırakmıyordu. Yanıcı olmadığından ötürü benzine "daha güvenli" bir alternatif olarak görülüyordu ve bu şekilde pazarlanıyordu.[kaynak belirtilmeli]
Karbon tetraklorürün temizlik alanındaki en sık karşılaşılan kullanımı evsel kullanıma yönelik leke çıkarıcı ürünlerinde etken madde olmasıydı. Bu amaçla ilk olarak 1890-1892 yıllarında Almanya'da Katharin adı altında piyasaya sürülmüş, daha sonraki yıllarda Almanca ve İngilizce konuşulan ülkelerde yaygın şekilde Benzinoform marka adı ile bilinmeye başlanmıştır.[kaynak belirtilmeli] Karbon tetraklorür 1898 yılında Ernest C. Klipstein tarafından Almanya'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne getirildi. İthal karbon tetraklorürün münhasır satış haklarını elinde bulunduran Klipstein, kimyasal kökenini gizlemek amacıyla ürünü Carbona ticari adıyla leke çıkarıcı olarak pazarladı. Carbona, izleyen sekiz yıl içinde ABD'de son derece popüler bir temizlik ürünü haline geldi.

1920'lerde karbon tetraklorürün en yaygın kullanımı kuru temizlemeydi. Karbon tetraklorür kuru temizlemede yaygınlaşan ilk klorlu çözücüydü ve Batılı ülkelerde 1960'lı yıllara kadar kullanıldı. 1930'ların başında karbon tetraklorürün kuru temizlemede kullanımı yaygınlaştı. Dow Chemical 1930'lu yılların sonunda, bileşiminde karbon tetraklorür ve etilen diklorür bulunan Dowclene marka kuru temizleme çözücüsünü ABD'de piyasaya sürdü. Kuru temizlemedeki öncül yerinin ne zaman tetrakloroetilen tarafından alındığı tartışmalı olmakla birlikte bazı kaynaklar tetrakloroetilenin sektöre tanıtıldığı 1934'ü, çoğunluk ise 1940'ların sonunu göstermektedir. Karbon tetraklorür, 1940 yılında kuru temizlemede kullanılan klorlu çözücülerin %72'sini oluşturmaktayken, tetrakloroetilenin sektörde yaygınlaşması nedeniyle 1948'de bu oran %33'e düşmüştür.
Metallerin varlığında bozunarak kuru temizleme ekipmanını aşındırma riski ve kuru temizleme operatörleri arasında rahatsızlıklara neden olması gibi dezavantajları bulunuyordu. Daha sonraki yıllarda kuru temizlemedeki yerini daha güvenli trikloroetilen, tetrakloroetilen ve metil kloroform (trikloroetan) gibi diğer klorlu çözücüler aldı. Batıdaki değişime rağmen Kuzey Kore'de karbon tetraklorürün 2006 yılı itibarıyla hâlâ kuru temizlemede kullanıldığı biliniyordu.
Karbon tetraklorür 1930'lu yılların başında, eşit veya daha iyi performansı ve yanıcı olmaması nedeniyle endüstriyel çözücü olarak dietil eter gibi yanıcı çözücüleri ikame etmeye başladı; 1938'e gelindiğinde lak sanayiinde kullanılan yanıcı çözücüler benzen ve aseton büyük ölçüde yerini karbon tetraklorüre bırakmıştı. Öte yandan 1930'larda trikloroetilenin piyasaya girmesi temizlik çözücüsü olarak karbon tetraklorür talebini olumsuz etkilemeye başladı. II. Dünya Savaşı öncesinde karbon tetraklorür kuru temizleme ve yağ gidermede tetrakloroetilen ve trikloroetilen tarafından ikame edilmeye başlandı. Bu geçişin başlıca nedenleri karbon tetraklorürün yüksek toksisitesi, yeterli geri kazanım yönteminin bulunmaması ve çelik gibi yaygın metallerle reaksiyona girmesi nedeniyle galvanizli veya kurşun kaplı kaplarda taşınma zorunluluğuydu. Buna karşın trikloroetilen ve tetrakloroetilen düşük reaktiviteleri sayesinde kolayca geri kazanılabiliyor ve çelik kaplarda taşınabiliyordu. Trikloroetilen ve tetrakloroetilen gibi, karbon tetraklorür de sanayide metallerin ve diğer malzemelerin yağlardan temizlenmesinde kullanılmıştır. En çok buhar fazında kullanılmaktaydı. Toksisitesi biliniyor olsa da, bu kullanımı 1960'lar ve 1970'lere kadar devam etmiştir. Alüminyum ile reaksiyona girerek hekzakloroetan ve alüminyum klorür oluştururak alüminyum parçalarda korozyona neden olabiliyordu.
Karbon tetraklorür, 1903'ten 1930'lara[kaynak belirtilmeli] kadar kuru şampuan formülasyonlarında da yine benzine alternatif olarak kullanıldı. Kuaför dükkânlarında saçlarını yıkarken birçok kadın buhardan bayılmıştı; kuaförler buharı uzaklaştırmak için sıklıkla elektrikli vantilatörler kullanıyordu. 1909'da bir baronetin 29 yaşındaki kızı Helenora Elphinstone-Dalrymple, saçını karbon tetraklorürle şampuanladıktan sonra rahatsızlanarak öldü ve karbon tetraklorürün bu kullanımı tartışmaya açıldı.
Montreal Protokolünden önce, özellikle kloroflorokarbon (CFC) tipi soğutucu akışkanlar trikloroflorometan (CFC-11) ve diklorodiflorometanı (CFC-12) üretmek için büyük miktarlarda karbon tetraklorür kullanılıyordu.
II. Dünya Savaşı sırasında CFC'lere olan talep arttı ve savaşın sonunda ABD arzının %40'ı bu amaçla tüketildi. 1981'de ABD üretiminin %81'i CFC-11 ve CFC-12'ye giderken, 1997'de bu oran küresel olarak %95 olarak tahmin ediliyordu. 2000'li yılların ortalarından itibaren karbon tetraklorür, hidroflorokarbon şişirme maddeleri (HFC-245fa, HFC-236fa, HFC-365mfc) için hammadde olarak yeniden kullanılmaya başlandı ve bu kullanım 1990'larda zirveye ulaştıktan sonra CFC'lerin aşamalı olarak kaldırılmasıyla kimya tesislerinin kapasitesi tetrakloroetilen üretimine yönlendirildi. Daha sonra bu soğutucuların ozon tabakasının delinmesinde rol oynadığı keşfedilince yasaklandılar, bu nedenle de karbon tetraklorürün üretim ve kullanım miktarında ciddi oranda düşüş gerçekleşti.

1921'de Amerikalı veteriner Maurice Crowther Hall (1881-1938), kancalı kurtların neden olduğu ankilostomiyaz hastalığı için bir tedavi olarak olası kullanımı açısından güvenliğini test etmek için karbon tetraklorür içti. Hall kendisinde hafif yan etkiler bildirdi. Aynı yıl bu keşfi için Hall, Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne aday gösterildi. Karbon tetraklorürün klinik deneylerinde, insanlarda kullanımının güvenliğini belirlemek amacıyla idam mahkûmları üzerinde test edildi.
1922'den başlayarak, insanlarda ankilostomiyaz tedavisi için saf karbon tetraklorür kapsülleri Merck tarafından Necatorina (ayrıca Neo-necatorina ve Necatorine gibi varyantlarla da biliniyordu)[kaynak belirtilmeli] adı altında piyasaya sürüldü. Bu ilacın en yaygın kullanıldığı bölgeler Latin Amerika ülkeleri ve Türkiye'ydi. O dönemlerde karbon tetraklorürün toksisitesinin iyi anlaşılmaması nedeniyle, gelişen herhangi bir yan etki, kapsüllerdeki olası safsızlıklara atfediliyordu. Karbon tetraklorür, insan bağırsağında yaşayan ve hastalığa neden olan kıl kurtları ve kancalı kurtlara karşı etkili bir ilaçtı. Yetişkinler için önerilen karbon tetraklorür dozu 2 mL kadar az olabiliyordu ve bazen sirken otu yağı ile birlikte verilirdi. Saf karbon tetraklorür, sindirim sisteminde tahrişe neden olduğundan jelatin kapsüllerde verilmekteydi. Karbon tetraklorürün toksik etkilerini artırdığı için alkolikler ve yakın zamanda alkol almış kişilerin bu ilacı alması önerilmiyordu, karbon tetraklorür almış olan hastaların da alkol almaması tembihleniyordu. Karbon tetraklorürün toksisitesi nedeniyle, yine Hall tarafından 1925'te araştırılmaya başlanan tetrakloroetilen 1940'larda antihelmintik olarak kullanımının yerini almıştır.
Karbon tetraklorür ayrıca diğer memelilerde görülen bazı parazitler üzerinde etkiliydi ve özellikle çiftlik hayvanlarında sıkça görülen parazitlere karşı ilaç olarak kullanılıyordu. Kediler, köpekler, domuzlar, atlar ve kuşlarda görülen bağırsak solucanı, ve sığırlar ve koyunlarda görülen karaciğer kelebeği enfeksiyonlarına karşı kullanılmıştır. İnsanlardaki kullanımına benzer şekilde karbon tetraklorür ilacı hayvanlara kapsüller hâlinde veriliyordu. Ancylostoma'lara kıyasla, Necator'lara karşı daha etkiliydi.

Karbon tetraklorür içerikli yangın söndürücüler, 1902 ile 1908 yılları arasında Avrupa ve sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde piyasaya sürüldü. 1910 yılında Delawareli Pyrene şirketi, yangın söndürmede kullanılması için karbon tetraklorürün patentini aldı. Ertesi yıl Pyrene, karbon tetraklorür içeren taşınabilir küçük bir yangın söndürücü modelinin patentini aldı. Yangın söndürücü modeli, sıvıyı yangına doğru püskürtmek için kullanılan entegre bir el bombası benzeri bir mekanizmaya sahip pirinçten yapılmış şişeden oluşuyordu. Söndürücü boşaltıldığında, kullanımdan sonra kolayca tekrar doldurulabiliyordu.
20. yüzyılın ilk yarısında diğer bir yaygın yangın söndürücü, karbon tetraklorür veya tuzlu su ile doldurulmuş "yangın bombası" olarak bilinen tek kullanımlık, sızdırmaz cam bir küreydi. Yangını söndürmek için alevlerin altına atılabiliyordu. Karbon tetraklorür ile doldurulmuş olanlar, ayrıca lehim ve yaylı bir mekanizmayla duvara monte edilebiliyordu. Lehim, yüksek ısı ile eridiğinde ya kendisine bağlı yayla küreyi atarak ya da kırarak karbon tetraklorürün otomatik olarak yangına dağılmasına izin verecekti. Bu yangın söndürücü modelinin en çok bilinen markası, 1919 yılında ABD'nin Colorado eyaletinde kurulan Red Comet'ti; şirket, 1980'lerin başında kapatılana dek, karbon tetraklorür içeren çeşitli yangın söndürme ekipmanları üretti.

Karbon tetraklorür –23 °C'de donduğundan, bu yangın söndürücüler, donma noktasını düşürmek için yalnızca %89-90 karbon tetraklorür ve %10 trikloroetilen (donma noktası: -73 °C) veya kloroform (donma noktası: –63 °C) içeriyordu. Bileşiminde %10 trikloroetilen içeren söndürücüler, trikloroetilen için stabilizatör olarak %1 karbon disülfür içeriyordu.
Karbon tetraklorür, iletken olmadığı için elektrik yangınları için uygundu. Bu yangın söndürücüler genellikle, yangın söndürmek için su kullanılmasının sakıncalı olduğu görülen uçak veya motorlu taşıtlarda bulunduruluyordu. O zamanlar, karbon tetraklorür buharlarının sadece yangının yakınındaki oksijenin yerini aldığı düşünülüyordu. 1920 gibi erken bir tarihte, kimyasalın kapalı bir alanda yangınla mücadele etmek için kullanıldığında oksijenle tepkimeye girdiğinde ortaya çıkan fosgen ile ölüme sebep olduğu bilinmekteydi.
1920'lerde karbon tetraklorürün başlıca kullanımları kuru temizleme çözücüsü ve yangın söndürücüydü. Yangın söndürücü kullanımı o dönemde önemli bir tartışma konusuydu, nemli ortamda ısındığında zehirli fosgen gazı oluşturması nedeniyle bazı formülasyonlara amonyak ve organik fosfat gibi katkı maddeleri eklendi.
Karbon tetraklorür, geçmişte tahıl depolarındaki haşereleri öldürmek için sıklıkla fumigant olarak kullanıldı. En yaygın fumigant formülasyonu "80/20" olarak bilinen, %80'i karbon tetraklorür ve %20'si karbon disülfürden oluşan bir karışımdı. Karbon tetraklorürün fumigant olarak kullanımı, I. Dünya Savaşı'ndan öncesine dayanır ve II. Dünya Savaşı sonrasında ise bu kullanım giderek artmıştır.
Karbon tetraklorürlü bir diğer fumigant formülasyonu akrilonitril içeriyordu. Karbon tetraklorür, yanıcı akrilonitril içeren formülasyonun yanıcılığını azaltıyordu. Preparat için en yaygın ticari isimler Acritet, Carbacryl ve Acrylofume idi. En yaygın preparat olan Acritet, %34 akrilonitril ve %66 karbon tetraklorürden oluşuyordu. Chlorasol, %25 oranında karbon tetraklorür ve %75 oranında etilen klorür karışımı bir fumigant formülasyonuydu. Başka maddelerle karışımlar dışında karbon tetraklorür tek başına da buhar hâlinde fumigant olarak kullanılabilir. Diğer fumigantlarla kıyaslandığında, böcekler için daha az zehirlidir. Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı, ABD'de karbon tetraklorürün fumigantlarda kullanımını 1985 yılında yasakladı.
Karbon tetraklorür, 19. yüzyılın ortalarında İngiltere'de kısa bir süre için deneysel genel anestezik ve yoğun âdet ve baş ağrıları için analjezik olarak kullanılmıştır.
İngiliz doktor Arthur Ernest Sansom karbon tetraklorürün anestezik etkilerini ilk kez John Harley ile 4 Temmuz 1864 günü bir kurbağa üzerinde test etti ve yarım saatlik bir bilinç kaybı gözlemlendi. Bundan 3 gün sonra Sansom karbon tetraklorürü bir köpek ve bir kobay üzerinde denedi ve iki hayvan da öldü. Hayvan deneylerinden sonra Sansom karbon tetraklorürü kendi üzerinde denedi, baş ağrısı olmadan yarı bilinç kaybı durumuna geldiğini ve vücudunun ısındığını hissettiğini belirtti. Sansom, 1865 yılının mayıs ayında karbon tetraklorürü bir doğum esnasında anestezik olarak denedi. Bilinci açıkken doğum ağrısını kestiğini belirtti ve aynı yılın ağustos ayında benzer bir vakada karbon tetraklorür denedi fakat ağustos ayındaki denemesinde anestezik dozu uygulamakta zorluk yaşamıştı. Sansom, karbon tetraklorürün kaslardaki etkisinden dolayı cerrahi kullanım için uygun olmadığını buldu.
1865 yılının Aralık ayında, kloroformun insanlar üzerindeki anestezik etkilerini keşfetmekle tanınan James Young Simpson, karbon tetraklorür ile anestezi deneyleri yaptı. Simpson, kloroforma benzerliğinden dolayı bileşiğe "Klorokarbon" adını verdi ve bileşiği önce hayvanlar ve kendi üzerinde denedikten sonra birkaç doğumda anestezik olarak kullandı. Bazı vakalarda nabız zayıflaması gözlemleyen Simpson, karbon tetraklorürün iyi ama tehlikeli bir anestezik olduğunu belirtti. Deneyleri, karbon tetraklorürün inhalasyon ile verilmesinin dışında, iki kadının vajinasına karbon tetraklorür enjekte etmeyi de içeriyordu. Simpson bir miktar karbon tetraklorür içerek bunun "bir kloroform kapsülü yutmakla aynı etkiye sahip olduğunu" açıkladı.
Karbon tetraklorürün anestezik potansiyelini araştıranlardan biri de 1867'de doktor Protheroe Smith olmuştur. Smith, bileşik üzerine ilk yazısı 11 Mayıs 1867'de Lancet'te yayınladı ve derginin haziran sayısında deneyleri üzerine bir seri hazırladı. Smith, bileşiği, arasında karın ağrısı, baş ağrısı ve diğer sinir sistemi rahatsızlıkları, doğumlar, diş ve yüz ağrılarından şikayeti bulunan 52 hasta üzerinde denedi ve biri hariç tüm vakalarda iyileşme gözlemledi. 1867'nin ağustos ayında Protheroe Smith, karbon tetraklorürün doğumlarda kloroformdan daha uygun olabileciğine karar verdi, ertesi yıl Arthur Ernest Sansom ise bileşiğin doğumlar için uygun olmadığını yazdı. 1868 yılından sonra karbon tetraklorürün anestezik kullanımına dair hiçbir yeni yayın çıkmaamıştır.
Karbon tetraklorür, kloroformdan daha güçlü bir anestezik etkiye sahiptir ve bu nedenle anestezinin uygulanması için daha az bir miktar gerektiriyordu. Anestezik etkisi, benzer bileşik kloroform yerine etere benzetildi. Uçuculuğunun Kloroformdan daha az olmasından ötürü, karbon tetraklorürün uygulaması daha zordu ve buharlaşması için ılık suya ihtiyaç vardı. Karbon tetraklorürün anestezik potansiyelini araştıranlar tarafından ayvaya benzetilen kokusu kloroformdan daha hoş olarak tanımlandı, tadı ise hoş bulundu. Anestezik kullanım için karbon tetraklorür, karbon disülfürün klorlanmasıyla elde ediliyordu. Çoğu doğum yapmakta olan kadınlar olmak üzere en az 50 hastada kullanılmıştır. Anestezi sırasında, karbon tetraklorür bazı hastalarda şiddetli kas kasılmalarına ve kalp üzerinde olumsuz etkilere neden olduğundan, anesteziye kloroform veya eter ile devam edilmek zorunda kalındı
Karbon tetraklorür ilk kez Fransız kimyager Henri Victor Regnault tarafından 1839 civarında, bolca klor ile kloroform ve metanol gibi karbon bileşiklerinden elde edildi. Regnault, güneş ışığı altında kloroform içine klor verdi ve elde ettiği sıvıyı damıtarak kloroformdan ayırdı. Sıvının yoğunluğunu 1,599 g/cm3 ve kaynama noktasını 78 C olarak not etti. Bileşiğin elemental bileşimini analiz etti; %92,05 klor ve %7,95 karbondan oluştuğunu hesapladı. Buhar yoğunluğu 5,302 olarak buldu.
Hermann Kolbe, 1842'de kloru karbon disülfür üzerinden kızgın porselen bir tüpten geçirerek karbon tetraklorür elde etti. 1860 yılında August Wilhelm von Hofmann, karbon tetraklorürü karbon disülfür ve antimon pentaklorürün reaksiyonuyla elde etti:
Alman kimyager Bernhard Rathke, Hofmann'ın yöntemine benzer şekilde karbon disülfüre fosfor pentaklorür müdahalesiyle karbon tetraklorür elde etti:
Fransız kimyager Charles Friedel ve R. da Silva'nın 1872 yılında geliştirdiği bir yöntemde, kloroformun iyot klorür ile 165 °C'ye ısıtılması karbon tetraklorür verir:
1887 yılında W. Hentschel, difosgenin alüminyum triklorür varlığında parçalanmasıyla, karbon tetraklorür ve karbon dioksit elde edildiğini keşfetti:
Friedrich Krafft ve Viktor Merz tarafından 1875'te keşfedilen yöntemde, izobütan veya izobütil iyodür, iyot klorür ile 240°C'ye kadar olan sıcaklıklarda karbon tetraklorür ve oktakloropropana ayrışır; oktakloropropan 250°C'ye kadar ısıtıldığında hekzakloroetan ve karbon tetraklorüre ayrışır. Benzer şekilde oktakloropropan, 300 °C'ye kadar daha fazla ısıtıldığında karbon tetraklorür ve tetrakloroetilene parçalanır:
Krafft, 1876 yılında trikloroasetik asitin iyot triklorür ile 200 °C'ye ısıtıldığında parçalamaya başladığını gözlemlemiştir:
Kümen, iyot varlığında klorlandıktan sonra iyot triklorürle birlikte 200 °C'ye ısıtıldığında karbon tetraklorür ve hekzaklorobenzene parçalanır:
Benzer şekilde propan, kloropropan, kimen, difenilmetan, antrasen, fenantren, krezol, timol, rezorsin, anisol ve tetraklorokinon bileşiklerinin de iyot triklorür ile klorlanması sonucu az miktarlarda karbon tetraklorür elde edilebilir.
Karbon disülfürün sıvı fazda klorlanmasıyla karbon tetraklorürün endüstriyel üretim yöntemi, ilk defa kimyagerler Müller ve Dubois tarafından geliştirilen teknoloji kullanılarak 1893 yılında Almanya'da denendi. Karbon tetraklorürün endüstriyel ölçekte üretimi Almanya'dan sonra ilk 1890'larda İngiltere'de United Alkali Corporation tarafından gerçekleştirildi. Birkaç yıl sonra karbon tetraklorürün ABD'deki ilk üretimi yaklaşık 1900 civarında Dow Chemical tarafından gerçekleştirildi; o yıl Dow, Larkin Soap Company'e yanıcı olmayan temizlik sıvısı olarak kullanılmak üzere beş varil karbon tetraklorür sattı. İlk ticari ölçekli üretim ise 1902 yılında New Jersey'deki Warner Chemical Company tarafından yaklaşık 6,8 ton üretimle başladı. 1903'te Herbert Dow karbon tetraklorürden kloroform üretimine başladı ancak süreçteki sorunlar zaman ve maliyet kayıplarına yol açtı. ABD'de büyük ölçekli üretim 1907-1908 yıllarında Warner Chemical ve Dow Chemical tarafından başlatıldı; Dow'un 1908'deki karbon tetraklorür satışları yaklaşık 181 tona ulaştı. 1910 yılında Dow, karbon tetraklorürün ev temizlik ürünü ve yangın söndürücü olarak kabul görmesiyle birlikte aylık üretim kapasitesini 68.000 kilograma çıkardı. 1914'e gelindiğinde yıllık üretim yaklaşık 4,5 bin tona ulaşmış, bunun büyük bölümü kuru temizleme ve yangın söndürücülerde kullanılıyordu.

I. Dünya Savaşı başladığında ABD'deki karbon tetraklorür üretim miktarı, kauçuk endüstrisi ve buğday fumigasyonunda kullanım taleplerine yanıt olarak hızla arttı. I. Dünya Savaşı Almanya'dan ithalatı kesince sektörde önemli bir yeniden yapılanma yaşandı. 1915'te E.C. Klipstein & Sons ile Warner Chemical Company, Warner-Klipstein Chemical Company adı altında birleşti; bu birleşmenin temel nedeni Klipstein'ın Carbona markası için yurt içi karbon tetraklorür kaynağına ihtiyaç duymasıydı. 1917'de Kaliforniya'da Great Western Electro-Chemical Company üretime başladı. 1919'da ise kağıt ağartma sürecinde elektroliz yoluyla ürettiği fazla klorun değerlendirilmesi amacıyla New Hampshire'daki Brown Company de üreticiler arasına katıldı. I. Dünya Savaşı döneminde karbon tetraklorür üretimi ABD'de önemli ölçüde artmasına karşın askeri talep üretimin iki katından fazlasına ulaştı. Savaş sırasında karbon tetraklorür çözücü ve kimyasal sentezde ara madde olarak, kauçuk sanayiinde çözücü olarak kullanıldı. Tahminen 4,5 bin tonu askeri amaçlı klorobromometan üretiminde kullanıldı. Dow Chemical'ın savaş dönemi toplam üretimi yaklaşık 10,4 bin tona ulaştı. Tahıl fumigasyonunda karbon tetraklorür kullanımı Birinci Dünya Savaşı'ndan önce başlamış olmakla birlikte savaş döneminde geliştirilen teknik ve ürünlerle büyük ilerleme kaydetti.
Karbon tetraklorür günümüzde esas olarak metan ve klordan üretilmektedir. Reaksiyon aşamaları şöyledir:
Üretimde çoğunlukla diklorometan ve kloroform gibi diğer klorlama reaksiyonlarının yan ürünleri kullanılır. Daha yüksek klorokarbonlar da, bileşiklerin yüksek sıcaklıklarda klora tutulduğu yanma benzeri bir işlem olan klorinolize tâbi tutulur:
Karbon tetraklorürün çoğu 1950'lere kadar, 1893'te geliştirilen karbon disülfürün klorlanması ile üretildi. Endüstriyel yöntemde klor ve karbon disülfür karışımı 105 ila 130 °C arasına kadar ısıtılıyordu:
Bu reaksiyonda ortaya çıkan disülfür diklorür yan ürünü (S2Cl2), karbon tetraklorürde çözünebilen turuncu bir sıvıdır. Disülfür diklorür, karbon disülfürle reaksiyona girerek karbon tetraklorür oluşturabilir:
Karbon tetraklorür bu karışımdan damıtılarak ayrılabilir. Ara ürünlerden birisi, daha fazla klorla karbon tetraklorüre dönüştürülebilen perklorometil merkaptandır.
1950'li yıllardan sonra karbon tetraklorür, metan ve propan gibi hidrokarbonların klorinolizi ile üretilmeye başlandı. Bu yöntemde ana yan ürün olarak tetrakloroetilen elde edilmekteydi. 1,2-Dikloropropanın klorinolizi; hem karbon tetraklorür, hem de tetrakloroetilen üretiminde kullanılmıştır:
Karbon tetraklorür, hidrokarbonların oksiklorinasyonu ile de üretilmektedir.
1902-1905 yılları arasında ABD'de Carteret, New Jersey'den Warner Chemical Company toplam 6,8 ton karbon tetraklorür üretti, bundan iki yıl sonra ülkede büyük ölçekli üretime geçildi. 1914 yılına gelindiğinde yıllık karbon tetraklorür üretimi 4,5 tonu geçmişti. I. Dünya Savaşı başladığında ABD'deki karbon tetraklorür üretim miktarı, kauçuk endüstrisi ve buğday fumigasyonunda kullanım taleplerine yanıt olarak hızla arttı. II. Dünya Savaşı döneminde karbon tetraklorür üretimi arttı, bunun başlıca nedeni askeri amaçlı yoğun kloroflorokarbon (CFC) kullanımıydı. Bu dönem karbon tetraklorürün CFC hammaddesi olarak büyük ölçekli kullanımının başlangıç noktasını oluşturdu. ABD'deki üretim 1970 yılına kadar hızla arttı ancak o yıldan sonra yavaştan düşüşe geçti. Dünyada karbon tetraklorür üretimi 1980-1988 yılları arasında 850 ila 960 kiloton arasında değişmiştir.
1975 yılında üretilen karbon tetraklorürün %55'i metanın klorlanması, %30'u karbon disülfürün klorlanması ve kalan %15'i ise propanın klorinolizi yoluyla yapılmıştır.
Karbon tetraklorürün dünya çapındaki üretimi, çevresel kaygılar ve ondan türetilen CFC'lere olan talebin azalması nedeniyle 1980'lerden beri hızla geriledi. 1992'de ABD, Avrupa ve Japonya'daki toplam üretim 720.000 ton olarak tahmin edildi.
Okyanuslarda, yosunlarda ve volkanlarda klorometan ve kloroform ile birlikte karbon tetraklorür keşfedildi. Karbon tetraklorürün doğal emisyonları antropojenik kaynaklardan gelen emisyonlarla karşılaştırıldığında çok azdır; örneğin, Nikaragua'daki Momotombo Yanardağı yılda 82 gramlık bir akışla karbon tetraklorür yayarken, küresel endüstriyel emisyonlar yılda 2 × 1010 gramdır.
Kırmızı algler Asparagopsis taxiformis ve Asparagopsis armata'da karbon tetraklorüre rastlandı. Güney Kaliforniya ekosistemlerinde, Kalmukya Bozkırı'nın tuz göllerinde ve Çekya'da yaygın bir ciğerotunda karbon tetraklorür tespit edilmiştir.
Genelde inert olmasına rağmen karbon tetraklorür katalizörler yardımıyla çeşitli reaksiyonlara girebilir. Hidrojen veya bir demir katalizörün varlığında bir asit, karbon tetraklorürü kloroform, diklorometan, klorometana ve hatta metana indirgeyebilir. Alkali metaller ve toprak alkali metallerle patlayıcı karışımlar oluşturur. Buharları kızdırılmış bir tüpten geçirildiğinde, karbon tetraklorür tetrakloroetilen ve hekzakloroetana parçalanır.
Karbon tetraklorürdeki karbon atomunun oksijene yatkınlığı nedeniyle oksijenli bileşiklerle karbon tetraklorürün reaksiyonları çoğunlukla fosgen vermektedir:
| Reaktanlar | Ürünler | |
|---|---|---|
| CO 2 + CCl 4 | → | 2 COCl 2 |
| CO + CCl 4 | → | COCl 2 + 1⁄3C 2Cl 4 |
| 2 SO 3 + CCl 4 | → | COCl 2 + (SO 2Cl) 2O |
| 1⁄3P 2O 5 + CCl 4 | → | COCl 2 + 2⁄3POCl 3 |
| 3 ZnO + 2 CCl 4 | → | COCl 2 + CO 2 + 3 ZnCl 2 |
Hidrojen sülfür ile reaksiyonu tiyofosgen verir:
Kükürt trioksit ile reaksiyon fosgen ve pirosülfüril klorür verir:
Fosforik anhidrit ile 3 mol karbon tetraklorürün reaksiyonu 3 mol fosgen ve 2 mol fosforil klorür verir:
Karbon tetraklorür ve karbon dioksit karışımı 350 °C'ye kadar ısıtıldığında 2 mol fosgen verir:
Bunun yerine 2 mol karbon monoksit ile 2 mol karbon tetraklorür benzer bir reaksiyonla 2 mol fosgen ve 1 mol tetrakloroetilen verir:
Susuz alüminyum klorür katalizörlüğünde karbon tetraklorür ile benzenin çifte Friedel–Crafts alkilasyonu difenildiklorometan bileşiğini verir:
Karbon tetraklorür, alüminyum klorür katalizörlüğünde trikloroetilenle tepkimeye girerek 1,1,1,2,3,3,3-heptakloropropan verir:
Karbon tetraklorürün 1,2-dikloroetilen ile alüminyum klorür katalizörlüğünde reaksiyonu ise 1,1,1,2,3,3-hekzakloropropan verir:
Adını Alman kimyager Rolf Appel'dan alan Appel reaksiyonu, karbon tetraklorür ve trifenilfosfin kullanarak alkollerden (R-OH) alkil monoklorür (R–Cl) üretmeyi amaçlar. Tepkimeye giren karbon tetraklorür (2), trifenilfosfinle (1) bir klor atomunu iyonik olarak paylaşıp trifenilfosfonyum klorür tuzunu (3) oluştururken geride kalan triklorometil karbanyonu (4), alkolün hidroksilindeki hidrojeni alarak kloroforma dönüşür. Ortaya çıkan alkoksit iyonu (5), trifenilfosfonyum klorüre saldırır; tuz, klorür iyonunu (6) kaybederken alkoksit, trifenilfosfonyuma bağlanır (7). Alkoksit, oksijenini trifenilfosfine verdiğinde trifenilfosfin oksit oluşur, alkil radikali serbest kalır ve klorüre bağlanır (8).

Appel reaksiyonu aynı zamanda karboksilik asitler üzerinde de etkilidir; bu, onları oksazolinlere, oksazinlere (altta gösterilmiştir) ve tiazolinlere dönüştürmek için kullanılmıştır.

Karbon tetraklorür, yüksek sıcaklıklarda hidrojen florür (HF) ile işlendiğinde trikloroflorometan (R-11), diklorodiflorometan (R-12), klorotriflorometan (R-13) ve yan ürün olarak hidrojen klorür (HCl) ile karbon tetraflorür gibi çeşitli bileşikler verir:
Reaksiyon ayrıca antimon triklorür veya antimon pentaklorür varlığında da gerçekleştirilebilir. 270 °C'de yüksek basınç altında sodyum hekzaflorosilikat, titanyum(IV) florür, klor triflorür, kobalt(III) florür, iyot pentaflorür ve brom triflorür de karbon tetraklorür için uygun florlama maddeleridir.
R-11 ve R-12 yasaklanmadan önce soğutucu akışkan olarak yaygın şekilde kullanıldığından, bu bir zamanlar karbon tetraklorürün ana kullanımlarından biriydi.
Karbon tetraklorürün alüminyum bromür ile halojen değişimi, yan ürün olarak alüminyum klorür vererek yüksek verimle brom analoğu karbon tetrabromürü verir:
Karbon tetraklorürün iyot analoğu karbon tetraiyodür, karbon tetraklorürün etil iyodür ile tepkimesinden elde edilebilir:
Karbon tetraklorürün alüminyum iyodür ile halojen değişimiyle de karbon tetraiyodür elde edilir:
Potasyum hidroksitin etanol içindeki çözeltisi, karbon tetraklorürü su içinde potasyum klorür ve potasyum karbonata ayrıştırır:
Karbon tetraklorür, 200 santigrat derecede kuru çinko oksitle reaksiyona girerek çinko klorür, fosgen ve karbon dioksit verir:
Hafniyum tetraklorür, karbon tetraklorürün 450 °C'den yüksek sıcaklıklarda hafniyum oksit ile işlenmesi ile elde edilir, yan ürün olarak fosgen ortaya çıkar:
Radyoaktif uranyum tetraklorür bileşiği, karbon tetraklorürün yüksek sıcaklıklarda uranyum trioksit ile reaksiyonuyla elde edilir. Ayrıca karbon tetraklorürün uranyum dioksit ile de reaksiyonuyla elde edilebilir:
Alüminyum ile karbon tetraklorürün reaksiyonu hekzakloroetan ve alüminyum klorür vererek alüminyumu "harcadığından" ötürü karbon tetraklorür, alüminyuma karşı korozif kabul edilir.
Karbon tetraklorür, en çok hepatotoksik potansiyele sahip (karaciğer için zehirli) maddelerden biridir. Hepatoprotektif (karaciğeri koruyan) ajanların geliştirilmesi için bilimsel araştırmalarda hayvanlar üzerinde sıkça kullanılmaktadır. Bileşiğin buharına yüksek miktarlarda maruz kalındığında merkezî sinir sistemini etkileyebilir, karaciğer ve böbreklerde dejenerasyona neden olabilir. Uzun süreli maruziyet komaya ve hatta ölüme yol açabilir. Karbon tetraklorüre kronik maruziyet karaciğer ve böbrek hasarına yol açabilir.
İnsanlarda, alım yolu fark etmeksizin, akut karbon tetraklorür zehirlenmelerinde karaciğer hasarı maruziyetten 24 veya daha fazla saat, böbrek hasarı ise maruziyetten en az 2 hafta sonra ortaya çıkar. Akut zehirlenmelerde karaciğer hasarı maruziyetten en az 24 saat sonra ortaya çıkar; sarılık, karaciğer büyümesi ve karaciğer fonksiyon testlerinde belirgin bozulma gözlemlenebilir. Yıllarca tekrarlayan mesleki maruziyetin karaciğer sirozu gelişimine yol açtığı klinik vakalar bildirilmiştir; bu vakaların bir kısmında belirgin alkol tüketimi geçmişi bulunmamaktaydı. İnsanlarda neden olduğu böbrek hasarı daha şiddetlidir, ancak geniş çapta araştırılmamıştır ve değerlendirilmesi için uygun benzer hayvan modelleri bulunamamıştır. Karbon tetraklorüre maruz kalmak idrar üretimini azaltarak vücutta, özellikle akciğerlerde su ve kanda atık ürünlerin birikmesine neden olabilir. Böbrek yetmezliği, bu maddeye bağlı ölümlerin ana nedeni olmuştur.
Karbon tetraklorür zehirlenmesi çoğunlukla buhar solunması yoluyla, daha az sıklıkla yutulma yoluyla gerçekleşir. Maruziyet yolundan bağımsız olarak zehirlenmenin klinik tablosu ilk 24 saatte bulantı, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, ishal ve nefes darlığı gibi gastrointestinal ve nörolojik semptomlarla kendini gösterebilir. Karaciğer hasarı en erken 24 saat sonra ortaya çıkar; ağır vakalarda karın boşluğunda sıvı birikmesi ve hepatik koma gelişebilir, buna kanamalar eşlik edebilir. Böbrek hasarı zehirlenmeden 1 ila 6 gün sonra, bazen yalnızca 2 ila 3 hafta sonra tespit edilebilir. Çeşitli araştırmalara göre 10-80 ppm arasında 3-4 saatlik maruziyetin olumsuz etki yaratmadığı, daha yüksek konsantrasyonlarda ise yalnızca 10-30 dakikalık maruziyetin bilinç kaybına ve ölüme yol açabildiği bildirilmiştir. Altı sağlıklı gönüllü üzerinde yapılan kontrollü bir çalışmada 49 ppm'de 70 dakikalık maruziyette tatlımsı bir koku hissedilmiş, ancak iritasyon, bulantı veya koordinasyon bozukluğu gözlemlenmemiştir. Yutulma yoluyla gerçekleşen zehirlenmelerde bireysel duyarlılık farklılıkları çok belirgindir; 1,5 ml gibi az bir miktarla ölüm bildirilen vakalar olduğu gibi 100 ml'den fazla miktarı yutan ve hayatta kalan vakalar da kayıt altına alınmıştır.
Havada yüksek sıcaklıklarda zehirli bir gaz olan fosgene dönüşebildiğinden, yangın söndürücülerde kullanıldığı dönemlerde ölümcül fosgen zehirlenmesi vakaları olmuştur. 2008 yılında temizlik ürünleri üzerine yapılan bir araştırmada, yüzey aktif maddeler veya sodyum hipoklorit içeren çamaşır suları ile sabunun karıştırılması sonucu 101 mg/m3'e kadar karbon tetraklorür oluştuğu keşfedildi.
Karbon tetraklorüre 45-100 ppm arasındaki konsantrasyonlara uzun süre maruz kalan fabrika işçilerini inceleyen bir çalışmada, 17 işçinin 12'sinde bulantı, iştahsızlık, kusma, şişkinlik, depresif semptomlar, baş ağrısı ve baş dönmesi gözlemlenmiştir; maruziyet azaltıldıktan sonra bu semptomlar kaybolmuş ve 6 aylık takipte yeniden ortaya çıkmamıştır. Yıllarca karbon tetraklorür buharına maruz kalan işçilerde karaciğer sirozu geliştiği bildirilmiştir. Kronik düşük doz maruziyet karaciğer fibrozisine yol açabilir.
Üç fabrikadan işçilerin karbon tetraklorür maruziyetine göre gruplandırıldığı bir çalışmada, maruz kalan işçilerde karaciğer fonksiyon testlerinde anlamlı bozulmalar saptandı. Maruz kalmayan grupta alanin aminotransferaz (ALAT) değerlerinin yüzde 2,7'si normal üstündeyken, maruz kalan gruplarda bu oran yüzde 7,8'e yükseldi. Düşük maruziyet grubunda ise maruz kalmayan grupla anlamlı bir fark gözlemlenmedi. Metal işleme fabrikasında yürütülen bir mortalite çalışmasında, karbon tetraklorüre maruz kalan işçilerde karaciğer sirozu kaynaklı ölümlerde hafif bir artış saptandı. Araştırmacılar karbon tetraklorür maruziyetini olası bir risk faktörü olarak değerlendirdi; ancak alkol tüketimi ve diğer kimyasal maruziyetlere ilişkin verilerin eksikliği kesin bir sonuca ulaşmayı güçleştirmektedir.
Teratojenik ve genotoksik değildir. İnsanlar için kanserojen olabileceğine dair şüpheler bulunmaktadır.
Karbon tetraklorür karaciğerde sitokrom P450 enzimi tarafından metabolize edilir. Metabolizmanın ilk ürünü aşırı reaktif triklorometil (-CCl
3) radikalidir. Bu radikal oksitlenerek çok daha reaktif triklorometilperoksil (-OOCCl
3) radikalini oluşturur. Triklorometilperoksil, klorür ve oksit kaybederek fosgene dönüşebilir. Fosgen, vücut içinde su ile nötralize olur. Her iki radikal de hücre zarlarındaki doymamış yağ asitleriyle reaksiyona girerek lipid peroksidasyonuna yol açar ve zar bütünlüğünü bozar. CYP2E1 enziminin karaciğer lobülünün santrilobüler bölgesinde yoğunlaşması nedeniyle hasar özellikle bu bölgede santrilobüler nekroz olarak kendini gösterir. Ana metabolitleri arasında karbon dioksit, hekzakloroetan ve kloroform vardır. Hayvanlarda yapılan araştırmalar solunan karbon tetraklorürün %60'ının metabolize edildiği ve geri kalanın olduğu gibi vücuttan atıldığını bulmuştur.
Karbon tetraklorürün hepatotoksisitesini artıran çeşitli maddeler bilinmektedir. Etanol tüketimi karbon tetraklorürün karaciğer ve böbrek üzerindeki toksik etkilerini belirgin biçimde artırmaktadır. Bu etkileşim, etanolün CYP2E1 enzimini indükleyerek karbon tetraklorürün toksik metabolitlere dönüşümünü hızlandırmasından kaynaklanmaktadır. Yangın söndürücü kazası sonrası karbon tetraklorür buharına maruz kalan işçileri inceleyen bir çalışmada, günde 120-250 gram etanol tüketen işçilerde ishal, bulantı, kusma, ateş ile karaciğer ve böbrek hasarı gibi zehirlenme semptomları gelişirken, günde 50 gramın altında etanol tüketen işçilerde hiçbir semptom gelişmediği bildirilmiştir. Karbon tetraklorürün toksik etkilerini artırdığı bilinen diğer maddeler arasında A vitamini eksikliği ve fenobarbital bulunmaktadır. Fenobarbital karbon tetraklorürün metabolizmasını hızlandırarak toksisitesini artırmaktadır. Benzen, toluen ve ksilen gibi aromatik çözücülerle eş zamanlı maruziyet santrilobüler nekrozun yaygınlığını artırmakta ve hasarlı karaciğer alanını yaklaşık iki katına çıkarmaktadır. Diklorometan (CH
2Cl
2) tek başına hepatotoksik olmayan dozlarda bile karbon tetraklorür toksisitesini artırabilmekte, kloroform (CHCl
3) ile eş zamanlı maruziyet ise karaciğer enzim düzeylerini yükseltmektedir. Klordekon ile birlikte maruziyetin LD50'yi 14 kat düşürdüğü hayvan çalışmalarında gösterilmiştir. E vitamini ve C vitamini gibi antioksidanların karbon tetraklorür kaynaklı karaciğer hasarına karşı koruyucu etki gösterdiği hayvan çalışmalarında bildirilmiştir. Karaciğerdeki Kupffer hücrelerinin de hasarın gelişiminde rol oynadığı öne sürülmektedir. Ayrıca karbon tetraklorürün hem hümoral hem de hücresel bağışıklık fonksiyonlarını baskıladığı hayvan çalışmalarında gösterilmiştir.
Karbon tetraklorürün insanlarda kansere yol açabileceğine dair şüpheler bulunmaktadır; ancak mevcut kanıtlar yetersizdir. İnsanlarda tümör oluşumuna neden olmadığı bilinmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), karbon tetraklorürü insanlarda kanserojenlik için kanıtların yetersiz olduğunu ancak deney hayvanlarında yeterli kanıt bulunduğunu belirten 2B Grubu — insanlar için olası kanserojen olarak sınıflandırmıştır. IARC'nin 1999 yılına ait raporunda karbon tetraklorür ile çalışan işçiler araştırılmış, işçilerde görülen kanser vakalarının çoğunun karbon tetraklorüre bağlı olmadığı ve başka diğer kimyasallarla ilişik olduğu bulunmuş; karbon tetraklorürün işçilerde kanser riskini artırmadığını düşünülmüştür. Çakışan çözücü maruziyetleri karbon tetraklorürün insanlardaki kanserojenliğine dair kesin sonuç çıkarmayı güçleştirmektedir.
Karbon tetraklorürün insanlardaki kanserojenlik riski beş mesleki nüfus çalışmasında incelenmiştir. Non-Hodgkin lenfoma (NHL) hakkında bilgi toplayan dört çalışmanın üçünde — iki kohort araştırması ve bağımsız bir vaka-kontrol çalışması — karbon tetraklorür maruziyetiyle ilişki önerilmiştir; ancak bu çalışmaların bir kısmı karbon tetraklorür maruziyetini diğer kimyasallardan ayırt etmemiş ve ilişkiler istatistiksel olarak güçlü değildir. Dördüncü kohort çalışmasında karbon tetraklorüre maruz kalan erkek sayısı azdı ve NHL riskinde artış raporlanmamıştır. Kimya işçilerinden oluşan bir kohortun vaka-kontrol çalışmasında akciğer kanseri ile karbon tetraklorür maruziyeti arasında ilişki saptanmamıştır.
Dört nüfus tabanlı vaka-kontrol çalışması karbon tetraklorürü kronik lenfositik lösemi, beyin kanseri, kadınlarda meme kanseri ve göz içi melanomla ilişkili olarak incelemiş; bulgular genel olarak bağdaştırıcı olmamıştır. Beşinci bir vaka-kontrol çalışmasında NHL dahil çeşitli kanserler incelenmiş ve NHL ile ilişki bulunamamıştır; ancak bu çalışmanın artmış riski tespit etme gücünün düşük olduğu belirtilmiştir.
ABD'de bir kuru temizlemeciler sendikasının 5365 üyesini inceleyen bir çalışmada 294 kanser ölümü kaydedilmiştir; lenfatik ve hematopoietik kanser riski çözücü maruziyeti düzeyiyle ilişkili görülmüş; ancak çalışma çözücü türünü değil yalnızca maruziyet düzeyini sınıflandırdığından karbon tetraklorüre özgü sonuç çıkarılamamıştır. Bir uçak bakım tesisinde çalışan 14.457 işçiyi kapsayan geriye dönük kohort çalışmasında kadın işçilerde karbon tetraklorür maruziyetiyle NHL ve multipl myelom riskinde artış görülmüş, erkeklerde ise benzer bir artış görülmemiştir. Meme kanseriyle ilişki bulunmamıştır. Kauçuk işçilerini kapsayan bir vaka-kontrol çalışmasında karbon tetraklorüre bir yıl veya daha uzun süre maruziyetle lenfositik lösemi ve lenfosarkom arasında ilişki gözlemlenmiştir; ancak çakışan kimyasal maruziyetleri nedeniyle karbon tetraklorüre özgü sonuç çıkarılamamıştır. Montreal, Kanada'da yürütülen geniş kapsamlı bir vaka-kontrol çalışmasında çoğu kanser türü için fazladan risk gözlemlenmezken rektal ve mesane kanserlerinde artış bildirilmiştir.
Karbon tetraklorür, farklı uygulama yollarıyla çeşitli deney hayvanlarında kanserojenlik açısından test edilmiştir. Farelerde ve sıçanlarda karaciğer tümörlerine yol açtığı, sıçanlarda deri altı enjeksiyon yoluyla meme tümörlerine neden olduğu saptanmıştır. Farelerde solunum yoluyla gerçekleştirilen bir çalışmada feokromositoma sıklığında artış bildirilmiştir. Bilinen kanserojenlerin ardından karbon tetraklorür verilmesini içeren deneylerde, fare, sıçan ve hamsterlarda karaciğer tümörü ve tümör öncesi lezyonların görülme sıklığının arttığı gözlemlenmiştir. Karbon tetraklorür, CYP2 enzimleri tarafından metabolize edilmektedir; radikaller ve fosgen dahil olmak üzere çeşitli reaktif metabolitler öne sürülmüştür. In vitro koşullarda çeşitli hücresel sistemlerde karbon tetraklorürün DNA'ya bağlandığı gözlemlenmiş, ancak in vivo koşullarda bu bağlanma bildirilmemiştir. Karbon tetraklorür, hepatik hücre proliferasyonunu ve DNA sentezini indüklemektedir. Bazı in vitro sistemlerde mutajenik etki gösterdiği ve kanser hücrelerinde çok yaygın görülen anöploidiye yol açtığı saptanmıştır.
Çevreye salınan karbon tetraklorürün büyük bölümü atmosferde bulunmaktadır; okyanuslardaki çözünmüş miktarın atmosferdekinin %1-3'ünden az olduğu tahmin edilmektedir. Su kaynaklarına karışan karbon tetraklorür yüzey ve yeraltı sularının hareketiyle taşınır; yüksek buhar basıncı nedeniyle buharlaşma, su sistemlerinden uzaklaşmanın başlıca yoludur. Toprağa salındığında ise büyük bölümü hızla buharlaşır, küçük bir kısmı organik maddeye adsorbe olabilir. Atmosferde kolayca bozunmadığından küresel ölçekte taşınım gerçekleşmekte ve bu durum ozon tabakası üzerindeki etkisini pekiştirmektedir. Karbon tetraklorür, bozunmadan stratosfere kadar yükselebilir. Karbon tetraklorür, 1,1 ozon inceltme potansiyeli ile ozon tabakasının incelmesinde rol oynayan bir maddedir ve bir sera gazı gibi davranmaktadır. Ozon tabakası üzerindeki etkileri, bileşiğin bozunmasından ortaya çıkan klor radikalleri nedeniyledir.

Karbon tetraklorürün atmosferik ömrü 25 ila 100 yıl arasında tahmin edilmekte olup 45-50 yıl en makul değer olarak kabul görmektedir. Troposferden stratosfere geçiş süresi yaklaşık 30 yıl olarak hesaplanmıştır; bu süre troposferdeki bozunma sürecinden daha kısa olduğundan troposferdeki karbon tetraklorür stratosferde önemli konsantrasyonlara ulaşabilmektedir. 2010 yılında, ozon tabakasına zararlı olduğu gerekçesiyle karbon tetraklorürün üretimi dünya çapında yasaklanmış olsa da, sonraki yıllarda hâlâ atmosfere Doğu Asya'dan (özellikle Çin'in doğu kesimlerindeki sanayi bölgelerinden) karbon tetraklorür salınımı olduğu ve yasak sonrası atmosferdeki CCl4 miktarında azalma olmadığı tespit edilmiştir.

Sudan uzaklaşmanın başlıca yolu buharlaşmadır. Nehirlerde yarılanma ömrü 0,3 ila 3 gün, göl ve yeraltı sularında 30 ila 300 gün olarak hesaplanmıştır. Suda çözünmüş karbon tetraklorür fotodegradasyona veya oksidasyona uğramamaktadır. Hidroliz yarılanma ömrü konusunda çelişkili bulgular mevcuttur: başlangıçta 1 ppm konsantrasyonda 7000 yıl olarak hesaplanan yarılanma ömrü, daha sonraki çalışmalarla birinci dereceden kinetiğe göre yeniden değerlendirilmiş ve 40 yıl olarak tahmin edilmiştir.
Karbon tetraklorürün oktanol-su dağılım katsayısı log Kow 2,64 olup orta düzeyde biyoakümülasyon potansiyeline işaret etmektedir; ancak dokudaki kısa yarılanma ömrü bu eğilimi azaltmaktadır. Balık türlerinde biyokonsantrasyon faktörü 17,7 ile 30 arasında ölçülmüştür. Yeşil alg türü Chlorella fusca'da ise 300 gibi daha yüksek bir biyokonsantrasyon faktörü saptanmıştır. Kapsamlı bir deniz araştırmasında deniz besin zincirinde anlamlı bir biyoakümülasyon bulunmamıştır. Bazı bitkiler lipid içerikleri nedeniyle havadan karbon tetraklorür alabilmektedir.
Çevreye salınan karbon tetraklorürün birçok kaynağı vardır.
Hammadde ve işlem maddesi kullanımlarının üretim kontrollerinden muaf tutulması nedeniyle, karbon tetraklorürün büyük miktarlarda üretimi devam etti ve atmosferik izleme, bildirilen rakamları çok aşan emisyonları defalarca tespit etti. 2018'de yapılan bir ters modelleme çalışması, Doğu Asya'dan kaynaklanan emisyonların 2009 ile 2016 yılları arasında yaklaşık 16 Gg/yıl olduğunu ve üretim kontrollerinin uygulanmasının ardından sürekli bir düşüş olmadığını tahmin etmiştir ve Jeju Adasında bulunan Gosan istasyonunda yapılan ölçümlerin eş zamanlı analizi, Çin'in emisyonlarını 2011-2015 yılları için 23.6 ± 7.1 Gg/yıl olarak belirledi; bu da aşağıdan yukarıya doğru yapılan envanterin birkaç katıdır. Daha sonra yapılan çalışmalar, bu tutarsızlığın büyük bir kısmını klorometan, kloroform, tetrakloroetilen ve diğer kimyasalların üretimi sırasında meydana gelen kaçak salınımlara bağlamıştır.
Atmosferik emisyonların ötesinde, karbon tetraklorür yaygın bir toprak ve yeraltı suyu kirleticidir; Amerika Birleşik Devletleri'nde, Toksik Maddeler ve Hastalık Kayıt Ajansı tarafından incelenen Ulusal Öncelikler Listesindeki Superfund alanlarının en az 430'unda tespit edilmiştir. Kayda alınmış en kapsamlı olay, bileşiğin plütonyum işlenmesinde bir çözücü olarak kullanıldığı ve 1940'lardan itibaren büyük miktarların kuyu ve hendek yoluyla torağa boşaltıldığı Washington'daki Hanford Sahasıdır. Sahadaki Orta Platonun altında oluşan yeraltı suyu kirlilik bulutu yaklaşık 10 km2'lik bir alanı kaplamakta olup, karbon tetraklorürün yanı sıra nitrat, altı değerlikli krom, trityum, iyot-129, teknetyum-99 ve uranyum içermektedir.
1986 yılında ABD'de yasaklanmasından önce ülkedeki en büyük karbon tetraklorür kaynağı tahıl fumigasyonuydu. 1950'lerin başlarından 1970'lerin başlarına kadar, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı'na bağlı Emtia Kredi Kurumu (CCC/USDA), depolanmış tahılları %80 karbon tetraklorür ve %20 karbon disülfür karışımıyla dezenfeksiyon işlemine tabi tutmuştur; bu uygulama, bileşiğin 1980'lerin ortalarında fumigant olarak kaydı silinene kadar tahıl endüstrisinde standart olarak kalmıştır. Onyıllar sonra bu durum Kansas, Nebraska ve Missouri'deki çok sayıda eski depolama alanında toprak ve yeraltı sularının karbon tetraklorür ile kirlenmesine yol açtı; bu kirlenmeye sıklıkla bozunma ürünü olan kloroform da eşlik etti. Yalnızca Missouri'de USDA, soruşturma için 83 eski tahıl depolama alanı belirledi. Nebraska'daki Waverly kasabasında, ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) 1982'de kasabanın yeraltı sularında karbon tetraklorür buldu ve bölge 1986'da Ulusal Öncelikler Listesi'ne eklendi.
Belgelenmiş kirlenme vakaları yalnızca Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı değildir. Amerika Birleşik Devletleri'nde başlıca eski kaynakların plütonyum işleme ve tahıl fümigasyonu olduğu durumun aksine, diğer ülkelerdeki karbon tetraklorür kirliliği vakaları klor-alkali, klorometan ve CFC hammaddesi üretim tesisleri gibi kimyasal üretim alanları etrafında yoğunlaşmaktadır. ABD haricindeki en ciddi vaka, Avustralya'nın Sidney kentindeki Botany Bay'dir. Burada, 1942'den itibaren Botany Sanayi Parkı'nda ICI Australia (daha sonraları Orica olmuştur) tarafından yapılan kimyasal üretim, alttaki kumlu akiferi karbon tetraklorür, tetrakloroetilen, trikloroetilen, 1,2-dikloroetan ve vinil klorür dahil olmak üzere çeşitli klorlu hidrokarbonlarla kirletmiştir. Tesiste kloroflorokarbon üretimi için hammadde olarak karbon tetraklorür kullanılmış ve kirleticiler yeraltı suyunun altında yoğun susuz faz sıvısı (DNAPL) olarak kalmıştır; bu kirleticilerin kaynak alanları 1993-1996 yılları arasında yapılan araştırmalarda belirlenmiştir. Avustralya'daki en kötü yeraltı suyu kirliliği vakalarından biri olarak sıklıkla tanımlanan bu kirlilik sahası, kontrol altına alınmış ve özel bir yeraltı suyu arıtma tesisinde arıtılmaktadır; aynı operasyonların bir diğer sonucu olarak, karbon tetraklorür ve tetrakloroetilen üretiminin yan ürünü olarak yaklaşık 15.000 ton hekzaklorobenzen de birikmiştir.
Avrupa'da, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Ren Nehri'nde, Manchester Gemi Kanalı'nda ve Birmingham ile Coventry yeraltı su kaynaklarında karbon tetraklorür bulunduğunu belgeledi ve Birleşik Krallık'taki bir üretim tesisinin yakınında toplanan yağmur suyunda 300 µg/L'ye kadar yüksek bir konsantrasyon kaydetti.
Benzer şekilde, Çin'deki kimya-petrokimya tesislerinin çevresinde de karbon tetraklorür barındıran yerel yeraltı suyu kirliliği kaydedilmiştir; burada karbon tetraklorür, litre başına onlarca miligramlık konsantrasyonlarda baskın yeraltı suyu kirleticisi olarak ortaya çıkmıştır.
Karbon tetraklorür ilk kez 1968'in başında ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından yasaklandı. Bu yasağa göre, karbon tetraklorürün eyaletler arası ticareti ve bu kimyasalı içeren ürünlerin satışı yasaklanacaktı. FDA, karbon tetraklorürün evlerde leke çıkarıcılar ve yangın söndürücüler gibi ürünlerde kullanımının halk sağlığı açısından risk oluşturduğu görüşündeydi. 1970 yılında karbon tetraklorür toksisitesi nedeniyle ABD'de tüm tüketici ürünlerinden resmen yasaklandı. 1972'den itibaren karbon tetraklorürü hayvan kanserojeni olarak tanımlayan çalışmalar yayımlanmaya başlanmıştı. Ev amaçlı karbon tetraklorür satışı 1974'te, aerosol ürünlerinde kullanımı da 1978'de yasaklanmıştır.
Karbon tetraklorür, Montreal Protokolü kapsamında I. Sınıf ozon tabakasını incelten madde olarak uluslararası düzeyde kontrol edilmektedir. 1987 tarihli orijinal anlaşmada kısıtlanan maddeler arasında yer almamaktaydı, ancak 1990 Londra Değişikliği ile kontrol altına alındı; bu değişiklik, gelişmiş ülkeler için 2000 ve gelişmekte olan ülkeler için 2010 yıllarını aşamalı olarak kaldırma süreleri belirlemiştir; 1992 Kopenhag Değişikliği ise gelişmiş ülkeler için bu süreyi 1995 yılının sonuna kadar hızlandırmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri, 1990 tarihli Temiz Hava Yasası Değişikliklerinin VI. Başlığı aracılığıyla bu yükümlülükleri yürürlüğe koyarak, 1996 yılında hammadde dışı kullanımlar için yerli üretimin çoğunu sona erdirdi; 2000 yılında ABD'de, kimyasal ara madde olarak kullanım haricinde karbon tetraklorür üretimi yasaklanmıştır. Avrupa Birliği ise bileşiği, Ek I'de neredeyse yalnızca kimyasal hammadde veya işlem ajanı olarak kullanılmasına izin verilen bir madde olarak listeleyen (AB) 2024/590 Yönetmeliği kapsamında düzenlemektedir.
| Yapı ve özellikler | |
|---|---|
| Kırılma indisi, nD | 1,458 |
| Abbe sayısı (Vd) | 59,46 |
| Oktanol-su dağılım katsayısı (log Kow/log P) | 2,64 |
| Dielektrik sabiti, εr | 2,2 ε0 (20 °C) |
| Bağ gücü | 70 kcal/mol (Cl–CCl3) |
| Bağ uzunluğu | 1.77 Å (C–Cl) |
| Bağ açısı | 109.5° (Cl–C–Cl) |
| Dipol momenti | 0 D |
| Mol hacmi | 97,09 mol/mL (25 °C) |
| Manyetik alınganlık | 66,6·10−6 cm3/mol |
| Yüzey gerilimi | 26,18 (25 °C) 23,23 dyn/cm, (50 °C) 20,18 (75 °C) 17,08 (100 °C) |
| Viskozite | 0,9578 cP (21 °C) 0,901 cP (25 °C) 0,7928 cP (35 °C) 0,4056 cP (99 °C):1669-1674 133,4 mP (127,9 °C) 156,2 mP (200,2 °C) 190,2 mP(315 °C) |
| Sıkıştırılabilirlik (1 atm basınçta) |
7,84 (-22,9 °C) 8,31 (-13,1 °C) 8,85-8,98 (0 °C) 9,57-9,7 (10 °C) 10,34-10,46 (20 °C) 10,58-10,77 (25 °C) 11,18-11,29 (30 °C) 11,96-12,23 (40 °C) 13,2-13,32 (50 °C) 13,51-13,63 (55 °C) 14,26-14,52 (60 °C) 14,84 (62,6 °C) 15,43-15,77 (70 °C) 16,7 (75 °C) |
| Sıkıştırılabilirlik (1000 atm basınçta) |
5,3 (25 °C) 5,52 (35 °C) 5,75 (45 °C) 5,97 (55 °C) 6,22 (65 °C) |
| Isı iletkenliği (W m−1 cinsinden) |
0,1093 (270 K) 0,1074 (280 K) 0,1055 (290 K) 0,1036 (300 K) 0,1017 (310 K) 0,0997 (320 K) |
| Faz davranışı | |
|---|---|
| Üçlü nokta | 249 K (–24 °C) |
| Kritik nokta | 556,4 K (283,3 °C), 4493 kPa, 3,625 mol.dm−3 |
| Standart füzyon entalpi değişimi, ΔfusH |
2,52 kJ/mol |
| Standart donma entalpi değişimi, ΔfusS |
10,1 J/(mol·K) |
| Standart buharlaşma entalpi değişimi, ΔvapH |
32,54 J/mol |
| Standart buharlaşma entropi değişimi, ΔvapS |
92,82 J/(mol·K), 76 °C |
| Katı özellikleri | |
| Standart oluşum entalpi değişimi, ΔfH |
Bilinmiyor |
| Standard molar entropi, S |
Bilinmiyor |
| Isı kapasitesi, cp | 44,22 J/(mol K), -227 °C (46 K) |
| Sıvı özellikleri | |
| Standart oluşum entalpi değişimi, ΔfH |
–128,4 J/mol |
| Standard molar entropi, S |
214,39 J/(mol K) |
| Yanma entalpisi | –359,9 kJ/mol ΔcH |
| Isı kapasitesi, cp | 131,3 J/(mol K) |
| Gaz özellikleri | |
| Standart oluşum entalpi değişimi, ΔfH |
–95,98 kJ/mol |
| Standard molar entropi, S |
309,65 J/(mol K) |
| Isı kapasitesi, cp | 82,65 J/(mol K) |
| van der Waals sabitleri | a = 20,39 L2 kPa/mol2 b = mol başına 0,1383 litre |
| Basınç (mmHg) | 1 | 10 | 40 | 75 | 100 | 115 | 400 | 760 | 1520 | 3800 | 7600 | 15200 | 30400 | |
| Basınç (atm.) | — | — | — | — | — | - | - | 1 | 2 | 5 | 10 | 20 | 40 | |
| Sıcaklık (°C) | –50 | –19,6 | 4,3 | 15,8 | 23 | 25 | 57,8 | 76,7 | 102 | 141,7 | 178 | 222 | 276 | |

| İkincil bileşen | Karbon tetraklorürün kütle oranı (%) | Azeotropik karışımın kaynama noktası (°C) | Karışımın yoğunluğu (g/cm3) |
|---|---|---|---|
| Allil alkol | 88 | 72,32 | 1,45 |
| Aseton | 11,5 | 56,1 | |
| 2-Bütanol | 83,5 | 69,5 | |
| 94,5 | 75,8 | 1,515 | |
| tert-Bütanol | 83 | 69,5 | |
| Etil asetat | 56,8 | 74,75 | 1,202 |
| 82,2 | 47,7286 mmHg | ||
| Etanol | 84,1 | 64,95 | 1,377 |
| İzopropil alkol | 82 | 67 | 1,344 |
| Metanol | 79,3 | 55,7 | 1,322 |
| Metil etil keton | 70,9 | 73,8 | 1,247 |
| Metil propiyonat | 59,7 | 75,5 | |
| 1-Propanol | 88,4 | 72,8 | 1,437 |
| Karbon tetraklorürün kütle oranı (%) | Su oranı (%) | Üçüncül bileşen | Azeotropik karışımın kaynama noktası (°C) | Karışımın yoğunluğu (g/cm3) |
|---|---|---|---|---|
| 95,9 | 4,1 | - | 66,8 | 1,0-59 |
| 84 | 5 | Allil alkol (%11) | 65,2 | 0,877-1,464 |
| 85 | 3,1 | tert-Bütanol (%11,9) | 64,7 | |
| 86,3 | 3,4 | Etanol (%10,3) | 61,8 | 0,935-1,519 |
| 74,8 | 3 | Metil etil keton (%22,2) | 65,7 | 0,993-1,313 |
| 84 | 5 | 1-Propanol (%11) | 65,4 | 0,979-1,436 |
|başlık= (yardım)