Bu maddenin veya maddenin bir bölümünün gelişebilmesi için alakalı konuda uzman kişilere gereksinim duyulmaktadır. (Ocak 2024) |
| Klinik verisi | |
|---|---|
| Diğer adlar | Dimetiltriptaamin; DMT; N,N-DMT |
| Uygulama yolu | Ağız yoluyla (genellikle Monoamin oksidaz inhibitörleri ile), inhalasyon, insüflasyon, rektal, kas içi enjeksiyon, damar içi enjeksiyon |
| İlaç sınıfı | Psikedelik (halüsinojen) |
| ATC kodu |
|
| Fizyolojik veriler | |
| Kaynak dokular | Santral sinir sistemi (spesifik kaynak dokular tam olarak bilinmemektedir) |
| Hedef dokular | Santral sinir sistemi |
| Reseptörler | En az 13 reseptör (serotonin, sigma, trace amin ilişkili vb.) |
| Öncül | Triptofan |
| Metabolizma | Oksidatif deaminasyon (monoamin oksidaz A), N-oksidasyon, N-demetilasyon, peroksidasyon |
| Hukuki durum | |
| Hukuki durum |
|
| Farmakokinetik veri | |
| Biyoyararlanım | Çok düşük ve inaktif (Monoamin oksidaz inhibitörleri ile kullanımı hariç) |
| Metabolizma | Oksidatif deaminasyon (monoamin oksidaz A), N-oksidasyon, N-demetilasyon, peroksidasyon |
| Metabolitler |
|
| Etki başlangıcı |
|
| Eliminasyon yarı ömrü |
|
| Etki süresi |
|
| Boşaltım | İdrar |
| Tanımlayıcılar | |
| |
| CAS Numarası | |
| PubChem CID | |
| IUPHAR/BPS | |
| DrugBank | |
| ChemSpider | |
| UNII | |
| KEGG | |
| ChEBI | |
| ChEMBL | |
| PDB ligand | |
| CompTox Bilgi Paneli (EPA) | |
| ECHA Bilgi Kartı | 100.000.463 |
| Kimyasal ve fiziksel veriler | |
| Formül | C12H16N2 |
| Mol kütlesi | 188,274 g·mol−1 |
| 3D model (JSmol) | |
| Yoğunluk | 1.099 g/cm3 |
| Erime noktası | 40 °C (104 °F) |
| Kaynama noktası | 160 °C (320 °F) at 06 Torr (800 Pa) also reported as 80-135 °C (176-275 °F) at 003 Torr (400 Pa) |
| |
N, N-Dimetiltriptamin (DMT veya N,N-DMT), triptaminin hem bir türevi hem de analogu olup insanlar da dahil olmak üzere çeşitli hayvan ve bitkide bulunabilen bir triptamin ikamesidir. DMT, psikedelik bir ilaç olarak kullanılabildiği gibi birçok kültürde entojen olarak ayin amacıyla da hazırlanır.
DMT; hızlı, yoğun ve nispeten kısa süreliğine etki gösterir. Bu özelliklerinden dolayı LSD ve halüsinojen mantarlar gibi diğer maddelere göre daha kısa sürede psikedelik etki yaratmasına ithafen 1960 yıllarının Amerika Birleşik Devletleri'nde “iş adamı kafası” olarak da isimlendirilmekteydi. DMT, hem solunabildiği hem de enjekte edilebildiği için etkileri, dozuna ve alım tarzına bağlıdır. Solunması veya enjekte edilmesi durumunda 5 ila 15 dakika boyunca etki gösterir. Amazon kabilelerinin Ayahuska karışımı gibi bir monoamin oksidaz inhibitörü (MAOİ) ile ağızdan alındığı zaman ise etkisini 3 saat veya daha fazla sürdürebilir. DMT, öfori ve geometrik şekillerin canlı psödohalüsinasyonlarını içeren mistik görüntülere neden olabilir.
DMT, diğer bazı psikedelik triptaminlerin fonksiyonel ve yapısal analogudur: O-asetilpsilosin (4-AcO-DMT), psilosibin (4-PO-DMT), psilosin (4-HO-DMT), NB-DMT, O-metilbufotenin (5-MeO-DMT) ve bufotenin (5-HO-DMT). DMT'nin yapısındaki bazı parçaların serotonin ve melatonin içerisinde de bulunması nedeniyle bu maddeler de DMT'nin yapısal analogudur.
DMT, yakından ilişkili olduğu 5-metoksi-N,N-dimetiltriptamin (5-MeO-DMT) ve bufotenin (5-OH-DMT) gibi maddelerle birlikte birçok bitki tarafından üretilmektedir. DMT içeren bitkiler, şamanik yerli Amazon ibadetlerinde sıkça kullanılmaktadır. Genellikle Ayahuska karışımının temel bileşenlerinden biridir ancak bu içecek, bazen DMT üretmeyen bitkiler ile demlenebilir. Mimosa tenuiflora, Diplopterys cabrerana ve Psychotria viridis gibi çeşitli bitkilerde öncü psikoaktif alkaloid olarak bulunur. 5-MeO-DMT'nin ana alkaloid olarak bulunduğu ve Virola kabuğu reçinesinden yapılan enfiyede ise ikincil bir alkaloid olarak bulunur. Aynı zamanda bufoteninin ana alkaloid olarak bulunduğu Anadenanthera peregrina ile Anadenanthera colubrina kabuk, koza ve çekirdeklerinden üretilen enfiyelerde de geri planda kalmış bir amiloiddir. Halüsinojen mantarlarda ana psikoaktif bileşen olarak bulunan psilosin ve psilosibin de yapısal olarak DMT'ye benzerdir.
DMT'nin psikotropik etkileri ilk olarak 1950'lerde gönüllüler ile çalışmış Macar kimyager ve psikolog Stephen Szára tarafından bulunmuştur. Daha sonrasında Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüsünde çalışacak olan Szára, İsviçreli Novartis şirketinin LSD siparişini “bu denli güçlü bir psikotropik maddenin komünist bir ülkeye verilmesinin tehlikeli olacağı” düşüncesiyle iptal etmesinin ardından DMT üzerinde çalışmaya başlamıştır.
DMT, monoamin oksidaz A'nın geri dönüşümlü inhibitörü (RIMA), örneğin harmalin, gibi bir monoamin oksidaz inhibitörü ile kombine edilmediği sürece genellikle oral yoldan etkili değildir. MAOİ kullanılmadığında vücut, monoamin oksidazın metabolik kapasitesinin aşılmadığı durumda ağızdan alınmış DMT'yi hızla metabolize ederek halüsinojen etki yaratmasına izin vermez. Monoamin oksidaz tarafından metabolize olmadan beyine ulaşabilmesi nedeniyle buhar, soluk ve enfeksiyon içerisinde alınan DMT ise kısa süreliğine (genelde 30 dakikadan kısa) güçlü halüsinasyonlara yol açabilir. DMT'nin solunması veya enjekte edilmesinden önce alınan MAOİ ise etkiyi uzatır ve güçlendirir.
DMT'nin klinik kullanımına ilişkin var olan araştırmalar, çoğunlukla ekzojen olarak uyuşturucu şeklinde kullanımı ile ilgilidir. DMT'nin halihazırda insanlarda doğal olarak var olduğu bilinmesine rağmen genel olarak memelilerde endojen etkileri hala tam olarak anlaşılmış değildir.
DMT, sigma-1 reseptörlerinin (Sig-1Rs) endojen bir ligantıdır ve sistemik hipoksiye karşı etki gösterir. Memelilerin ön beynindeki apoptotik ve ferroptotik hücreleri azaltarak iskemik bir ortamda astrositlerin hayatta kalmasını destekler. Bu verilere göre DMT, akut serebral iskemi durumunda farmakolojik tedavi içerisinde bir adjuvan olarak göz önüne alınabilir.
Parkinson hastalığı için potansiyel bir tedavi yöntemi olarak 1/2 fazındaki bir klinik araştırmada çalışılmaktadır.
SPL026 (DMT fumarat), majör depresif bozukluk için destekleyici psikoterapinin yanında kullanılabilecek potansiyel bir ilaç olarak faz 2 araştırmasında çalışılmaktadır. Ek olarak SSGİ’ler ile SPL026'nın bir arada kullanımında ortaya çıkacak etkiler de araştırılmaktadır.
Son zamanlardaki araştırmalara göre N,N-dimetiltriptaminin kuvvetli bir psikoplastojen olduğu ortaya çıkmıştır. Bu madde, hızlı ve sürdürülebilir bir nöroplastisite sağlayarak geniş kapsamlı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabilir.
Psikiyatrik bir çalışma sırasında insanların serebrospinal sıvısında bir miktar dimetiltriptamin ve O-metilbufotenin saptanmıştır.
DMT'nin öznel deneyimlerinde şiddetli zaman genişlemeleri içeren, görsel, işitsel, elle tutulabilir ve propriyoseptif bozulma ve halüsinasyonların yanı sıra sözel ya da görsel olarak açıklanamayacak şekilde tanımlar bildirilmiştir. Hiperbolik geometri algıları ve Escher benzeri mümkün olmayan nesnelerin görülmesi, bu deneyimlere örnek verilebilir.
Birçok bilimsel deney, ilaçlar tarafından bozulmuş bilinç halinde yaşanan öznel deneyimleri son derece kontrollü ve güvenli ortamlarda ölçmeye çalışmıştır.
1990'larda Rick Strassman ile meslektaşları, New Mexico Üniversitesinde DMT ile ilgili 5 yıllık bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışma, öznel psikedelik deneyimlerin niteliği hakkında bazı bilgiler sağlamıştır. Çalışma sırasında gönüllüler, intravenöz yolla DMT almışlar ve doza bağlı olarak farklı psikedelik olaylar yaşamışlardır. Düşük doz alanlar (0,01-0,05 mg/kg), bazı artistik ve duygusal yanıtlar oluştursa da halüsinasyonlar bildirilmemiştir (0,05 mg/kg doz alanlarda orta dereceli mod yükselmesi ve rahatlama görülmüştür). Buna karşın daha yüksek dozlarda ise (0,2-0,4 mg/kilo) “yoğun renkli ve hızlı hareket eden somut veya soyut görüntüler” olarak tanımlanan halüsinojenik deneyimler yaşanmıştır. Diğer duyulara oranla en çok etkilenen duyu, görme olmuştur. Katılımcılar tarafından görsel halüsinasyonlar, daha az sıklıkla işitsel halüsinasyonlar, bedensel bir dissosiyasyona evrilen spesifik fiziksel hisler, öfori, sakinlik, korku ve anksiyete bildirilmiştir. Bulunan bu doza bağımlı etkiler, insanların internette anonim olarak paylaştığı ve belirli dozların üzerinde yaşadıklarını söyledikleri “aydınlanma” benzeri “kafa bulma deneyimleri” ile uyumludur.
Strassman, aynı zamanda ilacın alındığı şartların da önemli olduğunu vurgulamıştır. DMT'nin kendi başına yararlı bir etkisi olmadığını ve asıl önemli olanın ilacı alan kişilerin bulunduğu yer ve zaman olduğunu öne sürmüştür.
DMT'nin kişiyi “diğer akıllı yaşam formlarıyla iletişime geçtiğine” (bknz. “makine cinleri”) inandıracak bir durum veya his yarattığı görülmektedir. Yüksek doz DMT alan kişilerde ortaya çıkan hal, bazen “çok zeki” ancak “duygusuz” olarak tanımlanan “farklı bir akıl” hissiyatı uyandırabilmektedir.
Adolf Dittrich ve Daniel Lamparter tarafından yürütülen 1995 çalışmasına göre DMT tarafından bozulan bilinç, durumsal koşullardan çok alışılagelmiş faktörlerden kuvvetle etkilenmektedir. Bu çalışma sırasında araştırmacılar, bozulmuş bilinci gözlemlemek amacıyla APZ çizelgesinin üç boyutundan yararlanmıştır. İlk boyut olan uçsuz bucaksız sınırsızlık, çoğunlukla pozitif duygular ile ilişkili olup benlik sınırlarının yok oluşunu ifade eder. İkinci boyut ise endişeli benlik yıkımıdır ve düşüncelerin karmaşıklaşması ile otonomi ve iradenin azalışını simgeler. Son olarak görsel yeniden yapılandırma ise işitsel veya görsel illüzyonlar ile halüsinasyonlardan söz eder. Sonuçlar, özellikle DMT'de olmak üzere tüm durumlarda ilk ve son boyutların fazlaca etkilendiğini göstermiş ve böylece bir ve üçüncü evrelerin durumdan bağımsız olarak güçlü bir şekilde değişime uğradığı açığa çıkmıştır.
DMT sarhoşluğu sırasında tanımlanan varlıklar, psikedelik sanatta farklı şekillerde tasvir edilmiştir. Makine cini terimi, insan-bitki ilişkisini inceleyen Terence McKenna tarafından uydurulmuş olup parçalı cinler veya değişken makine cinleri gibi terimlerle beraber DMT “hiperuzayında” karşılaştığı varlıkları tanımlamak için kullanılmıştır. McKenna, “makine cinleri” ile ilk karşılaşmasını 1965'te Berkeley'de DMT tüttürdükten sonra yaşamıştır. Sonrasında onlarla karşılaştığı yer olan hiperboyutsal mekan ile ilgili yaptığı tahminler, birçok sanatçı ve müzisyene ilham vermiştir; DMT varlıklarına yüklenen anlam da McKenna'nın çoşkulu söylemleri nedeniyle gizli kültürel topluluklardaki bireyler tarafından oldukça tartışılmıştır. Cliff Pickover da “makine cinlerinden” Seks, Uyuşturucu, Einstein ve Cinler kitabında bahsetmiştir. Strassman, yaptığı DMT çalışmasında görev alanların karşılaştıklarını bildirdikleri “varlıklar” ile antik dinlerde yer alan Hayyot haq-Qodesh gibi mitolojik varlıklar arasındaki benzerliğe dikkat çekmiştir. Aynı zamanda katılımcıların tariflediği mekanik tekerlek, vites ve makineler ile Tanah'ta bahsedilen canlı yaratıklar ve ofanim gibi düşlerdeki benzerliği savunarak bu yazıların da ortak bir nöropsikofarmakolojik deneyimden türemiş olabileceğini iddia etmiştir.
Strassman'a göre DMT deneyimlerinde görülen ve daha pozitif “dış varlıklar”, meleklerle ilişkilendirilmelidir:
Tanah’ı anlamlandırmak için güvendiğim orta çağlı Yahudi filozoflar, melekleri tanrının ara bulucusu olarak betimlemektedir, tanrı için belirli işlevleri vardır. Kendi DMT çalışmam üzerine konuşacak olursam gönüllülerimin gördüğü varlıklar, meleksi olarak algılanabilir— öncesinde şekilsiz ve görünmez olup şimdi belirli bir halde giyindirilmiş gözükürler— gönüllünün psikolojik ve ruhsal gelişimi ile kararlaştırılırlar— ve o kişiye spesifik bir mesaj getirir ya da deneyim yaşatırlar.
Strassman'ın deneyindeki katılımcılar aynı zamanda diğer bazı yaratıkların böcek ve uzaylıları anımsattığını söylemiştir. Bunun sonucu olarak Strassman da gönüllüleri ile yaşadığı deneyimleri anlatmıştır: “Benim de aklım ruhun bizi nereye yönlendirdiği hakkında karıştı ve endişelendim. Bu noktada bu araştırma ile boyumu aşan işlere girişip girişmediğimi merak etmeye başladım.”
Garip yaratıkları içeren halüsinasyonlar, 1958 yılında Stephen Szára tarafından psikotik hastalarda yapılan çalışmada da bahsedilmiştir. DMT etkisi altında olan bir hastası, DMT sarhoşluğunun ilk safhasında “devlere ya da başka şeylere benzeyen tuhaf yaratıklar” olarak nitelendirdiği varlıklarla karşılaştığını iddia etmiştir.
DMT kullananlar tarafından görülen bu varlıklar, insansı olarak tariflendiği gibi hayvan formlarında da görülmüştür. “Küçük kişiler” (insan olmayan cüceler, cinler, iblis vb.) betimlemesi de sıkça kullanılmıştır. Strassman ve birkaç kişi, uzaylılar tarafından kaçırılma ve dünya dışı varlıklarla olan deneyimler gibi durumların arkasında endojen olarak etki eden DMT'nin yarattığı halüsinasyonların olabileceğini öne sürmüştür.
Rick Strassman, Hezekiel Kitabı’nda takırtılı ve gıcırtılı şeklinde tariflenen Hayyoth deneyimlerini baz alarak katılımcıların da gürültülü işitsel halüsinasyonlar gördüğünü (bir katılımcı tarafından “sesli bir şekilde sohbet edip kıkırdayan cinler” olarak tanımlanmıştır) ve benzerlikler olduğunu belirtmiştir.
2018'de yapılan bir araştırma, DMT kullanımı ve ölüme yakın deneyimler arasında kayda değer bir ilişkiyi açığa çıkarmıştır. 2019'da yapılan geniş bir çaplı araştırmaya göre de ketamin, Salvia divinorum ve DMT (ve diğer klasik psikedelik maddeler); psikoaktif maddelerin kullanımı ile ölüme yakın durumlarda hissedilenler arasındaki benzerlik nedeniyle ölüme yakın deneyimlerle bağlantılıdır ancak sonuç olarak şu anki verilerle ketamin benzeri endojen nörokoruyucu ajanların ölüme yakın deneyimlerde görülen fenomenlerin altında yattığı hipotezini doğrulamak veya reddetmek mümkün değildir.
İnsanlarda yapılan doz bağımlı çalışmaya göre herhangi bir dozda damardan enjekte edilen dimetiltripamin; tansiyonda hafif yükselişe, kalbin hızlanmasına, göz bebeklerinin genişlemesine, rektal sıcaklığın artışına ve birçok kan molekülünün salınmasına (beta-endorfin, kortikotropin, kortizol, prolaktin ve büyüme hormonu) neden olurken melatonin seviyesini ise etkilememektedir.
1950'lerde bazı psikiyatrik hastalıklarda görülen halüsinasyonların asıl olarak psikoaktif ajanların endojen üretimine bağlı olarak ortaya çıktığı öne sürülmüş ve buna da transmetilasyon hipotezi adı verilmiştir. Diğer bazı test edilmemiş hipotezlere göre de insan beyninde üretilen endojen DMT, belirli psikolojik ve nörolojik hallerin oluşumunda rol almaktadır. DMT; sıçan beyni, insan serebrospinal sıvısı ve memelilerin diğer başka dokularında küçük miktarda bulunan doğal bir yapıdır. DMT üretimi için gerekli olan mRNA enzimi INMT’nin insanın serebral korteksi, koroid pleksusu, epifiz bezinde eksprese edilmesi nedeniyle DMT’nin insan beyninde endojen bir rol oynadığı tahmin edilmektedir. Wisconsin Tıp ve Halk Sağlığı Üniversitesinden Nicholas Cozzi ile üç diğer araştırmacı, 2011 yılında DMT ve diğer endojen halüsinojenlerin biyosentezi ile ilişkili INMT’nin insan olmayan primatların (hint şebeği) epifiz bezi, retinal ganglion nöronları ve omuriliğinde bulunduğunu keşfetti. Nörobiyolog Andrew Gallimore ise REM uykusu sırasında bir zamanlar var olan ancak şimdi kaybolmuş psikedelik yoğunlaşmalar sırasında DMT salgılandığını ve bu maddenin sadece modern nöral fonksiyonlarda değil antik beyinde de görev aldığını iddia etmiştir.
Özellikle meyilli kişilerde DMT, halk arasında “kötü kafa” olarak da bilinen şiddetli korku, paranoya, anksiyete, panik atak ve maddeye bağlı psikoz içeren psikolojik reaksiyonları tetikleyebilir.
Diğer serotonerjik psikedelikler gibi DMT de bağımlılık yapmayan ve suistimal riski az olan bir maddedir. DSM-IV için yapılan bir madde kullanım bozukluğu araştırması, stimülan ve depresan psikoaktiflerden farklı olarak halüsinojenlerin neredeyse hiç bağımlılık yapmadığını ortaya koymuştur. Şu andaki verilere göre DMT'nin bırakılmasıyla yoksunluk sendromu ortaya çıkmamakta ve sık kullanılmadığı takdirde kalıcı psikolojik bozukluk riskinin minimal olduğu bilinmektedir ancak DMT'nin ve Ayahuska'nın psikolojik bağımlılık potansiyeli tam olarak ortaya konulamamıştır.
Diğer klasik psikedeliklerden farklı olarak DMT'nin öznel etkilerine karşı herhangi bir tolerans gelişmediği görülmüştür. DMT'nin 5 saat aralıklarla 5 gün boyunca günde 2 kez uygulanması ile yapılan çalışma sonrası herhangi bir tolerans kaydedilmemiştir. Saha araştırmalarına göre direnç dönemi 15-30 dakika sürmekte ve intravenöz uygulamadan 30 dakika sonrasında DMT'nin plazmadaki seviyesi neredeyse ölçülemeyecek düzeydedir. Birbirine yakın dört DMT uygulamasıyla yapılan bir başka çalışmada ise psikolojik etkileri azaltan hiçbir tolerans görülmemiş ancak kalp hızı değişiklikleri ve nöroendokrin etkiler ise hafiflemiştir. DMT'ye benzer şekilde Ayahuska’ya karşı tolerans da gözlenmemektedir. LSD’ye karşı kuvvetli kişilere verilen tam halüsinojenik doz DMT ise çapraz toleransa maruz kalmamıştır. Bu verilere göre DMT, diğer klasik psikedeliklerden farklı farmakolojik özellikler taşımaktadır.
Akut kardiyovasküler durumlar dışında DMT'nin uzun süreli kullanımına ilişkin herhangi bir yan etki saptanmamıştır. Tekrarlayan ve tek seferlik DMT uygulamaları, kardiyovasküler sistemde değişikliklere neden olmuştur. Sayısal olarak pek kayda değer olmasa da DMT, sistolik ve diyastolik kan basıncının yükselmesine neden olur; yüksek dozlarda ise sistolik kan basıncını güçlü bir şekilde etkiler.

Buharlaştırılmış DMT için standart doz, 20-60 miligramdır ancak vücut kitlesi ve bireysel farklılıkların yanı sıra inhalasyon kuvvetine göre de etkisi değişir. Sıklıkla birkaç solukta içe çekilir ancak kullanan kişi tek nefeste içine çekebiliyorsa daha düşük dozlar da tercih edilebilir. Etkileri kısa sürer, genellikle 5 ila 15 dakika ve doza göre değişkenlik gösterir. İnhalasyonu takiben etkilerin başlaması da çok kısa zaman alır (45 saniyeden daha az bir süre), birkaç dakika içerisinde de en yüksek etki noktasına ulaşılır. DMT, içe çekildiğinde kısa ve ani etki göstermesi nedeniyle 1960 yıllarında “iş adamı kafası” olarak bilinmekteydi. Çoğunlukla bitkisel maddelerin içerisine sokulmuş olarak özel bir nargileyle tüttürülebildiği gibi propilen glikol veya sebze gliserini ile çözündürülerek e-sigara aracılığıyla da alınabilir. Bazı kullanıcılar ise esasen esrar özütü için yapılmış buharlaştırıcıları, (“balmumu kalemi”) kristalleri buhar haline getirirken sıcaklık kontrolü yapmanın kolay olmasından dolayı kullanmaya başlamıştır. İçerisinde DMT bulunduran ve Changa adı verilen bir tütün karışımı ise pipo ya da farklı tüttürme araçları ile kullanılabilmektedir.
1990-1995 arasında New Mexico Üniversitesinde psikiyatrist Rick Strassman tarafından sürdürülen çalışmada, yüksek dozda DMT enjekte edilen katılımcıların uzaylı yaratıklarla deneyim yaşadıklarını iddia ettikleri görülmüştür. Sıklıkla görülen bu varlıklar, katılımcıların DMT etkisi altındayken ziyaret ettiklerini söyledikleri bağımsız gerçekliğin yerlileri olarak tanımlanmışlardır.
Sabit akımlı bir infüzyonun yanında DMT kapsülü uygulamasını gözlemleyen bir 2023 çalışmasında DMT deneyiminin uzatılması hedeflenmiştir.

DMT'nin monoamin oksidaz tarafından deaminasyona uğratılarak yıkılmasından dolayı monoamin oksidaz inhibitörü (MAOİ) kullanılmadan oral yolla alınan DMT, hızla inaktive edilir. Geleneksel bir Güney Amerika içeceği olan Ayahuska, Banisteriopsis caapinin DMT içeren Psychotria viridis, Psychotria carthagenensis ya da Diplopterys cabrerana yaprakları ile kaynatılmasından elde edilir. Banisteriopsis caapinin içerisinde bulunan harmala alkaloidlerinin güçlü bir geri dönümlü monoamin oksidaz A inhibitörü (RIMA) olması sayesinde oral yoldan alınan DMT, deaminasyondan korunur. Farklı tariflerin bulunmasının nedeni, Ayahuska'nın kullanımının amacı ve yerel malzeme mevcudiyetidir. Batı ABD'de bulunan iki sık DMT kaynağı, kanarya kamışı otu (Phalaris arundinacea) ve Harding otudur (Phalaris aquatica). Bu istilacı otlar, düşük seviyede DMT ile birlikte diğer başka alkaloidlerin yanı sıra gramin adı verilen toksik ve ayrıştırması zor bir madde de içerir. Ek olarak juremada (Mimosa tenuiflora) da DMT saptanmıştır; Bu küçük ağacın iç kök kabuğunun pembe katmanında yüksek konsantrasyonda N,N-DMT bulunur.
RIMA ile birlikte ağızdan DMT alındığında uzun süren (3 saatten uzun), yavaş ve derin metafiziksel deneyimler (halüsinojen mantarlara benzer ancak daha şiddetli) meydana gelmektedir.
Oral DMT'nin etki şiddeti, yanında alınan MAOİ'nin tipine ve dozuna bağlıdır. Etnobotanikçi Jonathon Ott tarafından iddia edilene göre 120 mg harmin (harmala alkaloidlerinden bir RIMA) ile alınan 20 mg DMT, psikoaktif etkiler göstermiştir. Kendisine göre görüntü oluşumunun eşik değeri, 120 mg harminin yanında alınan 30 mg DMT'dir. Bu, standart doz yerine geçmemektedir çünkü ilaç metabolizması, bireysel olarak değişmektedir.
MAO metabolizması nedeniyle oral yoldan alınınca inaktif olan DMT, Ayahuska gibi özellikle harmin ve harmalin olmak üzere MAOİ içeren içeceklerde bulunur. MAOİ'lerin SSGİ antidepresanları gibi serotonerjik ilaçlarla birlikte alımı sonucu ölümcül olabilen serotonin sendromu (SS) benzeri durumlar görülebilir. Serotonin sendromu; trisiklik antidepresanlar, opyatlar, analjezikler ve migren karşıtı ilaçlarla da ortaya çıkabilmektedir; son zamanlarda dekstrometorfan (DXM), MDMA, ginseng ve sarı kantaron kullanmış bireylerin dikkatli olması önerilir.
SSGİ'lerin, trisiklik antidepresanların ve MAOİ'lerin kronik kullanımı sonrasında SSGİ nedenli 5-HT2A reseptörlerinin down-regülasyonu veya MAOİ nedenli 5-HT2A reseptör duyarsızlaşması sonucu psikedeliklerin kişisel etkisi azalmaktadır. Ancak bir klinik çalışma sırasında selektif serotonin geri alım inhibitörleri (SSGİ) alan depresyon hastalarındaki DMT etkilerinin azalmadığı hatta antidepresan almayan hastalara göre daha kuvvetli mistik deneyimlere, duygusal aydınlanmalara ve daha yüksek benlik ölümü skorlarına neden olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç, daha öncesinde yapılan SSGİ'lerin serotonerjik psikedelik etkisini azalttığı yönündeki araştırmayla ters düşer. Psikedeliklerin antipsikotikler ve antikonvülzanlarla olan etkileşimi tam olarak ortaya konulamamıştır ancak raporlara göre psikedelikler ve lityum gibi mod dengeleyici maddelerin birlikte kullanımı sonucu bipolar hastalarında nöbetler ve dissosiyasyonlar ortaya çıkabilir.
DMT içeren doğal maddeler (hem bitkisel hem de hayvansal), Kolomb öncesinden beri Güney Amerika'da kullanılmaktaydı.
DMT'nin ilk kez sentezlenişi, 1931'de Kanadalı kimyager Richard Helmuth Fredrick Manske tarafından gerçekleşirilmiştir. Doğal bir ürün olarak keşfi ise 1946'da Mimosa tenuifloranın kök kabuğundan elde edip nigerina adını verdiği alkaloidden izole etmesiyle Brezilyalı kimyager ve mikrobiyolog Oswaldo Gonçalves de Lima tarafından yapılmıştır. Ancak bu durumu itinayla incelemiş Jonathan Ott, Gonçalves de Lima tarafından tanımlanan nigerinanın ampirik formülünün bir oksijen atomu içerdiğini ve DMT'nin saf formu olmadığı öne sürmüştür. 1959'da Gonçalves de Lima, içerisinde DMT bulunduğunu net bir şekilde kanıtlayan Mimosa tenuiflora köklerini Amerikan kimyagerlere sunmuştur. DMT'nin daha kesin ve resmi izolasyonu, Evan Horning'in (1916-1993) liderlik ettiği bir Amerikan kimyagerler topluluğu tarafından Anadenanthera peregrinanın tohum ve kabuklarından 1955'te yapılmıştır. 1955'ten beri DMT'nin en az on familyadaki elli bitki türünde, en az dört hayvan türünde ve üç memelide (insanlar dahil) bulunduğu keşfedilmiştir.
Bilimsel anlamda DMT'nin halüsinojenik özellikleri, 1956'da Macar kimyager ve psikiyatrist Stephen Szára tarafından keşfedilmiştir. Yazdığı Dimetiltriptamin: İnsanlarda Metabolizması ve Serotonin Metabolizmasına Psikotik Etkileri makalesinde Speeter ve Anthony'nin metoduyla sentezlenmiş sentetik DMT'nin intramüsküler enjeksiyon ile 20 gönüllüye uygulandığını yazmıştır. Bu gönüllülerden toplanan idrar örneklerinde DMT metabolitlerine rastlanmamıştır. Bu durum, DMT'nin kimyasal yapısını psikoaktif olarak ve dinsel törenlerdeki kültürel kullanımı ile bağdaştırmıştır.
Önemli dönüm noktalarından bir diğeri de Amazon yerlilerinin Ayahuska için kaynattıkları Banisteriopsis caapi asmasının yanında DMT içeren bitkilerin sıkla kullanıldığının keşfidir. 1957 yılında Amerikan kimyagerler Francis Hochstein ve Anita Paradies, Prestonia amazonicum adı verilen ve sıklıkla B. caapi ile “birlikte karıştırılan” “sulu bir yaprak özütünde” DMT saptamıştır. Bu çalışmada Prestonia amazonicanın düzgün bir botanik tanımlamasının yapılmaması, Amerikan etnobotanikçi Richard Evans Schultes (1915-2001) ve diğer başka bilim insanlarının güvenilirlik bakımından dikkatini çekti. Bu hata, muhtemel olarak yazar William Burroughs’ın Tangier'de 1961'de deneyimlediği DMT'yi “Prestonia” olarak adlandırmasına neden olmuştur. Daha iyi bir kanıt, 1965'te kendisine Aguaruna Kızılderilileri tarafından verilmiş ve Diplopterys cabrerana (o zamanlar Banisteriopsis rusbyana olarak bilinmekteydi) yapraklarından elde edilmiş alkaloidlerden DMT izole etmesiyle Fransız farmakolog Jacques Poisson'dan gelmiştir. Yine bir sık kullanılan Ayahuska bileşeni Psychotria viridisteki DMT saptanması ise 1970'te yayımlanan ve farmakolog Ara der Marderosian liderliğindeki bir grup Amerikalı araştırmacının raporuna dayanmaktadır. Huni Kuin halkından aldıkları P. viridis yapraklarının içerisinde DMT saptamakla kalmamışlar, aynı halkın hazırladığı Ayahuska'dan aldıkları bir örnekte de DMT'yi göstermişlerdir.

DMT, diğer asidik tuzlarının kuvvetli bir nem emici olması ve kolayca kristalize edilememesi nedeniyle genellikle bir hemifumarat şeklinde depolanmaktadır. Hemifumarattan daha az kararlı olmasına rağmen DMT'yi buharlaştıran kullanıcılar, daha düşük bir kaynama noktasına sahip olması nedeniyle serbest baz halini tercih etmektedir.
DMT, 2,57'lik dağılım katsayısına sahip lipofilik bir bileşendir.

Dimetiltriptamin, şikimik asit yolağı kullanılarak indol alkaloidlerinden türetilir. Biyosentezi nispeten basittir. Ana amino asit L-triptofan, bitkilerde endojen olarak sentezlenebilirken hayvanlar için ise esansiyel bir amino asittir ve dışarıdan alınması gerekir. Kaynağı ne olursa olsun biyosentezin ilk adımı, L-triptofanın bir aromatik amino asit dekarboksilazıyla (AADC) dekarboksile edilmesidir. Oluşan ürünün analogu triptamindir. İndoletilamin-N-metiltransferazın (INMT) nükleofilik hasar sonucu kofaktör S-adenozilmetiyoninden (SAM) bir metil grubunu triptamine katalize etmesi sonucu transmetilasyon görülür. Bu reaksiyon sonucu SAM, S-adenozilhomosisteine (SAH) dönüşür ve ara ürün olan N-metiltriptamin (NMT) ortaya çıkar. NMT de aynı şekilde transmetilasyona uğrar ve son ürün olan N,N-dimetiltriptamin meydana gelir. Triptamin transmetilasyonu, ex vivo olarak tavşan INMT'sini en kuvvetli şekilde inhibe ettiği gösterilmiş iki tepkime ürününe göre düzenlenir: SAH ve DMT.
Bu transmetilasyon mekanizması, SAM'ın metil grubunun carbon-14 ile radyoaktif işaretlenmesi sonucu ((14-C-CH3)SAM) defalarca kanıtlanmıştır.
DMT, birçok madde kullanılarak farklı yollarla sentezlenebilir. Bu yollardan biri, indolün okzalil klorür ile tepkimesi sonrası dimetilaminle tepkimeye sokulması ve lityum alüminyum hidrit kullanarak karbonil fonksiyonelliğini azaltmaktır. İkinci sık kullanılan yol ise triptaminin formaldehit kullanılarak N,N-dimetilasyona uğratılması ve sonrasında sodyum siyanoborohidrür veya sodyum triasetoksiborohidrür ile indirgenmesidir. Sodyum borohidrür de kullanılabilecek maddelerden biridir ancak iminler ile yarışmalı olması sonucu karbonil gruplarına karşı daha selektif olması nedeniyle daha düşük sıcaklıklara ve daha fazla miktarda ayıraca ihtiyaç duyar. Sodyum siyanoborohidrür veya sodyum triasetoksiborohidrür (çoğunlukla in situ olarak siyanoborohidrürden meydana getirilir ancak su veya metanol bulundurma olasılığı nedeniyle tercih edilmeyebilir) kullanılan yolaklarda siyanatlı triptaminin yanı sıra toksisitesi bilinmeyen beta-karbolin yan ürünleri de ortaya çıkar; buna karşın asit olmayan ortamda kullanıldığında sodyum borohidrür için böyle bir durum söz konusu değildir. Bir bitki özütü olan bufotenin de DMT'ye dönüştürülebilir.
Alternatif olarak fazla miktarda metil iyodür ya da metil P-toluensülfonat ve sodyum karbonat kullanılarak triptaminin fazla metilasyonu sağlanabilir, bu şekilde ortaya dörtlü amonyum tuzu ortaya çıkar. Bu madde de dekuartanize (demetilize) edilerek DMT'yi sağlayacak etanolamine dönüştürülür. Aynı iki adımlı tepkime, 5-MeO-DMT gibi diğer bazı N,N-dimetilize bileşenleri sentezlemek için de kullanılır.

Gizli üretimlerde triptamin ve okzazil klorür gibi başlangıç maddelerinin elde olmaması nedeniyle genelde DMT sentezi tercih edilmez. Bunun yerine nafta ve heptan gibi apolar hidrokarbon çözücüler ile sodyum hidroksit gibi bazlar kullanılarak bitkilerden elde edilmesi daha sık başvurulan bir yöntemdir.
Alternatif olarak asit-baz ekstraksiyonu da tercih edilebilir.
DMT içeren birçok bitki, yeterli seviyede kaynak sağlamaktadır ancak Mimosa tenuiflora, Acacia acuminata ve Acacia confusa gibi spesifik bitkiler en sık kullanılanlardır.
Ekstraksiyon için kullanılan kimyasallar, kolayca bulunabilecek malzemelerdir. Bitkisel maddenin tedariki ise bazı ülkelerde yasaklanmıştır. Son ürün olan DMT ise çoğu ülkede yasa dışıdır.
Kromatografik yöntemler, klinik zehirlenme vakalarında ya da şüpheli ölümlerin adli tıbbi araştırmalarında bir tanısal araç olarak DMT'nin kan, plazma veya idrarda ölçülmesi amacıyla kullanılabilir. Genel olarak alımı takiben birkaç saat sonrasında ölçülen kan veya plazma DMT seviyeleri, 10-30 μg/L arasında değişir. 24 saat içerisinde oral yolla alınan maddenin sadece %0,1 kadarı değişmeden idrarla atılır.
İndoletilamin N-metiltransferazın (INMT) lokalizasyonu için moleküler biyoloji teknikleri kullanılmaya başlamadan önce standart değerler kabul edilerek araştırmalar yapılmaktaydı; bunun için INMT'nin aktif olarak bulunduğu kabul edildiği biyolojik materyaller, enzim ölçümüne tabi tutuldu. Bahsedilen enzim ölçümleri, ya triptamin gibi substratların yanına ilave edildiği (14C-CH3)SAM benzeri radyoaktif olarak işaretlenmiş metil vericilerle ya da in vivo yapıyı ortaya koymak için (14C)NMT tarzında radyoaktif işaretli substratlarla gerçekleştirilmiştir. INMT varlığı ve aktivitesini (ya da yokluğunu) kanıtlamak için eklenilen radyoaktif maddenin kalitatif tespitinin yeterli olması nedeniyle INMT ölçümlerinde kullanılan analiz metodlarının endojen olarak üretilen minik DMT miktarının direkt ölçümünde kullanılan yöntemler kadar duyarlı olması gerekmemektedir. İnce katman kromatografisi (TLC) denilen bu kalitatif yöntem, çalışmaların birçoğunda tercih edilmiştir. Aynı zamanda 1970'lerin başlarında tavşan ve insan akciğerleri kullanılarak yapılan kütle spektrometrisi sonuçları ile ters izotop dilüsyon analizi birleştirilerek INMT'nin triptaminin NMT ve DMT'ye transmetilize edilmesini katalizlediğine ilişkin güçlü kanıtlar elde edilebilir. 1974-
1975'te (14C-CH3)SAM ve NMT substratlarının sıçan kan hücreleri ya da beyin hücreleri ile inkübe edilmesi sonucu beyin dokusunda tetrahidro-β-karbolin türevleri ve ihmal edilebilir miktarda DMT'nin üretildiğinin keşfi ile TLC metodlarının seçicilikte yetersiz kaldığı görülmüştür. INMT ve DMT biyosentezi üzerine neredeyse şimdiye kadar yapılmış tüm çalışmalarda kulllanılan TLC yöntemlerinin aslında tetrahidro-β-karbolinler ile DMT'yi ayırt edemediği fark edilmiştir. Sıçan ve insan hücrelerinde DMT üreten INMT'nin bulunduğunu kanıtlayamayan problemli TLC yöntemlerinin kullanılması nedeniyle in vivo da dahil olmak üzere kuş ve memeli beyinlerinde yapılan INMT aktivitesi ya da DMT biyosentezi çalışmalarına darbe vurulmuştur. 1978'te sıçan beyninde INMT'nin DMT üretimindeki in vivo aktivitesi üzerine yapılan son TLC çalışmasında radyoaktif triptaminin DMT'ye biyotransformasyonunun gerçek ancak cüzi miktarda olduğu ortaya konulmuştur. Daha sonrasında bu çalışmada kullanılan metod da tetrahidro-β-karbolinlerin DMT'den ayrımı üzerine sorgulanmıştır.
INMT kalitatif tespiti için moleküler biyoloji ve immünohistokimya teknikleri kullanılmaya başlanmıştır. İnsanlarda INMT'yi kodlayan gen, 7. kromozomda bulunmaktadır. Northern blot analizleri sonucu INMT'nin mesajcı RNA’sının (mRNA); tavşan akciğeri, insan tiroiti, insan adrenal bezi ve insan akciğerinde de bolca eksprese edildiği görülmüştür. İnsanın kalp, çizgili kas, trakea, mide, ince bağırsak, pankreas, testis, prostat, plasenta, lenf nodu ve omuriliğinde ise orta seviyede ekspresyon bulunmuştur. Tavşan beyni ile insanın timüs, karaciğer, dalak, böbrek, kalın bağırsak, over ve kemik iliğinde ise düşük derece ekspresyondan bahsedilir. INMT mRNA ekspresyonu; periferik kan lökositleri, beyin ve yedi kranyal bölgede (talamus, subtalamik çekirdek, kaudat çekirdek, hipokampüs, amigdala, substantia nigra ve korpus kallosum) bulunmaz. İmmünohistokimyasal yöntemlerle yüksek miktarda INMT, ince ve kalın bağırsağın glandüler epitel hücrelerinde tespit edilmiştir. 2011'de yapılan immünohistokimyasal çalışmalar ise retina, omurilik nöronları ve epifiz bezi gibi ilkel sinir dokularda INMT saptamıştır. In situ hibridizasyonun (northern blot analizinden çok daha güvenilir bir yöntem) kullanıldığı bir 2020 çalışmasında INMT ekspresyonu için gerekli kodlar; insanın serebral korteksi, koroid pleksusu ve epifiz bezinde bulunmuştur.
1961'de Science’ta yayımlanan Julius Axelrod raporuna göre triptaminin DMT'ye biyotransformasyonunu sağlayan bir N-metiltransferaz enzimi, tavşan akciğerinde saptanmıştır. Bu keşif, halıhazırda var olan insan ve diğer memelilerdeki endojen DMT sentezine ilgiyi biraz daha artırmıştır. Sonrasında ise iki majör kanıt grubu araştırılmaya başlanmıştır: N-metiltransferaz enziminin tespiti ve hakkında daha fazla bilgi edilinmesi ile vücut sıvı ve dokularında endojen olarak sentezlenen DMT'nin analizi.
2013'te araştırmacılar, kemirgen epifiz bezinden elde edilmiş mikrodiyalizinde DMT saptamıştır.
2014'te yayımlanan çalışmada insan SK-Mel-147 melanom hücre dizisinde N,N-dimetiltriptaminin biyosentezi rapor edilmiş ve peroksidazlarla metabolize edildiği açıklanmıştır.
Epifiz bezindeki asidofilik hücreler tarafından üretilen DMT'nin yarısından fazlasının ölümden önce ve ölüm sırasında sentezlendiği varsayılmaktadır, toplam miktarı da 2,5-3,4 mg/kg arasındadır. Ancak Strassman tarafından öne sürülen bu iddia, epifiz bezinin DMT'yi önemsiz bir miktarda sentezlediğini düşünen David Nichols tarafından eleştirilmiştir. Epifizin kalsifikasyonu veya çıkartılması sonucunda DMT'nin etkisinin geçmesinde ortaya çıkan hiçbir belirti görülmemiştir. Ortaya çıkan belirtiler, epifizin asıl fonksiyonu olarak bilinen melatonin üretiminin durmasına bağlı olarak görülür. Nichols'a göre ölüme yakın deneyimler yaşayan hastalarda meydana gelen öforiden endorfin ve dinorfin sorumludur.
2014'te bazı araştırmacılar tarafından DMT ve 5-MeO-DMT’nin Sigma-1 reseptörleri üzerinden insan bağışıklık hücrelerinde immünmodülasyonda rol aldığı gösterilmiştir. Bu immünmodülasyon, önemli antiinflamatuar etkiler ve deri rejenerasyonuna katkı sağlıyor olabilir.
Psikedelik bir bileşen olup memelilerde endojen olarak bulunan N,N-dimetiltriptamin, aromatik L-amino asit dekarboksilaz (AADC) ve indoletilamin-N-metiltransferaz (INMT) tarafından sentezlenir. Araştırmalar; sıçan ve insanlarda INMT transkripsiyonu, sıçan beyni ve perifer dokularındaki INMT ve AADC mRNA'ların birlikte bulunma durumları ve sıçan beynindeki DMT seviyeleri üzerinde odaklanmıştır. In situ hibridizasyon kullanılarak hem sıçan hem de insan serebral korteksi, epifiz bezi ve koroid pleksusunda INMT transkripsiyonu gösterilmiştir. Sıçanların AADC ile INMT ekspresyonunu perifer dokularında nadiren beraber bulundurmalarına karşın beyinlerinde ise kayda değer bir kolokalizasyondan söz edilebilir. Epifiz bezi olan ve olmayan sıçanlarda belirlenen ekstrasellüler serebral korteks DMT seviyeleri, serotonin gibi geleneksel monoamin nörotransmitterlerinin seviyelerine benzerlik göstermiştir. Epifiz bezinin varlığı veya yokluğunda değişmeksizin deneysel olarak kalbi durdurulan sıçanların görsel korteksindeki DMT seviyelerinde önemli bir artış tespit edilmiştir. Bu çalışmalar, bilinen monoamin nörotransmitterleri ile karşılaştırılabilecek seviyede DMT sentezi ve salgılanmasını ilk defa gösterebilmiş ve aynı durumun insan beyninde de görülebileceği olasılığını doğurmuştur.
Endojen DMT'nin memelilerde tespitini ilk iddia eden çalışma, 1965'in Haziran ayında yayımlanmıştır: Alman araştırmacılar F. Franzen ve H. Gross, insan kan ve idrarında yapısal analogu bufotenin (5-HO-DMT) ve DMT'yi niceliksel olarak saptadıklarını raporlamıştır. Dört ay sonrasında yayımlanan bir makalede ise bu çalışmada kullanılan metod şiddetle eleştirilmiş ve ortaya konulan sonuçlara karşı şüphe doğurtulmuştur.
2001 öncesinde endojen DMT seviyesini ölçmek için kullanılan analitik yöntemlerin çok azı, duyarlılık ve özgüllük bakımından güvenilir sonuçlar verebilmiştir. Kütle spektrometrisi ile birlikte kullanılan gaz kromatografisi (GC-MS), minimal bir kriter olarak kabul edilmiştir. 2005'te yayımlanan bir araştırma, endojen DMT'nin ölçümünde o zamana kadar kullanılan en özgül ve duyarlı yöntemi tercih etmiştir: elektrosprey iyonizasyon ile birlikte sıvı kromatografisi-ardışık kütle spektrometrisi (LC-ESI-MS/MS), 1970'lerde kullanılan en iyi yöntemlerdeki tespit sınırının (LOD) 1/12-1/200'ü kadar bir tespit sınırına sahiptir.
Bir sıçanın epifiz bezinden elde edilmiş mikrodiyalizin kullanılarak yapıldığı 2013 çalışmasında DMT saptanmış ve memeli beynindeki endojen DMT için kanıt oluşturulmuştur. 2019 deneylerinde ise sıçan beyninin DMT sentezleme ve salgılama kapasitesine sahip olduğu gösterilmiştir. Elde edilen bu sonuçlar, aynı durumun insan beyninde de gerçekleştiği olasılığını doğurmuştur.
1978'te yapılan psikiyatrik çalışmada insanların serebrospinal sıvısında dimetiltriptamin ve O-metilbufotenin saptanmıştır.
| Türler | Örnek | Sonuçlar |
|---|---|---|
| İnsan | Kan serumu | < Tespit sınırı (n = 66) |
| Kan plazması | < Tespit sınırı (n = 71), < LOD (n = 38); 1,000 & 10,600 ng/L (n = 2) | |
| Tam kan | < Tespit sınırı (n = 20); 50–790 ng/L (n = 20) | |
| İdrar | < 100 ng/L (n = 9), < Tespit sınırı (n = 60); 160–540 ng/L (n = 5), GC-MS ile n = 10 olarak ölçülmüştür | |
| Dışkı | < 50 ng/kg (n = 12); 130 ng/kg (n = 1) | |
| Böbrek | 15 ng/kg (n = 1) | |
| Akciğer | 14 ng/kg (n = 1) | |
| Lumbal serebrospinal sıvı | 100,370 ng/L (n = 1); 2,330–7,210 ng/L (n= 3); 350 & 850 ng/L (n = 2) | |
| Sıçan | Böbrek | 12 & 16 ng/kg (n = 2) |
| Akciğer | 22 & 12 ng/kg (n = 2) | |
| Karaciğer | 6 & 10 ng/kg (n = 2) | |
| Beyin | 10 & 15 ng/kg (n = 2), sinaptik veziküler fraksiyonda ölçülmüştür | |
| Tavşan | Karaciğer | < 10 ng/kg (n = 1) |
| Hedef | Afinite (Ki, nM) |
|---|---|
| 5-HT1A | 75–>10.000 (Ki)
75–>100.000 (EC50) %68-100 (Emax) |
| 5-HT1B | 129–>10.000 |
| 5-HT1D | 39–270 |
| 5-HT1E | 456–517 |
| 5-HT1F | Bilinmiyor |
| 5-HT2A | 53-5.323 (Ki)
22-6.325 (EC50) %23-105 (Emax) |
| 5-HT2B | 101-184 (Ki)
3.400–>31.600 (EC50) %10,4 (Emax) |
| 5-HT2C | 33-424 (Ki)
31-114 (EC50) %85-90 (Emax) |
| 5-HT3 | >10.000 |
| 5-HT4 | Bilinmiyor |
| 5-HT5A | 611–2.135 |
| 5-HT6 | 68–487 |
| 5-HT7 | 88–206 |
| α1A | 1.300–1.745 |
| α1B | 974 |
| α2A | 1.561–2.100 |
| α2B | 258 |
| α2c | 259 |
| β1–β2 | >10.000 |
| D1 | 271-6.000 |
| D2 | 3.000–>10.000 |
| D3 | 6.300–>10.000 |
| D4 | >10.000 |
| D5 | >10.000 |
| H1 | 220 |
| H2-H4 | >10.000 |
| M1-M5 | >10.000 |
| TAAR1 | 2,200–3,300 (Ki) (kemirgen)
1,200–1,500 (EC50) (kemirgen) >10,000 (EC50) (insan) |
| σ1 | 5.209 |
| σ2 | >10.000 |
| I1 | 650 |
| SERT | 3.742–6.000 (Ki)
2.962–3.100 (IC50) 81-114 (EC50) |
| NET | 6.500–>10.000 (Ki)
3.900 (IC50) 4.166 (EC50) |
| DAT | >10.000–22.000 (Ki)
52.000 (IC50) >10.000 (EC50) |
| Not: Değer düştükçe ilacın bağlanma kapasitesi de artar.
Veriler, aksi belirtilmediği sürece insan enzimlerine aittir. | |
DMT, şu serotonin reseptörlerine 0,6 μmol/L'den az afinite ile selektif olmadan bağlanır: 5-HT1A, 5-HT1B, 5-HT1D, 5-HT2A, 5-НT2B, 5-HT2C, 5-HT6 ve 5-HT7. 5-HT1A, 5-HT2A ve 5-HT2C için agonist etkisi olduğu bilinmektedir. Diğer serotonin reseptörleri üzerindeki etkisi şu anlık bilinmemektedir. Yapılan iki in vitro çalışmada insanin 5-HT2B reseptörlerine 0,108 ve 1,184 μmol/L'lik afinite göstermektedir. Bu bilginin önemi olmasının nedeni, 5-HT2B reseptörüne yüksek afinite gösteren serotonerjik ilaçların sık veya kronik kullanımının kalp kapak hastalıklarıyla ilişkilendirilmiş olmasıdır.
Dopamin D1, α1-adrenerjik, α2-adreneriik, imidazolin-1 ve σ1 reseptörlerine de afinite gösterdiği saptanmıştır. σ1 reseptörü için aktivasyon konsantrasyonu, yaklaşık olarak 50-100 μmol/L'dir. Diğer reseptörlerdeki etkisi ise tam olarak bulunamamıştır. Aynı zamanda insan plateletlerindeki yüzey serotonin taşıyıcısı (SERT) ve Güz Tırtıllarının Sf9 hücrelerinde de geçici olarak eksprese edilen sıçan veziküler monoamin taşıyıcısı 2 (VMAT2) için substrat olarak da görev aldığı in vitro gösterilmistir. DMT, plateletlere SERT aracılı serotonin alımını 4 ± 0,7 μmol/L'de inhibe edebilirken VMAT için ise bu değer 93 ± 6.8 μmol/L'dir. Ek olarak DMT, 80-114 nM'lik EC50 değerinde potansiyel bir serotonin salgılatıcı ajandır.
Diğer bilinen "klasik halüsinojenler" gibi DMT'nin psikedelik etkilerinin çoğu da 5-HT2A'yı selektif olarak aktive etmesine bağlıdır. In vitroda insan 5-HT2A reseptörü için DMT'nin EC50 (maksimum etkisinin yarısını ortaya çıkardığı konsantrasyon) değeri 0,118-0,983 μmol/L arasındadır. Saptanmış olan bu değerler, tam bir psikedelik dozun uygulanmasının ardından kan ve plazmada ölçülen konsantrasyonlara uygundur.
DMT, halüsinojen etkisine toleransın gelişmediği tek tük psikedeliklerdendir. DMT'ye toleransın gelişmemesinin nedeni, LSD ve DOI gibi diğer psikedeliklerden farklı olarak in vitroda 5-HT2A reseptörlerini duyarsızlaştırmaması olabilir. Bunun sebebinin ise DMT'nin 5-HT2A reseptörü için eğilimli bir agonist olması olduğu düşünülmektedir. Daha da detaya inmek gerekirse DMT, β-arrestin2'yi fazlaca çoğaltmadan serotonin 5-HT2A reseptörünün Gq sinyal yolağını uyarır. β-arrestin2 aktivasyonu, aşağı regülasyon ve taşifilaksi ile ilişkilidir. DMT'ye benzer olarak 5-MeO-DMT de 5-HT2A'nın eğilimli reseptörü olup β-arrestin2'yi minimal düzeyde aktive eder, bu nedenle halüsinojenik etkisine karşı tolerans gelişimi çok azdır.
DMT'nin 2C reseptörü üzerinde 2A reseptörüne göre daha güçlü bir etki göstermesinden dolayı 5-HT2C'nin de DMT'nin etkilerinin ortaya çıkmasında görev aldığı tahmin edilmektedir. 5-HT1A ve σ1 reseptörleri gibi diğerleri de etkilerde görev alıyor olabilir.
2009'da DMT'nin σ1 reseptörü için endojen bir ligant olabileceği hipotezi ortaya atılmıştır. σ1 aktivasyonu için in vitroda gerekli DMT düzeyi (50-100 μmol/L), fare beyninde 106 μmol/L olarak ölçülen aktif konsantrasyona yakındır. Bu değer, sıçanın beyin dokusunda ve düşük aktivitedeki insan plazmasında ölçülen değerin en az 4 katı kadardır; bu yüzden σ1 reseptörlerinin DMT ile sadece yüksek konsantrasyonlarda aktive olduğu düşünülmektedir. Eğer DMT sinaptik veziküllerde depolanmakta ise veziküllerin salgılama yapması ile bu seviyelere ulaşılabilir. Örnek vermek gerekirse beyin dokusundaki ortalama serotonin miktarı, 1,5-4 μmol/L aralığındayken sinaptik veziküllerdeki serotonin konsantrasyonu ise 270 mM'dir. Veziküler salgılanmayı takiben serotonin reseptörlerinin içerisinde bulunduğu sinaptik boşluktaki serotonin konsantrasyonu ise 300 μmol/L civarındadır. Reseptör bağlantısının afinitesi, etki ve dokulardaki ortalama konsantrasyonun in vitroda ölçülmesi her ne kadar kullanışlı olsa da DMT'nin veziküllerdeki, sinapslardaki ve intrasellüler reseptörlerdeki konsantrasyonu hakkında bilgi verememektedir. Bu koşullar altında reseptör seçiciliği konusu tartışmalıdır, psikedelik etkilerin ortaya çıkmasında öncesinde belirtilen reseptörlerin aktive olması rol oynuyor olabilir.
Eylül 2020'de yapılan in vitro ve in vivo çalışmalarda Ayahuska içerisinde bulunan DMT'nin nörogenezi yani sinir hücresi yapımını uyardığı ortaya çıkmıştır.
DMT, kemirgenlerdeki psikedelik etkilerin bir göstergesi olan kafa seğirmesi tepkisini (HTR) yaratır. Ancak farelerdeki HTR örnekleri ise oldukça çeşitlidir: diğer psikedelikler gibi HTR yaratabilir, diğer psikedeliklerden daha az kuvvetli HTR yaratabilir ya da hiç HTR yaratmaz. Alınan farklı sonuçlar, DMT'nin hızlı metabolizması veya farklı türlerdeki farklı özelliklerine bağlı olabilir. DMT aynı zamanda kemirgenlerde yapılan ilaç ayrım testlerinde LSD ve DOM tarzı yanıta yol açabilir.
DMT'nin hızlı ve sürdürülebilir bir nöroplastisite sağlayarak geniş spektrumlu tedavi yöntemi olarak kullanılabilecek bir psikoplastojen olduğu ortaya çıkartılmıştır.
Serotonin 5-HT2A reseptörünün DMT, diğer psikedelikler ve agonistleri ile bağlantısının kriyojenik elektron mikroskopisindeki yapısı; Bryan L. Roth ve meslektaşları tarafından incelenip raporlanmıştır.
Tam psikedelik dozun kas içi enjeksiyonunu (0,7 mg/kg, n = 11) takiben kanda ölçülen ve damar içi uygulanması (0,4 mg/kg, n = 10) sonrası plazmada ölçülen zirve DMT seviyeleri, sırasıyla 14-154 μg/L ve 32-204 μg/L arasındadır.
DMT'nin bu değerlere tekabül eden molar konsantrasyonu ise kanda 0,074-0,818 μmol/L civarındayken plazmada ise 0,17-1,08 μmol/L aralığındadır. Ancak birçok çalışmaya göre periferik uygulama sonrası DMT, sıçan ve köpek beynine aktif transportla taşınmış ve biriktirilmiştir.
İnsan beyninde de benzer aktif transport sonrası DMT'nin kana göre beyin dokusunda birkaç kat daha fazla bulunabileceği düşünülmüştür, bu nedenle lokal olarak ölçülen sonuçlar daha düşük veya yüksek bulunabilmektedir. Bu değerler, beyinde 1,5-4 μmol/L düzeyinde seyreden serotonin miktarı ile uyum sağlamaktadır.
Zirve psikedelik etkilerin gözlemlendiği hızla uyumlu olarak zirve konsantrasyona ulaşma süresi (Tmax) intramüsküler uygulama sonrasında kan için 10-15 dakika iken intravenöz uygulama sonrasında ise plazma için 2 dakikadır. Ayahuska çayı içerisinde ya da liyofilize edilmiş Ayahuska kapsülü ile oral yoldan alındığında ise Tmax, sırasıyla 107,59 ± 32,5 dakika ve 90-120 dakikaya çıkmıştır.
DMT'nin yok edilmesine ilişkin farmakokinetik bilgi ise henüz çalışılmamış ve rapor edilmemiştir.
Lipofilik özellikleri nedeniyle kan-beyin bariyerini kolayca aşar ve santral sinir sistemine girer.
Uluslararasında DMT'nin izinsiz, muafiyetsiz veya ruhsatsız bulundurulması yasa dışıdır ancak Ayahuska ve diğer DMT çayları ise yasalara uygundur. Uluslararası kademede DMT, Psikotropik Maddeler Kongresi tarafından yönetilmektedir. Kongreye göre elde bulundurmak, satın almak, sipariş vermek, satmak, pazarlamak ve dağıtmak suçtur.
Bazı ülkelerde Ayahuska; yasaklanmış, denetimli veya yasayla düzenlenmişken bazı ülkelerde ise belli bir seviyeye kadar bulundurmak, satmak ve kullanmak ise yasalara uygundur.
Aralık 2004'te Yüksek Mahkeme’nin tehiri sonucu Brezilya merkezli União do Vegetal (UDV) kilisesinin o yılki Noel töreninde DMT içeren çayları kullanabilmesine olanak sağlanmıştır. UDV içerisinde Huska ve diğer kültürlerde Ayahuska olarak bilinen bu çay, yaprak ile salkımların kaynatılmasından elde edilmektedir. Gonzales v. O Centro Espírita Beneficente União do Vegetal’e göre Yüce Mahkeme'ye 1 Kasım 2005'te konu sunulmuştur ve oy birliği ile 1993 Dini Özgürlüğün İyileştirilmesi Kanunu altında ABD federal hükûmetinin UDV'ye bu çayı ithal etmesi ve tüketilmesi konusunda izin vermesi gerektiğine karar verilmiştir.
Eylül 2008'de ise üç Santo Daime kilisesi, DMT içeren Ayahuska çayını ithal etme iznini almak için federal mahkemeye dava sunmuştur. ABD Bölge hakimi Owen M. Panner tarafından yönetilen Church of the Holy Light of the Queen v. Mukasey davası, Santo Daime kilisesi lehine sonuçlanmıştır. 21 Mart 2009'da bir federal hakimin açıklamasına göre Ashland’deki kiliseler; Ayahuska'yı ithal edebilir, dağıtabilir ve demleyebilir hale gelmiştir. Panner, hükûmetin “Daime çayını” yasaklamasının önüne geçecek kalıcı bir tedbir kararı çıkarmıştır. Panner'ın kararına göre Kraliçe'nin Kutsal Işığı Kilisesi'nin ektinlikleri yasaya uygundur ve din özgürlüğü adı altında korunmaktadır. Bu kararın verilmesi ile federal hükûmetin yapılan düzenlemeler dahilinde hareket eden kilise üyelerini engelleme ve cezalandırmasının önüne geçilmiştir.
DMT ile dolu elektronik sigara fişekleri, 2018'den beri karaborsada satılmaktadır.
Halihazırda var olan klinik DMT kullanımı araştırmaları, ekzojen bir ilaç olarak alınmasına ilişkin etkilerle ilgilidir. DMT'nin doğal olarak insanlarda bulunan bir bileşen olduğu bilimsel olarak kabul edilse de henüz endojen DMT'nin insanlardaki (ve genel olarak memelilerdeki) etkisi tam olarak anlaşılamamıştır.
Dimetiltriptamin (DMT), sigma-1 reseptörlerinin (Sig-1R) endojen ligantlarından olup sistemik hipoksiye karşı etki gösterir. Araştırmalara göre DMT, memelilerin ön beynindeki apoptotik ve ferroptotik hücreleri azaltarak iskemik ortamdaki astrositlerin hayatta kalmasını sağlar. Toplanılan bilgilere göre akut serebral iskeminin yönetiminde farmakolojik bir tedavi yöntemi olarak DMT kullanılabilir.
DMT, bir klinik araştırmanın 1/2 fazında Parkinson hastalığı için potansiyel bir tedavi yöntemi olarak çalışılmaktadır.
SPL026 (DMT fumarat), şu anda majör depresif bozuklukta destekleyici psikoterapi ile birlikte kullanımı açısından bir klinik çalışmanın 2. fazında araştırılmaktadır. Ek olarak güvenlilik açısından SSGİ’ler ile SPL026'nın kombine edilmesi sonucu ortaya çıkan etkiler de çalışılmaktadır.
|ad= ve |soyadı= eksik (yardım)|ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım); |ad= ve |soyadı= eksik (yardım)